Menu

Alnındaki teri silmeye çalışırken elindeki koliyi düşürdü. Zaten sinirleri gerilmişti. Bir de bu taşınma olayı ona ölüm gibi geliyordu.

Yaser, otuzlu yaşlarda, boylu poslu, yakışıklı, kariyer sahibi efendi bir gençti. Bir gören kadın bir daha bakardı. Yeni işi için evini taşıması gereken Yaser, bir an önce her şeyi yerleştirip derin bir uyku çekmek istiyordu.

“Başlayayım böyle işe!” diye sessizce şikâyet ettikten sonra koliyi yerinden kaldırdı ve taşımaya devam etti. Tüm eşyaları yerleştirdikten sonra derin bir of çeken Yaser, daha yatağını doğru dürüst sermemiş olmasına rağmen, nakliyecinin evin içine getirip paket halinde bıraktığı yatağın üstüne kendini bıraktı.

Yeni işinin ilk gününe erkenden gitmek isteyen Yaser, olması gerekenden iki saat önce kalkıp hazırlanmaya başladı. Dişlerini fırçaladı. Hayır! Yanlış yaptığını tam ağzına su götürürken fark etti. Önce yemek, sonra fırça! ‘Her neyse, bugün de kahvaltı yapmayayım.’

Evin kapısını kilitledi. Ne olur ne olmaz. Daha kimseyi tanımıyordu. Anahtarı çantasına koyup birkaç adım atar atmaz yandaki evin harika bahçesi dikkatini çekti. Rengârenk, cıvıl cıvıl. İnsanın moralini bir anda yükselten cennet kokulu bir bahçe… Bir kadın hızlı adımlarla eve girdi ve hışımla kapıyı kapattı, “Böylesi güzel çiçekleri yetiştiren kadının bu kadar sinirli olması çok tuhaf” dedi Yaser. Saati hatırlayıp erken olmasına rağmen koşarak işinin yolunu tuttu. Akşam eve geldiğinde çok acıkmış ve yorulmuş olduğunu fark etti. Yeni taşındığı için evde yiyecek bir şey de yoktu. Derken kapının zili çaldı, kapıyı açtığında on-on beş kişilik çocuk ve yaşlılardan oluşan bir grup ellerinde kek, börek, tatlı gibi şeylerle Yaser’e bakıyorlardı. Yaser şaşırmıştı ve onlar bunu anlamışlardı. Ona yardımcı olup, durumu izah etmek isteyen yaşlı bir kadın:

“Biz burada yaşayan insanlarız. Biri taşındı mı hemen kaynaşmak için yemek veririz. Al evladım bunları. Eeee bizi içeri davet etmeyecek misin?” dedi. Yaser yemeklere bakıp, ağzının suyunu silmeye çalışırken bir yandan da yeni komşularını evine buyur ediyordu.

“Biz böyle bir aileyiz. Birinin bir sıkıntısı, derdi, kederi oldu mu hepimiz koşarız. Merak etme, hepimizi teker teker tanıyacaksın. Uzun yıllar beraberiz. Buraya gelen kolay kolay da gidemez.”

Yaser, tabakları mutfağa götürdü ve esnedi. Hava kararmıştı. Camdan bakarken güzel bahçeli kadın evinin penceresinden, perdelerin arkasından bakıyordu. Yaser’i fark edince perdeyi çekti ve gözden kayboldu.

“Ester” dedi arkadan biri.

“Bayan Ester, o gördüğün kadın.”

Yaser şaşırdı. “Nesi var?” diye sordu.

“Bilemiyorum. Buraya taşındığında böyle değildi. Deli dolu, sevecen bir kadındı. Çok büyük iyilikleri dokundu bana ve herkese. Ama ne olduysa…”

“Ne demek ne olduysa? Anlamıyorum dediklerinizi” dedi Yaser. On iki yıldır evine kapanık. Ne bir merhaba der, ne bir hoşça kal. Bir tek çiçeklerini sulamak için dışarı çıkar. Sonra koşuşturarak içeri girer ve kapısını kilitler. Çok konuşmaya çalıştık ama bir türlü izin vermedi. Neyse dostum, çatal alacaktım ben, düştü de.”

Sabah, hafta sonu olmasına rağmen, yine aynı saatte kalktı Yaser. Ester’in yüzünü görmek için, çiçek suladığı saatte bahçesinin önünden geçmeyi planlamıştı. Ayakkabılarını giydi ve yavaşça yürüdü. Arkası dönüktü. Sarı, uzun dalgalı saçları, güzel fiziğiyle birleşmişti. Birden geriye doğru döndü. Ela gözleri öyle bir baktı ki, Yaser çok etkilenmişti. Kalakalmıştı öylece. Ester kafasını çevirdi. Çiçekleri öylece bıraktı ve hızlı adımlarla evine girdi. Yaser hâlâ Ester’in güzelliğinin büyüsünden çıkamamıştı. Birkaç dakika sonra kendine gelen Yaser, yavaş yavaş evine gitmeye çalıştı. Attığı her adımda Bayan Ester’in yüzü aklına geliyordu… Gizemli kadına aşık mı oluyordu yoksa?

Yaser hemen dünden kalan kekleri bir araya topladı ve Bayan Ester’e götürüp muhabbet etmek için evden çıktı. Kapının önünde bir iki dakika durdu. Üzerini düzeltti ve zile bastı. Kapıyı uzun süre açan olmayınca bir kere daha bastı. Perdenin arkasından kim olduğunu görmeye çalışan Ester’i gördü ve el salladı. Ester perdeyi kapadı ama hâlâ kapıyı açan olmadı. Yaser bir not yazdı ve keki kapının önüne, notu da kekin üstüne koydu. Mecburen evinin yolunu tuttu.

“Merhaba, ben Yaser. Yeni taşındım buraya. Bahçeniz çok güzel. Seviyorsunuz çiçekleri belli ki. Benim bir arkadaşım yok buralarda. Sizinle de aynı yaşlardayız. Belki tanışmak iyi olur diye kek getirmiştim. Çayla iyi gider, diye düşünmüştüm. Neyse, ben hemen yandaki evde oturuyorum. Bir dahaki sefere de sizin kekinizi yeriz.”

Ester kapısının önünde bekleyen beyefendinin gittiğinden emin olunca kapıyı açıp dışarıdaki keki ve notu aldı ve okumaya başladı. Hafifçe gülümsedi. Sonra birdenbire gülümseyen yüzü yerini çatılmış kaşlara bıraktı. Keki çöpe attı. Notu odasındaki çekmeceye koydu ve perdeleri tekrar kapattı.

Bir sonraki gün Yaser, Bayan Ester’i yine aynı saatte çiçek sularken yanına gidip “Hanımefendi, lütfen bir dakikanızı alabilir miyim?” dedi. Ester Yaser’in sesini duyar duymaz içeri girmeye çalıştı ama Yaser “Lütfen, birkaç dakika,” dedi. Ester ilk başlarda tedirgin olsa da “Tamam” dedi ve birlikte eve girdiler.

“Notumda da yazmıştım. Yaser ben. Buralarda yeniyim. Ya siz? Sizi çok esrarengiz buldum.” Kırdığı potu fark edince ‘Salak Yaser, esrarengiz de ne demek, salak Yaser, salak Yaser.’ diye söylendi içinden. Ester hafif gülümsedi.

“Benim adım Ester, yirmilerin sonundayım, tek yaşıyorum. İşte anlattım. Şimdi gidecek misiniz, yoksa ben mi geçireyim?”

 “Hanımefendi bu tutumunuzun altındaki olayı sorsam ayıp etmiş olur muyum?”

“Evet.” Ester bir kez daha gülümsedi. Yaser’i sevmişti. Ne vardı bilmiyordu onda ama on iki yıl sonra ilk defa birinin onu mutlu hissettirdiğini düşünmüştü. “Durun,” dedi, “kek getireyim, bir de çay.”

Bir yandan çaylarını yudumlarken birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı. Ester birden tabağı bıraktı, peçeteyle ağzını sildi, arkasına yaslandı ve anlatmaya başladı:

“Buraya geldiğimde bahçe böyle değildi. Verimsiz toprak, ilgilenilmemiş ve solmuş birkaç çiçek, hepsi o kadar. Sevgilimle buluşup gezmekten ilgilenmeye de zamanım olmuyordu zaten. Günün her saati yanımdaydı. Ta ki hamile olduğumu ona söyleyene kadar. ‘Aldıralım’ dedi. ‘Olmaz’ dedim, kaçtı. Çok geçmeden düşük yaptım. O günden beri bahçeyle ilgilenmek için çok zamanım oldu. Güzel olmuş değil mi?”

Günler ardı ardına geçip giderken Ester ve Yaser çok yakın olmuşlardı. Yaser her sabah Ester’in güzel yüzünü görüp, tüm motivasyonunu toplayıp, işine öyle gitmeye başlamıştı. Arada sırada kek ve çay akşamlarını tekrarlıyor, hafta sonları beraber bahçeyi suluyorlardı. Yaser’in aşkı her geçen saniye kartopu gibi büyüyordu. Ama bu aşkı platonik olarak yaşamayı tercih ediyordu. Çünkü, Ester çok zor şeyler yaşamıştı ve bir daha bir erkeğe güvenebilme ihtimalini sormaya ne cesareti ne de umudu vardı Yaser’in.

Bir cumartesi günü o çiçekler sulanmadı. Yaser her hafta sonu olduğu gibi beraber kahvaltı yapmak için Ester’in evine yöneldi. Bahçede kimse yoktu. “Birileri bu sabah kalkmamış” diye söylenip gülümsedikten sonra zile bastı. Açan olmadı. Bir daha bastı. Endişelenmişti. Ardı ardına üç dört defa daha bastı. Gene açan olmayınca koşarak evindeki Ester’in kapısının yedek anahtarını aldı. Kapıyı açtı elinde bir not, Ester yerde yatıyordu.

Hemen hastaneye götürdüler ama yolda ölmüştü bile. Anlaşıldığına göre Ester terk edildiği ilk zamanlarda kalbi dayanamamış ve kalp kırılması gerçekleşmiş ve incecik yarılmış ortasından. “O günden beri uzun bile yaşamış” dedi Doktor Edward Yaser’e:

“Bir de, eğer sakıncası yoksa, bu kalbi derslerimde kullanabilir miyim?” dedi. “Hem Ester’in aşkı sonsuza dek sürer, hem de ben öğrencilerime ‘kalp kırılması’ olayının gerçekliğini gösterebilirim. “

Yaser, yıkılmışçasına başını salladı ve odadan çıkmak için arkasını döndü. “Yaser Bey, bunlar da üzerinden çıkanlar, buyurun” diye seslendi hemşire. İçinde birkaç bilezikle bir not bulunduran naylon bir poşeti eline verdi. Yaser olayın şokundaydı ve delirmiş gibiydi. Bir yandan notu okurken bir yandan da gözyaşları mürekkebi dağıtıyordu.

 “Merhaba, ben Yaser. Yeni taşındım buraya. Bahçeniz çok güzel. Seviyorsunuz çiçekleri belli ki. Benim bir arkadaşım yok buralarda. Sizinle de aynı yaşlardayız. Belki tanışmak iyi olur diye kek getirmiştim. ‘Çayla iyi gider’ diye düşünmüştüm. Neyse, ben hemen yandaki evde oturuyorum. Bir dahaki sefere de sizin kekinizi yeriz.”

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.