Menu

(“Kız Kardeşlik Güçlüdür” adlı romanımdan alıntıdır, s. 152.)

Yıl 1945’tir. Almanya’nın Dresden şehri müttefikler tarafından ağır bir şekilde bombardımana tutulur. İçinde pek çok el yazması eseri barındıran Dresden Kütüphanesi de bombalardan nasibini alır. Savaşın bitmesinin hemen ardından kültürel mirası kurtarmak amacıyla şehre gelen ve kütüphanedeki el yazması eserler üzerinde çalışmaya başlayanlar olur. Aralarında İtalyan bir müzikolog, Remo Giazotto da vardır. Remo özellikle İtalyan Barok müziği konusunda uzmandır ve kütüphanede yanıp kül olan el yazmaları arasında Barok dönemi İtalyan bestecilerinden Tomaso Albinoni’ninkilerin olduğunu öğrenmek Remo’yu derin bir kedere sevk eder. Fakat azminden asla vazgeçmez ve bunun mükâfatı olarak belki de o yıkımın içinde bestecinin bir triosonatının motiflerini bulmayı başarır. Albinoni’nin sonatından geriye kalan sadece yavaş bölümden bazı motiflerdir; bas hattı ve 6 melodi ölçüsü. Müzikolog barok stili konusundaki engin bilgisini kullanarak Albinoni’nin G Minor Adagio’suna yeniden hayat verir. Bestecinin çalışmalarının çoğuna benzemiyor olsa da bombalarla küle dönmüş kütüphanenin yıkıntıları arasından kurtulmayı başaran notaların etkileyiciliği, onun özgünlüğünü sorgulamayı bir an bile dinleyicinin aklına getirmez. O Albinoni’nin Adagiosu’dur.

Vedran Smailovic Bosna savaşı başlamadan önce Saraybosna Filarmoni Orkestrası’nda, Saraybosna Operası’ndave Saraybosna Ulusal Tiyatrosu’nda çalan başarılı bir çellisttir. Albinoni’in Adagiosu’nu pek çok kez dinleyicisinde hayranlık uyandıran bir üslupla çalmıştır. Savaşın başlamasıyla birlikte ise kuşatma altındaki Saraybosna’nın hayatta kalma mücadelesi veren kapana kısılmış insanlarından birine dönüşür. Her gün işittiği ölüm haberlerine bir yenisi eklenir, ölüm artık ona müziği kadar yakındır.

4 Nisan 1992 günü, şehrin kuşatma altına alınmasından bir gün önce, halk barış isteyerek sokaklara döküldüğünde ve içlerinden Saraybosna’da tıp okuyan Dubrovnikli güzeller güzeli Suada Dilberovic, Vrbanja köprüsünde bir keskin nişancı tarafından vurularak öldürüldüğünde Vedran,Saraybosna’dadır. Bu cinayeti gün geçtikçe çoğalan diğerleri izler. Artık Saraybosna sokaklarında keskin nişancıların kurşununa hedef olmadan ilerlemek kurşunla dans etmeyi gerektirir.

27 Mayıs 1992 günü VadeMiskina’daki Pazar yerinin arkasında ekmek almak için kuyrukta bekleyenler üzerine düşen bombaları da acıyla işitir Vedran.Çevresinde yaşananlar, yaşadıkları Vedran’ın hislerini daha da derinleştirir. Müzik onun içindedir, dışındadır ve adeta çellosu ile birlikte tüm bedenini koruyan bir haleye dönüşmüştür. Vedran keskin nişancıların varlığını umursamaksızın çellosunu yanına alarak bombaların harabeye çevirdiği binaların içine girer ve müziğini yapar.Cenazelerde ateş altında çalar. O artık Saraybosna’nın çellistidir.

1993 yılının sonlarında Vedran şehirden ayrılana dek, o ve müziği Saraybosna halkına umut aşılamayı sürdürür. İnsana ve insanlığa ait en temel değerlerden biri olan müzik, dolayısıyla duygular ve duyarlılık, hala şehrin içindedir, onlarladır. Vedran’ı evlerinde duvarların ardında gizlenirken ya da sokakta sırtını bir keskin nişancıya hedef olmak korkusuyla bir duvara dayamışken dinleyenler, onun çellosundan en çok Albinoni’nin Adagiosu’nu işitirler. Vedran, Adagio küllerinden nasıl yeniden doğabilmişse, bir umut Saraybosna’nın da küllerinden doğacağı günü hayal ederek çalar çellosunu…

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.