Menu

Söyleşen Kemal Yalçın:

Sayın Firdevs Tunçay mübadele üzerine bir kitap yazma düşüncesi size nereden geldi? Nasıl oluştu?

Firdevs Tunçay:

Değerli yazarım Kemal Yalçın, Cumhuriyet döneminin çok önemli olaylarından biri olan Nüfus Mübadelesi’ni anlattığım kitaplarım hakkında bana bu fırsatı verdiğin için çok teşekkür ederim. Bildiğiniz gibi “Mübadele” Farsça bir sözcüktür ve “değiş tokuş, trampa” anlamına gelmektedir. Eşyaların değişimi anlaşılır da insanların değişimi nasıl anlatılır? 

Ne zaman “Mübadele” sözcüğünü duysam içim sızlar! Mübadelenin acısını çekmiş, yoksunluklarına katlanmış mübadil bir ailenin çocuğuyum çünkü. 1924’te Selanik Bölgesi’nin Kavala (Cavalla) liman kentinden koparılarak getirilmiş mübadil atalarım.

Ben, İzmir’in Ödemiş ilçesinde doğdum. Ailemin yaşadığı büyük acıya ve büyük hasrete tanık olarak büyüdüm. Mübadelenin insan ruhunda yarattığı sarsıntıyı onlarda gördüm. Mübadillerin gözyaşlarının dilini, bizzat yaşamış gibi öğrendim. Anneannem Ayşe Hanım’ın sönmeyen hasretiydi doğup büyüdüğü topraklar! “Kapılar açılsa da ölmeden Kavala’mı bir kez daha görebilsem!” diye diye memleket hasretiyle gözleri açık bu dünyadan ayrıldı. Sınır kapıları elli yıl kapalıydı onlara.

Baba tarafım ise mübadele dışı bırakılan Batı Trakya’nın İskeçe (Xsanthi) şehrindendir. Yunan Hükümeti’nin izni olmadan ülkeyi terk etmek yasaktı onlara. Ancak Yunan jandarmasının baskılarına ve amansız çete baskılarına dört yıl dayanabildiler. 1927 yılında her şeylerini geride bırakıp kaçarak Ege’nin karanlık sularında çileli bir deniz yolculuğuyla Türkiye’ye gelmişlerdi. Onlar da memleket hasretiyle bu dünyadan gözleri açık gittiler.

“Her insanın tırmanmak istediği bir gökyüzü vardır.” denir ya benim de lise yıllarımdan beri hayalim tüm mübadillerin sesi olabilecek bir mübadele kitabı yazmaktı. Doğal olarak o yaşlarda kitap yazabilecek donanıma sahip değildim. İzmir Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nden mezun oldum. Evlilik nedeniyle Diyarbakır’a gittim. Anadolu’nun çeşitli kentlerinde öğrenciler yetiştirirken de kendi çocuklarımı büyütürken de içimdeki uhde hiç sönmedi. Ancak emekliye ayrıldıktan ve torun sahibi olduktan sonra gökyüzüme tırmanabildim! Ailemin ve atalarımın hatıralarından yola çıkarak gözyaşlarımı sildiğim eskimeyen mendil üstüne ilk mübadele öykülerimi yazdım. Bu anı öyküleri, “Sardunya Kokan Toprakların Öyküleri-Kalbim Rumeli’de Kaldı” adlı kitabımda yayımladım.

Mübadele evladı olmak ne demektir?

Mübadiller… Göçten öte bir de mübadeleyi yaşayanlar… Göç ile arada kalan eşik, insanları kendilerine ait maddi ve manevi bütün kazanımlarından ayırmıştı. Eşiğin ardında ise yalnızlık ve hüzün vardı. Mübadiller, hep eşikte kaldılar. Ne geri dönebildiler ne buralı oldular. Onlara düşen “yarım kalan hayatlardı” sadece. Bu mahzunluk, bu yarım kalmışlık, bu hasret, mübadil evladı olarak benim de DNA’larıma işlendi. Ben de kendimi hem buralı hem oralı olarak hissediyorum.

Nasıl yazıyorsunuz? Evde mi, otelde mi?

Sevgili dostum, evimizin bir odasını yazma çalışmalarım için ayırdık. Orası benim ofisim. Kocaman bir çalışma masam var, karşımda da bir duvar boyu uzanan kütüphanem. Kütüphanemin bir bölümünde mübadele ile ilgili kitaplarım… Başucu kitabım “Emanet Çeyiz” ise hep masamın üzerinde. Evimizin odalarında ve salonda bulunan üç kütüphanem daha var. Geceleri evimde, öğleden sonraları ise Karşıyaka Bostanlı’da deniz kıyısındaki kafeteryada yazmayı seviyordum. Orada masalar da uzaktı birbirinden. İnsanlar bana yalnızlığımı, gün batımları martılara bakmak yorgunluğumu unutturuyordu. Ne yazık ki Covid-19 nedeniyle kafeteryama gidemiyorum. Artık hep evimde yazıyorum.  

Yazmak, benim için büyülü bir yolculuk. Aynı zamanda doğumla eşdeğer… Kitap bitene kadar kaç kez doğum sancısı çekmişimdir kim bilir. “En güzel kitap bin birinci kez yazdığındır.” denir ya… Ben de kaç kez yazıp kaç kez bozmuşumdur. Kitabımın yazılma aşamasında tuttuğum notlarımı saklıyorum.

Birinci kitabı ne zaman yayınladınız?

Üst başlığı “Sardunya Kokan Toprakların Öyküleri” olan “KALBİM RUMELİ’DE KALDI” benim ilk kitabım. 2013 yılında okurlarla buluştu. Bu kitabım, çok insanı ağlatmış, birçok mübadilin dert ortağı olmuştu. Çok yankı uyandırdı. 2019 yılında 4. Baskısı çıktı. Ama mübadele tek taraflı değildir. Rumeli’den koparılan insanlar gibi Anadolu’dan koparılan insanlar da çok acılar, çok ateşli hasretler yaşamıştır. Mübadele bir bütündür. Bu bütünlüğü tanımak ve yazmak için Anadolu’dan koparılan Anadolu Rumlarının acılarını da Yunanistan’a gidip gördüm. Görüp dinlediklerimi kaleme aldım. “Gerçek Mübadele Öyküleri- KALBİM ANADOLU’DA KALDI” adıyla 2019’da yayınladım. Ben kitaplarımla bütün insanlığa sesleniyorum. Mübadele ile gelen acıların ve geri dönüşü olmayan hasretliğin bir kez daha yaşanmaması için.

Yazmaya neden geç başladınız?

Mübadillerin kitabını yazmak hep hayalim olsa da “yazmak” çok zaman isteyen hacimli bir uğraştır. Üstelik çalışan bir bayandım. Sorumluluklarımın farkındaydım. Ne evimi ve çocuklarımı ne de öğrencilerimi ihmal ederdim. Planlı yaşamakla baş edebiliyordum hepsiyle. Öğretmen olarak kamuda yirmi yedi yıl çalıştım. 1992 yılında emekliye ayrıldıktan sonra, dershanede de on yıl… Bu çalışmalar arasında özel dersler de verdim. Neredeyse bir ömür… Çalıştığım dershane kapanınca,  öğrencilik yıllarımdan beri hiç ara vermeğim okuma uğraşıma yazı yazmayı da ekledim. Cumhuriyet Dergi Eki’nde gezi yazılarım çıktı. Karşıyaka Karşıyaka, İzmir İzmir, Yeniden İmece, Birlik dergilerinde ve “Kadın Gözü” adlı internet sitesinde deneme, öykü, biyografi türlerinde yazılarım yayınlandı. Sıra kitabımı yazmaya gelmişti. Halen Artemis ve Adabelen adlı Eğitim, Kültür, Edebiyat, Sanat dergilerinde yazıyorum.

Türkçe öğretmeni olmak sizin için,  yazmak için faydalı oluyor mu?

Olmaz mı? Bir ömür verdiğim, çok severek yaptığım Türkçe öğretmenliğim, ardından Türk Dili ve Edebiyatı derslerine girmem yazmak konusunda hem öğretmenim hem de sorumluluğum oldu. Hata yapmaktan çok çekiniyor, yazdıklarımı tekrar tekrar okuyordum. Güzel dilimiz Türkçeyi doğru kullanmak, anlatım yanlışlarına düşmemek, yazım kurallarına uymak… Yazmak iğneyle kuyu kazmaktır! Sonra da kuyunun başında oturur bir “Şırp!” sesini dinlersin.

Firdevs Hanım Türkiye’de mübadiller yeterince tanınıyor mu?

Türkiye’de mübadiller yeterince tanınmıyor maalesef. Hele genç nesil tarafından! Oysa mübadele sadece Cumhuriyet döneminin en önemli olaylarından biri değil tüm insanlığı ilgilendiren acı bir olaydır. Rum ve Türk halklarının toprağından köksüz bir ağaç gibi sökülüp atılmaları, kendilerine sorulmadan zorunlu göçe tabi tutulmaları eşi ve benzeri görülmemiş bir olaydır. Bu konuda ailelerimiz de hep sustular, hep sustular! Yaşadıkları acılardan hiç söz etmediler. Yaraları kabuk bağlamıştı, kanatmak istemediler belki. Ben mübadele gerçeğini çok sonraları öğrendim. Yaşar Kemalleri, Necati Cumalıları okudum.  Kemal Yalın’ın Emanet Çeyiz’i ise hep elimin altındadır, okudukça mübadelenin onulmaz hüznü belleğimde yer etti.

 Türkiye genelinde mübadillerin tanıtılması için Milli Eğitim Bakanlığı’na büyük sorumluluk düşmektedir. Mübadele konusu, okullarda müfredat programına alınmalı, tarafsız bir bakış açısıyla okutulmalıdır. Benim zamanımda Nüfus Mübadele’si, Tarih kitaplarımızda birkaç cümleyle geçiştirilirdi. Oysa mübadelenin sebepleri, sonuçları, mübadeleden önce ve sonra neler yaşandığı, ekonomiye katkıları vb. konular anlatılmalı, çocuklarımıza öğretilmelidir.

Atalarınızın topraklarından Rumeli’den Kavala’dan size ne kaldı?

Anneannem Ayşe Hanım’ın anlatımıyla memleketi Kavala, kadınları hep güzel, erkekleri hep yakışıklı, halklar arasında hiçbir sorunun yaşanmadığı bir masal şehriydi çocukluğumun. Ne savaşlardan ne çete baskınlarından ne de korkularından söz ettiler bize. Hele Rum komşularını asla kötülemediler. İçimize kin ve nefret tohumlarını hiç ekmediler. Bu dostluk, sevgi ve barış duygularıyla büyümem, benim karakterimi şekillendirdi. Onlar, hep geldikleri yere ait hissettiler kendilerini. Bu aidiyet duygusu bana da geçti, benden de çocuklarıma. Bizim için Kavala, yaşanan onca sertliğe rağmen hâlâ masal şehrimizdir. Nesiller boyu devam edecek…

Atalarınızın topraklarını arayıp buldunuz mu?

Atalarımın hasret gittiği memleket toprağına gidip görmek bana nasip oldu. Yıl 2000… Kızımız Müjde Tunçay, ODTÜ’yü bitirmiş İspanya’dan iş teklifi almıştı. Gerekli işlemleri tamamlamış, gideceği günler yaklaşmıştı. Bir gün evimize geldiğinde: “Anneannemin ve dedemin memleketlerini birlikte ziyaret edemeden İspanya’ya gidersem içim rahat etmeyecek!” dediğinde kulaklarıma inanamamıştım. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu, bu vefa beni çok etkilemişti.

Sevgili kızımız gideceğimiz vasıtaları, kalacağımız otelleri her şeyi ayarlamış meğer. Deniz yoluyla gittik Yunanistan’a. Kavala, aynen anneannemin dediği gibi ‘Küçük İstanbul!’ idi. Anneannemlerin evini gözyaşlarıyla aradık. Tarihi Su Bentlerinin etrafında çok dolaştık; bulamasak da tam yerinden bir avuç toprak alıp poşete koyduk.

İskeçe’de dedem Halil Ağa’nın evini bulduk. Ev sahipleri bizi içeriye davet ettiler ama ben merdiven basamağına oturup hayallere daldım. Havasını soluduk, suyunu içtik. Duvar dibinden bir avuç toprak alıp karışmasın diye farklı renkteki bir poşete koyduk. Türkiye’ye döndüğümüzde ilk işimiz Ödemiş’e gitmekti. Ailemin ve atalarımın kabirlerinin üzerine ‘memleket topraklarını’ serptik. İşte, bu ziyaretten sonra kitabımı yazmaya karar verdim. Hatıraları dinlemek yetmiyormuş demek ki hatıraların geçtiği yeri de görmek gerekiyormuş.

Firdevs Hanım size göre Türkiye’de mübadele ve mübadiller için ne yapılmalı?

Türkiye’de 2001 yılında kurulan Lozan Mübadilleri Vakfı’nın Onur Üyesiyim. Vakfımıza bağlı “Ege Bölgesi Lozan Mübadilleri Şubesi”nin kurucu üyelerindenim.  Vakfımız Başkanı Ümit İşler ve Genel Sekreteri Sefer Güvenç, mübadele kültürünü yaşatmak ve Türkiye ile Yunanistan arasında “Barış, Dostluk, Kardeşlik ve Dayanışma” adına çok yararlı işler yapıyorlar. Mübadelenin 90. Yılı (2013), İzmir’de düzenlenen birçok etkinlikle anıldı. Bunlardan “İki Yakadan Mübadil Aile Öyküleri Sergisi”, Alsancak’ta Vasıf Çınar Meydanı’nda sergilendi. Türkiye ve Yunanistan’dan mübadil çocukları ve torunlarının gönderdikleri aile öykülerinden oluşuyordu sergi. Benim de dört aile öykümle katıldığım bu sergi, hem Türkiye’de hem Yunanistan’da mübadil kentleri dolaşmıştı. Ayrıca Agora Alış Veriş Merkezi’nin sinema salonunda mübadeleyle ilgili kısa film yarışması düzenlenmişti. Dokuz Eylül Üniversitesi Sinema-Televizyon Bölümü öğrencilerinin evimize gelerek çektikleri ve mübadil ailemin öyküsünü anlattığım “KAYIP VATAN” adlı kısa filmle yarışmaya katılmıştım.

Mübadele ve mübadiller için asıl büyük sorumluluk belediyelere düşmektedir. Mübadil kentlerin belediyeleri, mübadeleyi hatırlatan heykeller yaptırabilir, mübadele müzesi açabilirler. İlk mübadele müzesi, 2010 yılında İstanbul-Çatalca’da açıldı. İzmir’de ise 10 Ekim 2017 tarihinde “Buca Göç ve Mübadele Anı Evi” açılınca ne çok sevinmiştim! Müze açılmadan önce, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden görevliler evimize gelmiş, aile öykümü onlara da anlatmıştım. Filmim çekilerek kayıt altına alınmıştı. Memleket hatırası bütün fotoğraf arşivimi ve bazı anı eşyalarımı müzeye bağışlamıştım. Tavan aralarında ve sandık içinde sakladığımız anı eşyalarımızı müzeye bağışlamalıyız…

Mübadelenin 100. Yılında (2023) Ege’nin iki yakasında aynı mübadele kültürünü yaşayan Türkiye ve Yunanistan, ortak bir çalışmayla her iki yakada “MÜBADELE ANITI” yapabilirler. Bu kalıcı anıt, Selanik ve İzmir kentlerinde kurulsa ne iyi olur!..

İzmir, 22.12.2020    

Not: Fotoğraflın hepsi Firdevs Tunçay Arşivi’nden alınmıştır.                                         

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *