Menu

Tuğba Gür

Bazen her insanın benliğini, kendini, her şeyi bırakıp gidesi gelir. Bu gitmek isteği planlı bir seyahat, uçsuz bucaksız denizlerde tatil yapmak değil evvela. Kaybolmak, kendini dahi unutup en uzak yollara, en kuytu ücralara gitme isteğidir.

Bir araştırmaya göre arıların zamanla yok olması demek dünyanın dengesinin bozulup, yeşilin azalacağını ve daha zorlu hayat şartların baş göstereceği ispatlanmıştır. Araştırmada tam aksi olarak insanın dünyadan yok olması doğanın, denizin çok daha güzel bir hale geleceğini ve dünyanın yemyeşil harikulade bir yer olacağı sonuçlarına varılmıştır. Bence bu yüzdendir ki insan bu dünyaya ait değil. Ara sıra baş gösteren gitme isteği de bu yüzdendir. Madem bu dünyaya ait değiliz, neden buradayız?.

İnsanı kendisinden daha iyi kendisine götüren en önemli şey: farkındalık. Çok acılı, çok zahmetli bir eylem olsa da farkında olmak birçok açıdan dönüşümün başlangıcı. Yaşanılan tüm dönüşümler sancılı değil mi? Farkında olmak iyi midir bilinmez çünkü beraberinde yükünü de getirir ama insan olmak biraz da böyledir. Biraz iyi, biraz kötü, biraz kederli, biraz mutlu. Dünyada olmakta tam da böyle, farkında olmak. Bir gün biteceğini bilerek, tüm duyguları yaşarken çok fazla öneminin olmadığını fark etmek.

Neden buradayız sorusunun cevabı ise herkesin hayat hikâyelerine göre farklıdır. Benim bakış açıma göre, milyonlarca insan burada ise hepsinin dünyadaki misyonu farklı farklı olsa da, ortak noktamız öğrenmek. Ancak bu öğrenme kitaplardan, gazetelerden bin bir türlü bilgi akışının olduğu mecralardan öğrendiklerimiz değil. Aslolan hayatın öğrettikleri, her ne olursa olsun hepsi bize kar kalan öğretiler.

Böyle bir öğrenim ise fark etmekle başlıyor. Hobbes der ki, “Bilgelik, kitap okuyarak değil, insanlar tanıyarak öğrenilir.” İnsanlar tanıdıkça ve türlü hikâyelerin içinde kendini buldukça önce fark edip sonra öğreniyorsun. Öğrendikten sonra dersini almış ve o dersten geçmiş oluyorsun. Öğrenemezsen sınıfta kalıp, bocalayıp duruyorsun. Ya öğrenip, yeni derslere yeni keşiflere devam edersin. Ya öğrenemezsin ve geçemediğin her ders sırtına yük olduğu gibi yükünü ağırlaştırıp durursun. Sezen Aksu da öğrenmiş olmalı ki ona da hayat bu dizeleri yazdırmış:

Kendini seçemiyorsun
Bırakıp kaçamıyorsun
Yazmadığın bir hikâyede
Uzun ya da kısa vadede
Az biraz keşfediyorsun
Öteki olabilmeyi
Yerine koyabilmeyi
Geride durabilmeyi
Öğreniyorsun

Nefes aldıkça çok şey öğreneceğiz. Türlü türlü hikâyelerin ya başkahramanı ya da dublörü olacağız. Burası dünya ne çok kıymetlendirdik. Oysa bir tarla idi, ekip biçip gidecektik dizelerini yazan şair çoktan fark etmiş. Umarım ne yaşarsak yaşayalım, sırtımızdaki yüklerden arınmış, dimdik bir şekilde ait olmadığımız bu dünyadan göç ederiz.

İstanbul

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *