Menu

Bay Brend’in deşarj olamayan telefonu

BAY BREND’iN DEŞARJ OLAMAYAN TELEFONU Saat 16:00 Selam karıcığım, şu anda trendeyim. Şarjım bitmek üzere. Hemen kısaca yazayım. Tam istasyona on beş dakika kala sebebi bilinmeyen bir nedenle trenimiz durdu. Demin anons ettiler, sorunun ne olduğunu araştırıyorlarmış. İçerisi ana baba günü ve çok sıcak, resmen yanıyoruz. Sol tarafımda oturan Çin kökenli yolcunun söylediklerine bakarsak fazla […]

Yarım Asırlık Abajur Acısı

Murat Orçan Toplama kampının tepesindeki keskin nişancı talim ederken vurdu onu. Önce bacağından vurdular sonra başından. Sonradan öğrendim ki önce bacağından vurulmasının sebebi kaçıyormuş gibi göstermek istediklerindenmiş. Adı Haim’di. Ranza arkadaşıydık. Ama öyle o alt ranzada, ben üst ranzada yatıyor değildik. İki katlı bir ranzanın alt katında beraber yaşıyorduk. 47 gün boyunca aynı yatağı paylaştık. […]

Hans ile Bans, Hitler’in İki Askeri (I)

Hans ile Bans, Hitler’in İki Askeri (I) İkinci dünya savaşı döneminde Almanya’daki bir toplama kampında iki asker olan Hans ile Bans’ın bazı ortak noktaları vardı. İkisi de Duisburgluydu. İkisinin yatakları kışladaki yatakhanede yan yanaydı. Beraber yemeğe gidiyorlar, beraber içtimaya çıkıyorlardı vb. Listede isimleri yan yana olduğu için neredeyse her şeyi beraber yapıyorlardı. Kumandandan bazen görev […]

Sahile Vuran Kelebek

Aylardır dünyayı dehşet ve korku içinde bırakan Kara Vandalların Kobanê’ye saldıracakları haberleri geliyordu çöl taraflarından. Kara elbiseli, kara bayraklı ve kara kalpliydiler… Hunharca öldürüyorlardı, yakaladıklarını kesiyor, kadınları satmak için kaçırıyorlardı. Köylerin boşaltılması çağrıları yapılınca insanlar çaresizlik içinde tozlu yollara düşüp, kanla, terle, havarlar arasında sınıra vardılar. Binlerce insan, yaşlısı, genci ve çocuğuyla; endişe, korku ve […]

KISA BOT

KISA BOT/ ÖYKÜ Dolmuştaydım; günün yorgunluğu vardı üzerimde. Hafta sonu olduğu için trafik ağır ilerliyordu. ‘İnip yürüsem eve daha erken varırım,’ diye düşünüyordum ama yürümeye takatim yoktu. Eh boyacı olmak zordur; sürekli fırça sallamaktan, merdiven inip çıkmaktan insanın imanı gevriyor. Yine de zevkli bir iştir. Hele haftalığını almış, cebindeki şişkinliği hissedebiliyorsan bundan ötesi olur muydu? […]

YA SEN

Ne olduysa o gün oldu.  O gün anlam kazandı yaşamak. Bir başka gözle gördüm doğayı. Ağaçların gülümsemesine, gökyüzünün beni  izlediğine, kuşların beni nasıl bir arzuyla  o senfoniye davet ettiğine, kapıların, pencerelerin bana açıldığına, renklerin  beni dansa  kaldırışına, bir adım mutluluğun  ne anlama geldiğine…  Unutulmuşluğun nasıl dile getirildiğine işte o gün tanık oldum. Bir  manavdan, bir işportacıdan, bir ayakkabı  […]

ÇIKIŞ

Ortası çukurca, bembeyaz bir yatakta açtı gözlerini. Üst bedeni çırılçıplaktı. Göğsünün bazı noktalarına siyah kablolar yerleştirilmiş, belirli aralıklarla sesler çıkaran pek çok cihazın ortasındaydı. Burası neresiydi? Doğrulup kendini beline kadar örten çarşafı açmak isterken kolundaki iğne izlerini fark etti. Hareket edemediğini anlayınca derin bir ızdırap ve şaşkınlık duydu. Hiçbir şey anlayamıyordu. Felç geçirmiş olabilir miydi? […]

Bayan Ester

Alnındaki teri silmeye çalışırken elindeki koliyi düşürdü. Zaten sinirleri gerilmişti. Bir de bu taşınma olayı ona ölüm gibi geliyordu. Yaser, otuzlu yaşlarda, boylu poslu, yakışıklı, kariyer sahibi efendi bir gençti. Bir gören kadın bir daha bakardı. Yeni işi için evini taşıması gereken Yaser, bir an önce her şeyi yerleştirip derin bir uyku çekmek istiyordu. “Başlayayım […]

Acıları bastırmak

6 Ağustos sabah Marmaris’e gitmek için İzmir otogarda, Bornova Devriye Ekipler Amirliğin yanındaki çay ocağında kahve içerken Ömer’i elinde bavulla geçerken gördüm. Tam otuzüç yıldır görmediğim çocukluk arkadaşımı görünce sevincimden yerimden sıçradım ve ona koştum. Birlikte yolculuk yaptığım eşim ve oğlum ne yaptığıma şaşıp peşimden geldiler. “Ömeeer!” diye bağırarak ona sarıldım,  o da bana sarıldı. […]

Ağlayanlar*

AĞLAYAN KIZ Aralık ayının iç karartan günlerinden bir gün. Yoo, doğruyu söyleyeyim. İçimi karatan hava falan değil. Suriye’deki savaşa ve onun mağdurlarına yeteri kadar ağladık. Ama sadece ağladık. Başka da bir bok gelmedi elimizden. Tam ona alıştık derken şimdi de güzel üklemin bazı kentlerinde  Kürtlere yapılan içkıyım başladı. Sokağa çıkma yasaklarıyla, ablukalarla bazı kentlerimizdeki insanlar […]

Toprak Kokusu

Sokağın başında durdum, kederle sokağı izlemeye başladım. Evlerin çoğu çoktan dört-beş katlı apartmanlara dönüşmüştü. Çocukluğuma dair hiçbir iz kalmamıştı. Burnumun direği sızladı. Yavaş adımlarla yürüyüp sokağın öteki ucuna gittim. Kederle sağıma soluma baktım, sevindim birden. Elektrik direğinin dibindeki ev neredeyse hiç değişmemişti ve zamana karşı direniyordu; evi ve içindekileri hayal etmeye çalıştım. İlk sahibini anımsadım. […]

Taş Masa

O kirli masanın çevresine toplandığımızda olacaklardan habersizdim. Örtüsüz, üzerinde halka halka çay bardağı izleri olan, kollarımızı koymaktan çekindiğimiz o kirli masanın içimize ayna tutmak için oraya, o tenha köşeye özellikle çekildiğini her şey bittikten sonra anlayacaktım. Sadece iki kişiydik konuşmaya başladığımızda. Ben ve o. Sonra taşın suya düşmesiyle oluşan halkalar gibi genişleyip çoğaldık, ki bu […]

Somyadaki

Kapıyı art arda ve hızla çalan beş yaşındaki çocuğu içeri aldı. Kucağındakini hala pışpışlıyor, uyutmaya çalışıyordu. Eteğine yapışan iki yaşındaki çocuğun ağlaması ise yeni durmuştu. İçeriye giren beş yaşındaki kızı nefes nefese : −Anne, anne beni yıka, dedi. İyi de bugün banyo günü değildi ki. Şimdi ocağı yakmak, kazan kurmak listesinde yer alan işlerden değildi. […]

Röntgen Falı

“Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi.” Kelimelerin üzerine fosforlu, kalın, keçeli kalemle uzunca sarı bir çizgi çekmişim. Solmuş unutulmaktan. Cümlenin altını unutmak için mi ya da hatırlamak için mi çizmişim, bilemiyorum. Tesadüfen, öylesine canım sıkkın olduğu için açtığım romanın sayfalarından şansıma bu yorgun kelimeler yığını çıktı. Kelimeler gerçeği açıklamaz, gizler sanırdım, yanılmışım. […]

Batak

Az önce dövmüştü mahalleden arkadaşı Zebercet. Tam olarak arkadaşı da değildi. Kendinden on yaş küçüktü, yirmi bir yaşındaydı. Karısı Selin’le aynı yaştaydı. Volkan’ın ağzının içi kan dolmuş, akşam soğuğunda yokuş aşağı inen caddenin merdiven kaldırımlarının üzerinde yatıyordu. Böbrek boşluğuna defalarca vurmuştu Zebercet. Aynı teklifi kime yapsa aynı cevabı verirlerdi Volkan’a. Yerinden doğrulup yürümeye başladı turuncu […]

Sudaki Adam

Kadın Ben 32 yaşında, iki çocuklu bir köy kadınıyım. Şu arkadaki köyde tarlalarımız, bağımız, malımız davarımız var. Tüm köy kadınları gibi biz de yıl boyu onlarla uğraşır, kendi yağımızla kavrulup gideriz. Ha, ken-dimizden değil, sudaki adam’dan bahse-decektim değil mi..? O sabah her zamanki gibi traktöre, kocamın yanına oturmuş tarlamıza gidiyorduk. Traktörümüzün üstü kapalı değildir. Sese, […]

Yaşamın Kıyısında

Ali Bey boş banklardan birine oturdu. Yorgun ve halsizdi.  Beli de ağrıyordu. “Şu bel fıtığı da yakamı bırakmıyor,” diye fısıldadı iç sesi. Yaşlı sayılmazdı ama yaşam koşulları onu erken yıpratmıştı. Yavaşça ilişmişti oturduğu yere.  Diğer banklarda oturanlar onu fark etmediler bile. Hepsi kendi dünyalarındaydı. Çoğunun yüzüne umarsızlık sinmişti. Kimi, gözlerini bir noktaya dikmiş, öylece oturuyordu. […]

Unut

“Unut” dedi annem. Parklarda, pencere kenarlarında ekmek kırıntıları toplayan güvercinler gibi gezinirken saçlarımda yaşlı eli; “Unut çocuğum bu kış da gelmeyecek o, Hiç değilse bir daha ki kışa kadar unut…” Küçüktüm. Büyürsem, başımın gökyüzüne çarpacağından korkacak kadar küçük ve inatçı… Her haftasonu evimizin önündeki küçük çocuk parkında, paslı zincirlerinin ellerimi boyadığı salıncakları boşken sallamak en […]

Hayat Devam Ederken

Yanı başına düşen havan topu askeri havaya savurup, ağacın dibine, çalıların arasına düşmesine neden oldu. Şarapnel parçası askeri üç yerinden ağır yaralamıştı. Asker ağacın dibine baygın bir halde yığılıp kaldı, sanki ağacın dibinde çömelmiş ve kafasını ağaca yaşlanmıştı. Bedeni ağır darbe aldığı için beyni, hayatta kalabilmek adına şuurunu saf dışı bırakmıştı. Uzun aralıklarla kısa nefes […]

Gereği Düşünülmeli

“Beyefendi, nereden geldiğimiz mi sorarsanız? Nasıl anlatacağımı da bilmiyorum ya, sordunuz bari cevaplandırayım. Adliye sarayından, sırtımızdan koca bir yük kalktı. Bundan on iki yıl önce eşimle birlikte el ele yürürken, o günlerde birbirini seven iki insanın el ele yürümesi hor görülmüyordu bizim mahallede, bir trafik kazasına tanık olduk. Hava güneşliydi, gökyüzünde birkaç bulut, sıcaklık tam […]

Geçit Öykücüleri

(Dünyanın Tüm Hikâye Satıcılarına…) Çığlıkla gözümü açtım. İstasyona yaklaşmıştık. Yıkık hangarları, eski bina ve kulübeleri istasyon, çeşmesini bankları sırasıyla arkamızda bıraktık. Trenin durması ile sonlandı yolculuğumuz. Tabelaya göre ineceğim yer doğruydu ama zaman ve mekân öncekilerden farklıydı. Neden böyle düşündüğümü az sonra size açıklayacağım ben şu an bile ilk şaşkınlığın altındayım ve neler olup bittiğini […]

Martılar

Olaylar, birkaç yıl evvel ödül töreni için bulunduğum sahil kasabasında, nisanın üçüncü haftasında başlamıştı. Anlatacaklarımı hayal ürünü sayarak işin içinden çıkmak mümkün olsaydı konu üstünde bu denli kafa yormazdım. Kahramanları ben ve babam olan bu olayı uzun süre kimseye anlatamadım. İçimde bir sır gibi saklayacaktım ama olayın benden başka tanıkları olduğunu bildiğimden sır olmaktan çıkmış […]

Kevin’in Utancı

Merakla karışık bir heyecanla ellerini ovuşturuyordu. Arkadaşını bu halde görmek ona acı veriyor ve bunu ona belli etmemek için büyük çaba sarf ediyordu. Simon, arkadaşının hissettiklerini anladı ve doğrudan konuşmaya başladı: ‘‘Ah eski dostum.” dedi,“ne çabuk geçti koca bir ömür? Bitişe yaklaştığımızı fark etmeden geçen günlerle dolu koca bir ömür.” Kevin rahatsız olduğunu belli ederek: “Böyle konuşma, bunun da üstesinden […]

Dünyanın Gölgesi

Güneş milyonlarca yıl dönüp durmuş. Öyle bir an gelmiş ki, dönmekten bıkıp şiddetle titremeye başlamış. Bu titremenin etkisiyle gök gürlemiş, şimşek çakmış ve çıkan fırtınada bulutlar çarparak yağmurlar yere inmiş. Yeryüzü “Tufan” denen sularla dolmuş. Bu fırtınada gökten bir moleküller yumağı düşmüş! Bu yumak yere öyle bir çarpmış ki, paramparça olmuş ve moleküller dağılmış. Dağılan […]

Delirmemek

İçerisi pek çok hastane gibi tepeden tırnağa beyaz… Tavanlar, duvarlar, yerler…  Her şey bunaltıcı beyaz bir sıcaklık içinde… Sersemletici bir müzik çalıyor. Müziğe hakim enstrümanın org olduğu düşünülürse çalan Bach olmalı. Başımda bir esriklikle gelmiştim buraya. İçerisinin sıcaklığı ve müziğin de etkisiyle iyice sersemleşiyorum. Psikiyatri servisinin önü çok kalabalık. Kimi eşinin doktorla görüşmesi sırasında çocuğunu […]

Kayıp Baba

O seneyi hiç unutamıyorum. Kışın iki metre kar yağmış ve nisan ortalarına kadar evlerimize hapsetmişti bizi. Baharın da köyün sığırını almıştık. Çoban olmuştuk yani. Sığırı bütün yaz dağda bayırda güdecek, yaz sonunda da sığır başı hakkımıza düşeni sahiplerinden alacaktık. Bu ‘hak’ genellikle buğday, arpa, bulgur, bazı durumlarda da beyaz fasulye gibi kışlık erzaklar olurdu. Hak’kımızı […]

Troya Dediğin

“Troya dediğin nedir ki? Birkaç evle, birkaç mezar. Rüzgâr, rüzgâr, rüzgâr…” “Tanrı Boreas’ı gücendireceksin Hekabe. Bu kente zenginliği, refahı rüzgâr getirdi. Sert esen rüzgârlar nedeniyle boğazı geçemeyen gemiler günlerce Troya açıklarına demir atmasa hâlimiz nice olurdu! Halkımız bugün refah içinde yaşıyorsa bunu rüzgâra borçludur.” Troya kraliçesi Hekabe omuzlarını silkti. Başını ellerinin arasına aldı. Lodosun onu […]

Sokaklar Babam Kokuyordu

Babamı hiç tanımadım ben. Kokusunu duymadım. Kulaklarımda asılı değil sesi. Resmi de yoktu duvarımızda. Olsaydı bakardım… İki üç yaşında var yoktum. Bir gün anneme sordum babamı. “Beni kaçırdı köyümüzden, alıp getirdi buralara. Gerçi İzmir çok güzel ama…” dedi. Sustu, gözlerini tavana dikti, sonra da, “Benim için çoktan öldü baban” dedi. “Benim için neden ölmedi?” diye […]

Eteğinde Dünyanın

Hiç yitirmedik kendimizi, hiç başkası olmaya çalışmadık. Ama kendimiz gibi olmamıza da izin vermediler be Karafiti. Ne yaptık, ne ettikse olmadı, bizi olduğumuz gibi kabul etmediler. Kardeşimle eteğine tutunup, birkaç sokaktan ibaret olan mahalleyi, o koca dünyayı keşfe çıktığımız yıllardan siyah beyaz kareler kalmış aklımda. Şimdi yerinde çirkin apartmanların olduğu ulu bir ceviz ağacıyla son […]

Kadın ve Sokak Lambası

Kadın balkonda sigara içiyordu yine. Balkonun tam karşısındaki sokak lambası, sarı bir hüzünle yere eğmişti başını. Kadının tüm üzüntülerini, kederlerini lamba da yüklenmişti adeta. Nasıl olmuştu da bir lamba, bir insanla duygudaşlık kurmayı öğrenebilmişti, hiç konuşmadan sadece seyrederek kadının duygularını anlamayı başarabilmişti. Kadın balkonda sigara içiyordu. Kadının gözü, hep sokağın başında görünecek, tüm ağırlığını tekerlerine […]

Güvercin Uçurmaları

Bu dik başlı güvercin, sevimsiz, geçimsiz, kavgacı bir kuştu. Durduk yerde hırçınlaşır, huysuzlaşır, sağa sola saldırırdı. Kaldı ki taklaların en güzelini de o atardı. Ötekiler gibi havada birkaç kez dönenip yere inmez, verilecek yemi beklemezdi. Uzun, zarif süzülüşleri, kıvrak pikeleriyle Birol’da heyecan yaratır, duygularını çalkalar, dalgalandırırdı. Uçup dururken birden dönmeye başlar, dönmesi gitgide hızlanır, sonra […]

Kızıl Saçlı Kadın

                   Nermin………’nin anısına Yıldızlı bir sonbahar akşamı. Twente’de bir köy ve o köyün kıyıcığındaki ormanda geçmişi yadederek yürüyen üç kişi: İki Hasan ve ben. Konuşmadan, ormanın sessizliğinin sesini duymaya çalışarak yürüyoruz. Suskunluğumuzu karanlıklarla paylaşırken, yalnızlığımızı bize göz kırpan yıldızlar aydınlatıyor. İçimiz duru ve aydınlık, tıpkı yıldız kaynayan gökyüzü gibi. Aylardan Kasım, memleketlerden Hollanda ve onlarla […]

ATEŞLE DANS

Hikmet Usta, yaklaşık beş bin metrekare kapalı alan üstüne kurulu çelikhanenin kapısından henüz girmişti. İlk bakışta her şey yolunda görünüyordu. Görevli olduğu kumanda odasının bulunduğu altı metre koduna çıkmak için merdivenlere doğru yönelmişti ki ocak tarafından gelen bir patlamayla irkildi. Ark ocağı yöntemiyle çelik üretilen fabrikalarda, daha hafifleri çoğunlukta olmak üzere, benzeri patlamaların olması kaçınılmazdı. […]

İKİ DÜNYA BİR YAPRAK

Elini uzatıp dolabın üst bölümündeki çantalardan birini indirirken yatak odasının ortasındaki çift kişilik yatağın üzerinde yığılı “Türkiye´ye yolculuk malzemeleri”ne gözü ilişti. Hediyelik giysiler, çikolatalar, kahveler, parfümler, kendisi ve iki çocuğunun üstü başı, Türkiye´de bulamadıkları ve büyük oğlunun tadına bayıldığı yer fıstığı ezmesi (pindakaas), Türkiye´ninkine göre tadını herkesin daha çok beğendiği çikolata (şokella) dolu kavanozlar, ateş […]

Ekimde Bir Gün

Kara bir gün bugün, kapkara bir gün hem de… Üstelik de yağmurlu üstelik de soğuk.  Gene de günün karanlığı içimden daha da aydınlık gibi. İçim zifiri, içim sızılıyor, içim yaralı, içim karmakarışık. Kusasım var… Bisikletimin üstünde buluyorum kendimi. Yağmur da umurumda değil, soğuk da… Islansam ne yazar, hastalansam ne… Hastalanasım var… Kulaklarım uğulduyor, beynimdeki sesler […]