Menu

Söyleşen: Melek Doğan

1.Kısaca kendinizi anlatır mısınız? 

Edebiyatımızın eski/meyen değerlerinden biri sayıyorum kendimi. 3 Ağustos  1947’de, şirin Beyşehir İlçesi’ne bağlı Yeşildağ kasabasında doğmuşum. Tarım ve hayvancılık ile uğraşan  geniş çevrenli varsıl ailem içinde ‘ okumaya, öğrenmeye, farklı ve kültürel bir konum edinip yükselmeye tutkulu ayrıksı bir çocuk oluşum’  kırsal kesim gerçeğini  zorlayan bazı sorunlar doğurup; bana, öğrenimim süresince zorlu maceralar yaşattı. Bu durum, çoğu kitaplarımdaki ürünlere de yansır. 

Abdullah Şanal

İlkokulu Yeşildağ, Orta-Lise’yi Beyşehir, Üniversite’yi İstanbul’da bitirdim. Çocukluğum; Yeşildağ-Beyşehir-İzmir üçkeninde geçti. 5 kardeşiz. Kardeşlerim çoluk çocuklarıyla İzmir’de yaşıyor. Bir avare göçebeydim, gezgindim; usum dünyaları dolaşıp döndü de, sonunda Antalya’ya demirledim!. 

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olarak göreve başladığım İstanbul, Rize, Artvin Öğretmen Okulları yanında, 1972  Sonbahar’ında atanıp yerleştiğim Antalya’da; İmam Hatip Lisesi ve ardından Antalya Lisesi’ne geçip uzun yıllar binlerce öğrencime ders verdim.1994 sonları emekliye ayrılıp gazeteciliğe başladım.. 

Okulları, çocukları ve doğayı seviyorum. Kentimin sosyal, kültürel,  sanatsal yaşamında etkin görevler alıp  kesintisiz yazarak ürettiğim yapıtlarla yaşıyorum. Benim için ‘toplumsal gerçekçi düşünmek ve yazmak; bir bakıma var ettiği değerlerle  var olup insanlığı yaşamaktır!’.. 

Dünya 2021 Yılı’na giriyorken, Koronavirüs Salgını’nın  65 yaş üstünü  ‘evlere kapatıp  çevresinden soyutlayan  bungu atmosferi içinde’ bile; yaşama sevinci içindeyim. Şimdiye dek yayınlanıp halkımla paylaşmak  onurunu duyduğum  oylumlu 10 şiir, 5 deneme/ anı-anlatı  kitabım nedeniyle kendimi şanslı, neredeyse mutlu sayıyorum (!). Umut yeşertip direnmek yiğidin  ekmeğidir!… 

Özgüvenli biriyim ve ‘iyi ki doğmuşum’ diyorum. Ömrümce sevdim, sevildim; eşim dostum çok gibi. Sanatımla evliyim, yalnız da sayılmam hani! İki sevgili oğlum var, iki de çançiçeği yakışıklı torunum. Sıcak varlıklarıyla yanımda, yöremdeler her zaman. Aç açıkta değilim ki daha ne mi isterim?!. Halktan alıp, geri vermeyi bilmeyen şu kör güdük  siyasetle, gariplere korku salıp çökerten şu berbat yıl da bir geçsin; yarınımız güzel olacak derim!.. 

2.Ne kadar zamandır yazıyorsunuz? 

Şiir ve düzyazıya erken başlamış biriyim. Yazdıkça yazmaların keyfine varıp sevindim! Liseli ergenlik günlerimdeki acı-tatlı olayların akışında yaşayıp hissettiklerim de düşlem gücümü azdırıp tetikleyerek ‘yaşadıklarını yaz’ diyordu içimde! Bu iç sesimin buyruğuna girip, hemen romantik  desenli bir defter edindim. Edebiyat ve müzik tutkum yanında sinemayı da deli gibi seviyordum. İşte tam bu niyetle, işe; sinema serüvenlerimi anlatarak başlamak için açtığım – kalbi, kızıl bir ok yemiş yaralı – defterimin ilk sayfasına “ Alperen’in Günlüğü” başlığını düştüm!..        

Alperen’in Günlüğü’nde neler vardı kim bilir?.. Yitirdim o defteri. Bana mektup gönderince aklımı başımdan alan  ‘İlk Aşkım’ da içindeydi. Ve benim O’na yazıp ilettiklerim: ‘Ellerini uzatsan, fırtınanın önüne katıp sürüklediği bir yaprak gibi titrer, ürperirim!’ / ‘ Deniz mavisi gözlerine dalsam; esin veren dalgalarında yönümü yitirir, kıyıyı bulamayan küreği kırık, zavallı bir sandal gibi sallanır dururum!’…vb. şairane, lirik, romantik ve de uzun, dolaşık cümleli betimler içeren o yazı da yok şimdi. Zaten bir daha asla yazamam öylesini, iki çılgın çocuktuk!  

Sait Faik Abasıyanık’ın, güzelim öykülerinden birinde söylediği gibi:  “Her şey bir insanı sevmekle başlar” imiş. Mavi gözlü o sarışın gülüm benim, kimin aklına uyduysa, saçından bir demet kesip de; pembe bir kağıda sararak mis kokulu mektubuna ekleyince başlamıştı evet ‘her şey’. Zamanla çığırından çıkıp taşarak boyumuzu aşan sevdamız, beni, lise 1.sınıfı ancak iki senede zar zor geçebilecek bir avareliğe sürükleyen etkenlerden olmuştu!.. İyi ki yaşamışım bu erken aşkı ve sonraki diğerlerini diyorum. O yitik defterimden 3 şey kalmış geriye belleğime takılan. 1961 de, ilçemizin yerel Yamaç Gazetesi’nde  çıkan ilk turfanda ürünlerimdir bunlar. Biri ‘Beyşehir’ adını taşır. Diğeri; “ o’nu ilk öpüşüm yangın misali /   sarıldığım beli ipincesinden /    damarlarımda nehir akıyor sandım /    baygınlığa benzer ilk aldanışım  (…)   dizeleriyle başlayan ‘ Ahu İdi O’ adını. 3.sü ‘Orman Ve Doğa Sevgisi’ başlıklı bir deneme idi . 3 ü birden yarım sayfaya dizilip okur yüzü görünce; heyecan ve sevinçten gazetenin kendisini bırakıp kesiğini saklamıştım yastığımın altında!.  

Başlangıcı sonu yok, kesintisiz yazmak benim kaderim. Bir sevdanın neferiyim; kendimi bildim bileli ışık yontuyor düşlerim!.. “sular gibi akıp geçti güzel anılarımız- hey deli günlerimiz deli-kanlı çağımız!”…    

3. Yazmanızda en büyük etken nedir? 

Tek bir etken, yazmak nedenim olamaz. ‘Bir çiçekle yaz gelmez ki’ gibi bir şey bu. İlhamımı acılar doğurdu desem, arabesk bir söylem olur. Benim coğrafyam geniş ve karamsar değilim. Şu yeryüzü tarihinin serüvenini besleyip bezeyen akıl almaz renkler var. Her çiçeği koklayıp peteğine bal dokuyan çalışkan bir arı gibi doğaya dalıp ötelere uçacaksın. Gez, gör, izle, incele ki ‘sezgisel bilgi’ sınırlarını aşıp ‘bilgisel bilgi’ ile de donanıp yoğrulasın  demek istiyorum.. Tek kanatla uçulur mu? Sanatın arenası sıradanlık götürmez. Usunla duyumsayıp, yüreğinle düşünmek çaprazında bırakır sanat insanı!. Lamartin; “ Sanatçıya iki göz az gelir” demek gereğini duymuş ki doğru. 

“Sanatçı, toplumda uzun çalışma ve çabalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.” diyen Atatürk; benim için çalıştığım, yaptığım ve yapmayı düşündüğüm her işin gerçek rehberi. Farkımı fark ettiğimden beri topluma yararlı olmak, onu uyarıp yükseltmek için çalışıp yazdım. Bir de şu var; ‘Geçek sanat, ölümün  ulaşamadığı tek şeydir.” (Oscar Wilde). Fark edilip yarına kalmak için, ölümün elinden bir şeyleri kurtarmak adına düşünüp emek harcayarak yazıyorum işte. İki gözün yetmediğini bırak, dünya’nın gizemi bile bana dar geliyor bazen. ‘Ey UFO’lar Alın Beni’ diye isyan çığlığı atıp, ‘Uzay’a şiir gönderen‘ ilk şair oldum belki de!?. 

4. Yazarken çektiğiniz en büyük zorluk nedir peki? 

Sorularınızı yanıtlamaya çalışırken, bu yazmak ve yaşamak eyleminin sanatçıya ağır sorumluluklar yükleyip zorladığını en azından duyumsattım sanırım. Bu iş, bu ülkede, ‘iyi, güzel, doğru, gerçek olan’ her bi şeyi baskılayıp yasaklayan bozuk düzen hükûmetlerce tıkanıp daha zor kılınıyor zaten. Özgür bırakılmıyoruz ki. Hele bizim gibiler için gülüp, oynayıp, kaşık havaları çalacak  bir dünya yok, hiç olmadı da. Büyük bir dikkat ve özenle kılı kırk yararak yazıyor; ‘zor dostum zor makamından’ hüseyni türküler çığırıyoruz!.. 

 Sanatçının düşlerinde hep güzel yarınlar var. Geleceği düşler kurar; düşlerimiz korkusuzdur, özgürdür. “Sanat yapıtının düşüncesi, düşünceden önce gelir.” (Andre Gide). Çünkü sanat somut yaratıdır; bereketli ve yaşamsal işlevsellik içinde sürekli bir devinimi ve dönüşümü’ içerir.  Yani sanat sürgit eylemdir! Bu ‘eylem’ uğruna ben, yemeyi içmeyi bile atlayıp nice kurgulara dalarak uykuyu tüneği yitirdim. 

 “Sanat baskıdan doğar, hürlükten ölür” (Andre Gide) imiş. Bu hem iyi, hem de çok kötü! Popülizmi sevmiyorum, gerçekliğin ışığında gücüm, becerim neyse derinden gidiyorum. Ayrıntıları sevmeyen kızını vermesin!..  

5. Kitabınız daha çok hangi yaş gruplarında ilgi çekiyor? 

 Ürünlerim beğenilip sevildi halkımca. Yaş maş sınırı tanımaz pek çok okuru buldu  ama; millice eğitmez bakanlığı  görmüyor. Yanılıp da okullarda sohbet söyleşi için başvurup izin istemeye kalksam, bu ince işin çok bilmişleri; “ Senin bilgin ve yüksek sanat güçün, orta ve lise sınıflarını aşar, eserlerin onlara ağır gelir maalesef Sn. hocam vb.”  ağızlarıyla estek- köstek bahaneler üretip bir de çay ısmarlayınca, kibarından yol görünür!..Sinsi, hayın ve kurnazdırlar. Sanki fizik bilginiyim. Babalarının malı sınıflarına girersem bebelerle deney yapıp, atomun çekirdeğini parçalayacak ve büyük felâkete yol açacacağız sanki!..  

Durumlar trajikomik. Bu çapsızlara bakıp düşünüyorum da bazen şaşırıp kalıyorum. Kendimi zor anlıyorum. Sahi ‘ben bir deha mıyım ne?’ kuşkusuna düştüğüm oluyor hani. Almanya ve İsviçre’de iken bazı okullara çağrılıp girmiştim. Çocuklar her yerde çocuktu. Sevgi, barış, kardeşlik ışığı parlayan gözleriyle etrafımı kuşatıp gülüşüyordu. Kin, nefret, düşmanlık yok ki suyunda  bu çocukların! Anneleri  babaları da hep işinde gücünde. Yahu dedim, bizim  bu taraflarda insanımız aldatılıyor. Batılılar gerzek mi; Ülkemizin nesini, neden kıskanırlar ki!?… 

6. Yazarken ilham aldığınız şey nedir? Bir kişi olabilir bir nesne olabilir. O ilham periniz size ne olunca geliyor? 

Esin (ilham) perileri ile  aram oldukça iyidir. Çocukluğumdan beri tarla tapan işleriyle, rençberlikten  kaytarıp  hayâllerime dalınca, eksik olmasınlar hani; gece gündüz demeyip başıma üşüşürdü kendileri! Okuyup kentlere düştüm zamanla. Kentlerin cangıl ormanı; iş-güç yaşamım ile dünya görüşümü evriltip değiştirse de, hayat; yepyeni başka perilerle tanıştırıp dost kalmak fırsatı sağladığından  ‘yazmak’ sevdama tutundum. Yeri geldi aklı bile yadsıyıp yüreğimin götürdüğü yere yürüdüm!.. 

Esinim yola çıkınca başımda kavak yelleri eser. Tedirginlik alır beni, rahatım kaçar! Hemen yazıya oturmam, uzun süre volta atar düşünürüm seslice.. Güzel Türkçemiz aşkına ‘sayıklar dururum’ yani. Fırtınalar denizinde durulup, ayıklanıp, dibe çökünce sözcükler; “Kalem  aklın dilidir”  Cervantes gibi benim de! Zaten Donkişot gibi aklı kıt, laf dinlemez romantiğin biriyim. Doğrusu pek bilmiyorum, şu garip ülkemde ben, yel değirmenleri ile mi savaşıp durdum ki ömrümce?!. Esin veren kadınlar ve aşk da olmasaydı sanat olur muydu bilmem! Eserlerimizi  okutmayan cahiliye zihniyeti kimi, neden ve nereden anlasın?.. 

7. Beğendiğiniz ve kitaplarını okuduğunuz bir yazar var mı? 

Bazı sorunuz bende yerini bulmuyor doğrusu. Dar açıda kıstırıyor insanı! Ama olsun,henüz daha gençsiniz ve facebook’tan  bile olsun  tanışmıyoruz henüz. Bu söyleşi,  her ikimiz için de ilginç bir deneyim olacaktır sanırım!

Thomas Aquinas; “Tek kitaplık adamlardan korkunuz!” der. Bu sözün kapsam alanı oldukça geniş. Tutucu davranırsan çıkmaza saplanıp kalırsın  demek istiyor gibi. Bir bakıma dinci-kinci familyaya seslenmiş. Dar alanda paslaşacak adam değilim. Sınır tanımaz ereğim. Yılların sanatçısı olarak: “ Şiir, akıl dışı bir aklın sonsuz serüvenidir” demişim. Yani benden korkulmaz. Sayısız yazarı okuyup öğrendiğim çok şey var. Her kitap ayrı bir dünya bilene. İlkokuldan itibaren bulduğum çocuk klâsikleri yanında, bilimkurgu ve tarihi macera romanlarının oburu oldum. Lise’de (1960 lar) eğilim dağarcığıma felsefe de girince  filozofik bir yapıya evrildim biraz. Etkileyici bir şair ve yazar olmak kararını çoktan vermiştim. Bu nedenle İzmir ve Ankara’da kazandığım  bazı fakülteleri es geçip İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kayıt oldum ise de mutlu değildim. Bir fırsat yakalayınca ayrılıp; bilerek, isteyerek, sevinerek geçtiğim Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümün’de buldum bu günlere uzanacak gerçek benimi, sanatçı benliğimi. Bu serüven hızlı geçti, bıraktığım Hukuk için hiç de pişman değilim!..    

Usta yazar, aydın ve sanatçılarımızın pek çoğuyla tanışıp dost olmuşuzdur. Beğenip kaynaşmayınca dost olunmaz bilirsiniz. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Yaşar Kemal ile tanışıp, oturup konuşup, tartışabilmiş olmaklığımızın övüncünü taşıyorum örneğin. Oktay Akbal, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Fakir Baykurt, Cahit Külebi, Muzaffer İzgü,  Uğur Mumcu, Kemal Sülker vb değerlerimiz ise;  tanışıp konuşmaklar ötesinde yakın, beni tanıdıkça sevip kollayan unutulmaz, yerleri doldurulmaz büyük dostlarımdan idi. Üstün varlıklarıyla onurlanıp gönendim; kimi küsüp-küstürüldü göçüp gitti şu dünyadan yanarım ahh yanarım!..  

Şimdileri okur-yazar geçinenler içinde ‘şu yazarı okumam ki, etkilenmekten  korkarım’ diyebilen cahiller var. Etkileşimden korkanlar sosyal insan değildir. Başkalarını etkilemek güç’üne erişip ustalaşamaz. Sanatın  evrensel gücü, insanlığı değiştirip dönüştüren gizemli çekiminde saklı. Matematiksel çabayla zor denklemi çözeceksin arkadaş. Yarına ışıklı izler bırakan temel taşlarını kutsayıp sevdim. Ustalaştıkça el verip, kimi eserlerini bir yeniden okudum. Sait Faik, Tolstoy, Dostoyevski, John Steinbeck, Yakup Kadri, V. Hugo,  A. Hamdi Tanpınar, Orhan Veli, Sabahattin Ali, Maksim Gorki, Nazım Hikmet  gibi adlar, sanat dünyamı süsleyen farklı değerler oldu. Beğendiğim yüzlerce yazarın hangisini anayım da, hangisine değinmeden  geçeyim zor iş!?. Bilgisi, görgüsü arttıkça insanın beğenisi inceliyor, seçici oluyor kuşkusuz!. 

8. Peki yazarlarla görüşme imkânınız oldu mu? Bir araya geldiniz mi hiç? 

Çok şükür sağlıklıyım, yurdumun dörtte üçünü gezip dolaştım tabi ki. Birkaç kez de yurtdışına çıkmışlığım var. Bu gezilerimin çoğu, dostlarımla birlikte ‘sanat-edebiyat buluşmaları’ nedeniyle gerçekleşti. Bir ülkenin yazar, çizer ve her dalda yetişmiş sanatçısı-aydını bir araya gelerek tanışıp, görüşüp, söyleşip, tartışarak kendini aşmazsa eğer; o toplum zenginleşemez! Üretmek ne, paylaşım ne, sevişmek ne bilemez. ‘Benim oğlum bina okur, dönüp kendini okur” çıkmazında kalıp, uygarlık koşusunda nal toplar!. 

İnsan, olanaklarını da kendisi yaratmalı. Bu konuda fazla şikâyetim yok. Sanatımın çıkış noktası sağlam. Fazla sağlam galiba ki kimini ürkütüyor! Atatürkçü, devrimci demokrat yolum; tarihime damga vurmuş ustalarla kesişip harman oluyor. Hem eskiden ‘medya’ denen kirlenmemiş bir şey vardı. ‘Mektup’ vardı içtenlikle paylaşılan gerçek dostlar arasında. Tolstoy; “ Deha, içtenliktir” der. Dahi olmaya gerek yok, içtenlik her şeyimiz aslında bizim.  

Görüşüp sarılmak güzel şeydir. Emek kokan, sevgi kokan her bir şeyi seviyorum. Kitapları, içindeki kahramanları, dergiler çıkarıp yaşatmaya uğraşanları, yazılara  imza atıp bir dergiye gönderenleri örneğin. Bunlar tanışım benim yüz yüze gelmesek bile!. Antalya’nın  sanat ortamı da canlı ve hareketli. Geleni gideni, söyleşip resim vereni çoktur. Evime de  uğrayıp soframıza konuk olur o  saygın  kimliklerin bazıları. 

9. Konularınızı nasıl seçiyorsunuz? 

Konular ve etkileyen olaylar beni seçiyor aslında! Gün güne uymuyor ki yaşadığım coğrafyada. Savaş, açlık, deprem, yıkım, emperyalizmin oyunu vb. birbirini kovalıyor sürekli. Bizim bize ettiğimiz kötülükler; afra tafra zulümler de cabası! Ötekileştirildik akıl almaz yöntemlerle. ‘Acıların çocuğuyuz!’ İnsanlığın ezilmesinden usandık.. Seç, beğen al vatandaş; konu mu yok yurtsever bir yazara!?  

İyi şeyler de var ama bunlar o kadar az ki. Yüreğimde bin okyanus çalkalanıp duruyor. Bindiğimiz gemi batmış, kurtuluş’u arıyoruz! Şimdileri gidişatın şerrinden ‘ironi’ye tutundum. Şu ironi var ya hani; güldürürken düşündürüp üzebilir insanı. Beni en çok din istismarı çıldırtır! Ol nedenle gece yarısı uyanıp ‘Lâik Gece Duası’ adıyla, şirin bir şiircik yazdım. Şiircik diyorsam da kocaman bir manifesto!. Paylaşsam iyi olacak. Eskiden yıllarca uğraşıp da yazdığım ‘ırmak şiirlerim’ yanında, sizlere de güzel bir nefes olacak: 

“tanrım, iyiliklerini esirgeme-kötülükleri durdursan da yeter,- aranıp dokunamaz kimselere./duamın türkçe’sini yazdım-geceleri yatarken okuyorum, -yarasın okuyup amin diyenlere./tanrım, seninle sorunum yok-göster gücünü artık, bekliyorum,- yüz verme aramıza girenlere!..” -21 Aralık 2018-(Şehir, Mayıs 2019, Sayı:128). 

10. Peki son olarak buradan okurlarınıza seslenmek isteseniz ne derdiniz? 

Bazı değinmeler sanatçıya yetmese de, bana sorular yöneltip yanıtlarımı beklemek değer bilirliğiniz nedeniyle; söylenmesi gereken şeylerin, ilgiyi çekecek bir özetini, okurlarım ile de paylaşmak  fırsatı verdiniz. Yeni Yılınızı kutlar çok teşekkür ederim. 

Bu güzel söyleşimize son olarak, yapıtlarımı eklemek yerinde olacaktır sanırım.  

Başlıca Yapıtlarım: Şiir/ Yorgun Sevi Çıkmazı (1973), Bir Hüznün Sancısı (1980), Sorum Var Rüzgârlara (1984), Adın Türkülerimde (1989), Uçurum Kokan Okyanus (1997), Milenyum Şarkıları (2004), Aşkın Yedi Rengi (2005), Derbeder Söylenişler (2009), Çılgın Türk’ün  Destanı  (2012), Sesime Kor Düşürdün (2015), Duraksız Bir Koşuda  /Toplu Şiirler-1 (2015), Sevdalı Bir Serüven /Toplu Şiirler-2 (2015), Deneme/Yaşasın Edebiyat (1997), Afrika’ya Yolculuk (1997), Narçiçeği Antalyam (2012), Anı-Anlatı/Yıldızlar Sevgilimdi (2021), Kitaplar Krallığımdı(2021) adlarını taşıyor şimdilik.. 

       1 Ocak 2021 Konyaaltı, Antalya

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *