Menu

BAY BREND’iN DEŞARJ OLAMAYAN TELEFONU

Saat 16:00

Selam karıcığım, şu anda trendeyim. Şarjım bitmek üzere. Hemen kısaca yazayım. Tam istasyona on beş dakika kala sebebi bilinmeyen bir nedenle trenimiz durdu. Demin anons ettiler, sorunun ne olduğunu araştırıyorlarmış. İçerisi ana baba günü ve çok sıcak, resmen yanıyoruz. Sol tarafımda oturan Çin kökenli yolcunun söylediklerine bakarsak fazla sürmezmiş. Bu lafı neye dayanarak ettiğini inan bilemiyorum karıcığım ama inşallah haklıdır. Çekik gözlü birisi böyle teknik konularda bir laf edince insanın inanası geliyor. Artık beklemekten başka çare yok. Ha bu arada trene binerken senin eski iş arkadaşın bayan Dana’ya rastladım. Eltisinin oğluna kız bakmaya mı ne gidiyorlarmış. Seni ve çocukları sordu, çokça selam söyledi. Çocukları da benim yerime öpsün dedi.

Neyse tren birazdan hareket edince yazarım yine. Hadi öptüm, yemeğe bekleyin beni. Sarjım bitiyor.

Saat 16:15

Karıcığım, trendeki sorunun ne olduğunu halen çözemediler, biraz daha sürecek gibi gözüküyor. Önümdeki koltukta oturan Güney Afrika kökenli arkadaş; “Sorun raylardaymış galiba, fakat anlamadığım bu raylar demirden değil mi, demiryolu nasıl bozulur anlamakta güçlük çekiyorum, demir ya bu!” şeklinde ortaya çemkirdi. Yanımdaki Çin  kökenli; “Demirmiş, yok aminyum!“ dedi ve gerisini getirmeden pis pis güldü. Değişik kültüre ait bir söz öbeği olsa gerek, ne demek istediği pek anlaşılamadı. Herkes biraz gergin. Bazı homurtular duyulmaya başlandı. Neyse canım öptüm, sarjım bitiyor.

Saat 16:33

Karıcığım, biz hala beklemekteyiz, soruna bir el atsın diye teknisyen çağırmışlar, herif yoldaymış. Bekliyoruz bakalım. Bu arada Güney Afrika kökenli dediğim Amandio, meğerse Angola kökenliymiş. Ne bileyim bana Güney Afrika Milli Takımı’nın forvetini çağrıştırdığı için öyle bir yanılgıya düşmüşüm, önyargı işte benimkisi de. Gerçi farketmez kimin nereli olduğu, sonuçta hepimiz Hollandalı değil miyiz? Hollanda Hollandalılarındır ayrıca, sevmeyen terkeder değil mi karıcığım, haksızsam haksızsın de. Hem bizim de Angola kökenli komşularımız vardı, onlar da iyi insanlardı. Bu Amandio benimle konuşmak için habire arkasına dönüyor. Demek ki sohbetimi sevdi. İnsan canlısı. Topluma ve insanlara ilgili, ettiği lafın nereye gittiğini bilen birisi. Neyse canım hadi sarjım bitmek üzere.

Saat 16:46

Canım, bu Amandio benimle sohbet etmek istiyor demiştim ya, meğerse çakallık peşindeymiş. Arkasına zırt pırt dönmesinin sebebi benimle sohbet için değil de, arkamda oturan Herman’ın karısını kesmek içinmiş. Ama şimdi Allah var, kadını görsen ‘her man’ öyle bir karısı olsun ister, yani öyle birisi. Yanlış anlama. Amandio’nun kulağına eğilip; “Amandio’m dikkat et, kadının yanındaki kocasıymış, alır façanı aşağıya, bak trendeyiz, kaçacak yerin de yok, aman diyom ha dikkat et!” şeklinde uyarır gibi azarladım fakat bu hiç oralı olmadı. Şimdi durduk yere trende hır gür çıksın istemiyorum sevgili karıcığım.

Amandio’nun yanında oturan bayan Rita, bizim konuşmalarımızdan rahatsız olduğunu, iki dakika kafa dinlemek istediğini Amandio’ya sözlü olarak iletti. Amandio’nun “Olur, başka bir isteğiniz var mı denyorita? Ehehe” deyişi biraz küstahçaydı ama yine de kendimi gülmekten alamadım. “Allah iyiliğini versin Amandio” dedim. Neyse, gelişmelerden seni haberdar ederim daha. Bu arada şarjım da bitti bitecek. Öptüm.

Saat 17:12

Karıcığım, ben yemeğe yetişemeyeceğim galiba, siz yiyin isterseniz. Bana dünkü cacıktan biraz ayırırsanız yeter. Baksana daha tamir edemediler şu lanet olası treni. Amandio da olmasa nasıl vakit geçerdi bilmiyorum karıcığım. Ha bir de Birjit var. Her lafa maydanoz olmaya çalışıyor. Birjit dediysem öyle gözünde büyütme bazı şeylerini, kadını görsen ‘bir git’ dersin. Öyle yani.

Saat 17:15

“Ulan arkadaş klima neyin de mi çalışmıyor, cam da yok ki açsak, bu nasıl tren, yok böyle bişey yaa! Paramızla rezil oluyoruz,“ diye homurdanan Aleksandır ile de az önce sohbet ettim biraz. Adı gerçekten Aleksandır mı bilmiyorum ama Fenerli Alex’i andırdığı için o adı ben taktım. Sıcakkanlı birisi. Kendisi askerde çavuşmuş vakti zamanında. Tanısın tanımasın askere giden herkesle bir askerlik anısı olduğunu, askerlik yapanların hayatında nasıl bir yer işgal ettiğini felan anlattı. Şimdilerde kulaklarında sorun olduğundan, kulaklarının sık sık çınladığından bahsetti. “Yüznumaraya gidip bir su dökeyim” diyerek gitti bakalım. Gelir birazdan.

Bu arada Çin kökenli zannettiğim arkadaş meğerse Tayland kökenliymiş. Onu da Tayland’daki kayınçosundan kahırlanırken anladım. Kayınçosu ellem etmiş kallem etmiş buna yüklü miktarda borç takıp sırra kadem basmış. “Onun yüzünden artık hanımla da eskisi gibi değiliz” dedi. Uzun hikaye karıcığım, sarjım bitmesin. Öptüm hemen.

Saat 17:30

Canım, yediniz mi yemeğinizi? Biz sohbeti koyulaştırdık. Amandio da bir alem ya.

“Aslında çok da büyütmemek lazım böyle sorunları, makine sonuçta bu, bozulabilir, you know. Dünyanın her yerinde olan şeyler bunlar, you know.” diye güzel güzel anlatırken bir anda “Ama bu kadar da uzun sürmez ki, fak it men” demesin mi? Dedim; “Arkadaş naaptın ne güzel başlamıştın tatlı tatlı, hangi ara celallendin bu kadar?” Biraz mahcup oldu bu tabi. “Ya Brend kusuruma bakma, sıcak beni perişanlattı” gibisinden lafı geveledi. “Ya bir de şu güzel dilimizi konuşurken niye küfürlü kısımlarını ingilizce söylüyorsun, bizde yok mu bunların karşılığı? Yapma böyle dostum,” dememe karşılık yok efenim neymiş Hollandaca lastik gibiymiş de, nereye çeksen gelirmiş de…Sanki bana on dünya dili biliyor da, ettiği lafa bak.

Neyse hadi canım sarjım bitmeden öpüyorum seni.

Saat 17:40

Çavuş tuvaletten geldi, canı biraz sıkılmış. “Kolum da ağrıyor zaten” dedi kolunu tutarak. Baktım görünürde bir şey yok, “Damar damar üstüne binmiştir, geçer birazdan” dedim. “O değil de,” diyerek başladı canını sıkan olayı anlatmaya. Az önce tuvalete gittiğinde tuvalet kapısının iç tarafında ‘Bunu yazan tosun, okuyana …’ yazısını gördüğünü ve gerisini okuduğuna pişman olduğunu aktardı. Şimdiki gençlerde terbiye kalmadığından yakındı. Gençlik hızla yozlaşıyormuş. Bunun da asıl sebebi İncil’i bilmemeleriymiş. Sonra “Yeyzus,” dedi “Kristus,” dedi , bir şeyler daha dedi ama sıcaktan kulak zarım mayıştığı için tam dinleyemedim, dinlediklerimi de anlayamadım zaten. Çavuş’un nutuk mundar oldu senin anlayacağın. Sonra bu çantasından çıkarttığı İncil’i okumaya başladı. O dakikadan sonra İncil’li Çavuş’la bir daha iletişim kurabilen olmadı.

Saat 17:55

Karıcığım, hani bu Amandio var ya, önümüzdeki haftasonu “Eindhoven 1.Geleneksel Yayla Şenliği’ yapılacağından bahsetti ve bana ikinci bileti yüzde elli indirimle ayarlayabileceğini söyledi. Ne dersin alayım mı iki bilet? Bence kaçırmayalım bu fırsatı. Sarjım bitti bitecek.

Saat 17:56

Canım, nihayet tren hareket etmeye başladı. Şarjım bitiyor. Yarım saat sonra evdeyim. Görüşürüz, öptüm.

Saat 17:56

-Tmm Brend, Grşrz cnm.

Bülent Kocuroğlu

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *