Menu

Seza Coşkun

Birçok insanın yapmak istediği ama yanlış yönlendirilme, korkular veya önyargılar gibi bazı temel hususlardan ötürü istediği başarıyı elde edemediği bir konu var: yabancı dil öğrenmek. Bu üç kelimeyi bir arada görmek pek çok insan için, ne yazık ki, oldukça korkutucu. Yabancı dil öğrenmenin “zor” olması, pahalı olması, yanlış teknikler kullanmak, yaş unsuru veya utangaçlık gibi bazı hususlar bu korkunun ana sebeplerini oluşturuyor. Peki acaba bu korkular gerçekten yerinde mi yoksa amacımıza ulaşmada önümüzde duran yersiz endişeler mi? Gelin bu noktalara birer birer göz atalım.

Yabancı dil öğrenimine karşı genel tutum hep çok zor olduğu yönündedir. Ancak bu zorluğun çok büyük bir kısmını kullanılan yanlış teknikler -aslında çağ dışı teknikler de diyebiliriz- oluşturmaktadır. Özellikle öğrenci belli bir yaşın üzerindeyse dil öğrenmek için çok geç kaldığı veya asla iyi bir seviyeye gelemeyeceği gibi ön yargılar öğrencinin motivasyon ve özgüvenini yıkar. Eğer hedef dil bir sınıf ortamında öğreniliyorsa, öğretmenin öğrencilere olan tutumu hayati önem taşır çünkü öğrencilerin motivasyon ve dile yaklaşımları öğretmen tarafından büyük ölçüde şekillendirilir. Bu dili hayatlarına nasıl entegre edecekleri konusunda yol göstermesi gereken kişi öğretmendir. Ama genellikle gördüğümüz yaklaşım şu şekildedir: ilk günden öğrencilerin eline tutuşturulan bağlamından kopartılmış sıkıcı kitaplar, müfredatın büyük bir kısmını oluşturan gereksiz dil bilgisi konuları ve öğrencilere ezberlenmesi için verilen uzun kelime listeleri… Bireysel bir öğrenim süreci durumunda da benzer hataların tekrarlandığını görebiliriz. Birçok insanın yaptığı tek şey saatlerce kitapların içinde kaybolmaktır.

Aslında yapılması gereken öğrencilere öğrendikleri dili hayatlarının bir parçası haline getirme fırsatı vermektir. Öğrencilerin temel bilgileri aldıktan sonra bunları pratiğe dökecek geniş bir zaman dilimine ihtiyaçları vardır. Dil öğreniminde en temel hususlardan biri tam da buradadır. İster sınıfta ister bireysel olarak veya internet üzerinden öğrenilsin bir dilin gerçekten öğrenilebilmesi için gerçek kaynaklara ve sosyal bir alana ihtiyaç vardır. Başka bir ifadeyle öğrencinin dili “kişiselleştirmesi” gerekir. Öğrenme sürecini eğlenceli ve ilgi çekici hale getirmek de kilit noktalardan bir tanesidir. Sıkıcı ya da kendi kişisel hayatında bir yeri olmayan konulara odaklanmaktansa kendi mesleki ve günlük yaşamı ile ilgili olan veya keyif aldığı konuların hedef dildeki karşılıklarını öğrenmeye çalışmak çok daha verimli bir yaklaşım olacaktır. Günümüzde dil öğrenimi için tasarlanmış sayısız uygulama ve internet sitesi mevcuttur. Diziler, filmler ve müzikler de sıklıkla yararlanılan kaynaklar arasındadır. Bu ve benzeri kaynaklardan yararlanmak ve bu dil aracılığıyla gerçek hayatta iletişim kurmaya başlamak öğrenme sürecini tam anlamıyla gerçekleştiren tekniklerdir.

Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, hedef dile yeteri kadar ve doğru kaynaklar aracılığıyla maruz kalarak ve gerekli vakti pratiğe ayırarak herkes yabancı dil öğrenebilir. Yaş faktörü buna bir engel teşkil etmemektedir. Hardach’a (2018) göre İsrailli araştırmacılar üç farklı yaş grubu üzerinde yapılan denemeler sonucunda yetişkinlerin dil öğreniminde en başarılı grup olduğunu tespit etmiştir. Dil öğrenmede en önemli unsur yaş değil öğrencinin motivasyon ve ilgisidir. Küçük çocukların bu konudaki tek avantajı dille daha uzun süre iç içe olacak olmalarıdır.

Özetleyecek olursak doğru yollar izlendiği takdirde dil öğrenimi ne pahalı ne zor ne de imkansızdır. Gerçek hayatta yeri olmayan ve istenen verimi sağlamayan yöntemlerdense dil öğrenimine karşı yeni bir bakış açısı kazanmanın zamanı gelmiştir. Hedef dil günlük hayatın bir parçası haline getirilirse öğrenme de kısa bir zamanda büyük bir hız kazanacaktır.

25.01.2021