Menu

Zehir Zıkkım Bir Soru

Ben marjinal zakkum Sen zorba manşinel Hangimizin sütü bozuk Ben farklılık ararım Sen dokunanı yakarken Aşkı sarmak benim işim Sigaramın dumanına, Akdenizli deli-şiir Bir Ezginin Günlüğü’nde Rengini keyfimce seçtiğim Ya sen Amerikalı manşinel Hiç merak ettin mi O yağmur damlasını Sıçramaktan ödü kopan Ve soluyanı boğduğun O kör zifir har sabahı Biz iyi biliriz iyi […]

Yüreğini Sevdaya Sal

Akşam evine dönerken yorgun Uğrayıp denize Bir tutam yakamoz al Gözlerini yerde Unutma sakın O güzel gülüşünü yollara sal İşveli bir kadının Yarı açık perdesinde Unut yüreğini sevdaya sal Biliyorum özlemek nefesten de ağır Çekersen içine Ölürüm sanırsın Üzülme bahar Yakındır sevdiceğim Tutma gözyaşını toprağa sal

YA SEN

Ne olduysa o gün oldu.  O gün anlam kazandı yaşamak. Bir başka gözle gördüm doğayı. Ağaçların gülümsemesine, gökyüzünün beni  izlediğine, kuşların beni nasıl bir arzuyla  o senfoniye davet ettiğine, kapıların, pencerelerin bana açıldığına, renklerin  beni dansa  kaldırışına, bir adım mutluluğun  ne anlama geldiğine…  Unutulmuşluğun nasıl dile getirildiğine işte o gün tanık oldum. Bir  manavdan, bir işportacıdan, bir ayakkabı  […]

VAR YA

Henüz saçları ağarmadan Çeyrek asırlık anılarıyla Zor sözcüklerin oynak manalarıyla Kendini vuranlar var ya Hani bir şiirin coğrafyasından Yeryüzüne düşenler Kanatıp ellerini Son satırlarda Sonsuza övgüler düzenler Hani bu hayat değirmeninde Öğüttükçe yalnızlığı Aç kalan benleriyle Kavga edip küsenler Hani bir şiirin sonunda Susarak ölenler var ya…

Üç Onluk Eski İki Boncuk

Yaşım üç onluk eksi iki boncuk Sayı sayıdır boncuklar Bizler, saymayı severiz. Boncuk boncuk işlenmiş bir marifet gibi yaşanır buralar Marifeti kendinden Her gün daha becerikli ellerle Arada biraz beceriksiz. Bir otopsi izledim, yakından. İp koptuğunda her yere dağılan boncuklar en umulmadık yerlere gider hani Evin bir köşesinde bucağında Beklenmedik günün birinde karşına çıkar Artık […]

SARAYBOSNA’NIN ÇELLİSTİ

(“Kız Kardeşlik Güçlüdür” adlı romanımdan alıntıdır, s. 152.) Yıl 1945’tir. Almanya’nın Dresden şehri müttefikler tarafından ağır bir şekilde bombardımana tutulur. İçinde pek çok el yazması eseri barındıran Dresden Kütüphanesi de bombalardan nasibini alır. Savaşın bitmesinin hemen ardından kültürel mirası kurtarmak amacıyla şehre gelen ve kütüphanedeki el yazması eserler üzerinde çalışmaya başlayanlar olur. Aralarında İtalyan bir […]

PARİS

Konar konmaz çarkına gecenin uykuya varıyor kaybolanlar derinde gürleyen dehlizlerde, ama aydınlık olduğumuz her yer. Kollarımız pür çiçek yıllarca biriken küstümotu; altın yağıyor köprüden köprüye ırmağa soluksuz. Ayazdan bir ışık, daha da soğuk kapıda mermer, ve fiskiyelerin küvetleri inmiş yarıya çoktan. Ne olacak şimdi, biz, özlemden sendeliyorsak savrulan saç uçlarımıza kadar, orada durup sorunca: ne […]

OYSA

Şimdi geceyi yırtıp beyaz göğsüne Resmetmek umudumu Renginde sevdanın Solmak ince ince Bir dağın eteğinde Soyunmak yarına Sokulup koynuna baharın Koklamak vardı derin derin Şimdi bir türkünün yangınında Tutuşmak yüreğimden İnandığım her ne varsa Silmek vardı usul usul Oysa ben bu şehirde Sahipsiz bir özlemin Yasını tutuyorum Oysa ben bu şehirde Buz tutan kaldırım taşlarına […]

Ötesi

Ya günbatımı kırmızı kalbe nispet Ya telaşlı yakamoz ay tutulası Yağmur billur hatırlatır da yaprak kuş Dudak tam söz eksik Üşür aşk çırılçıplak ten ötesi Olmasaydı yasemin kokusu Düşmezdi rüzgâr aklıma Denizler var ya dalgalar sarhoş

ORHAN VELİ GİBİ

Şahadetparmağımı mercek yaptım unutmak istemediğim herşeyi görmek için olanları gördüm olmayan cenahında yağmurun at sürdüğü vadide tabutlar taşıyorlardı soluk benizli askerler yaralı sırtlarında ateşkes umutları bir sonraki ölünün kim olacağını düşünerek ulak gönderiyorlar gözyaşlarını sevgilerine sustum ağzımda bir dirhem tükürüğe hasret soluğum çöl rüzgârı dağlara inat yaralı omzumda ben de bir tabut taşıyorum içinde ben […]

Neyleyim:

Arzuhal eyledim gurbet elleri Gönül yaralıdır gitmez neyleyim! Can ile canan da ayrı düşeli Gözüm ırmak seli oldu neyleyim! Gam gasvet atına bindim gezerim Topladım dertleri çare yazarım Yaram derin yerde kaynar kazanım Ateşten gömleğe girdim neyleyim! Bir viran bendine kurdum köprümü Bilmeden geçirdim bunca ömrümü Felek ardım sıra kesti yolumu Göz yaşı sineye döktüm […]

Nerede Başlar Barış?

Barış, önce içimizde başlar kendimize karşı. Barış, annenin dilinde, sütünün akında başlar. Barış, konacak isimde edilen duada başlar. Barış, oyunda, oyuncakta öğretilen şarkıda başlar. Barış, kundakta, kucakta barış, yuvada, okulda başlar. Barış, bayramda seyranda barış, giyimde kuşamda başlar. Barış, yazılan tarihte okutulan kitaplarda başlar. Barış, bilimde, teknikte barış, gerçeğin ölçüsünde başlar. Barış, komşunun evinde, toplumun […]

Langston Hughes: Şiirde bir ırmak serinliği

Kitaplığı karıştırırken parmağım Langston Hughes (1902- 1967) Seçme Şiirler kitabına dokundu. Şairin bende olan tek kitabı, tam yirmi yıl önce almışım. Ergin Koparan’ın Türkçeye çevirdiği şiirler benliğimde hiç kalmamış. Bir şiir sever olarak şiirleri tekrar okuyunca, yeni bir pencere açıldı. Şiir: sade, özü kirlenmemiş bir ırmak gibi. Lirik dizelerinde, Amerika’da ‘zenci olmanın’ zorluklarını ve hayatta […]

Küçük İskender

“Marjinal şair” diye anılan bir metropol çocuğu: Derman İskender över. Nam-ı diğer; küçük İskender.. 1964 yılının 28 Mayıs’ında başladı onun yolculuğu.. İstanbul/Beşiktaş’ta, Necdet Tosun, Sami Hazinses gibi Yeşilçam’ın veteralarının ziyaretlerinin eksik olmadığı bir evde geçti çocukluğu. Ressam ve komünist bir babanın, ’80 sonrasında gençliği vurgun yemiş oğlu oldu o.. Çok sonraları, “Bazı babaların infılak eder […]

KÖY ENSTİTÜLÜ HASAN KUDAR

Fransa’nın Başkenti Paris’te bir hastanede, uzun yıllardır halk arasında “yaş ilerledikçe unutkanlık” olarak algılanan beyin  hastalığı Alzheimer hastası olarak hayatta kalma ve yaşama mücadelesini sürdüren Savaştepe Köy Enstitüsü mezunu, öğretmen-yazar Hasan Kudar; 19 Ocak 2017 tarihinde, 91 yaşında yaşamını yitirdi. Yaklaşık 56 yıldır Paris’te yaşayan ve yaşamının 10 yıla yakınını Alzheimer hastası olarak geçiren Kudar, […]

Gurk

kimse bilmiyor tarihini insanın insanı yemeye başlamasının el ele hesap sormayalı çok oldu ten etle kavgalı, kirpik gözle. beni kovalayan kasırga nicedir dölümün de peşinde sırtlan mayalı bir ekmekle doyurmak için güneşin gölgesinde yürüyen iz’sizlerle el ele. oysa sıcak kanın kokusu aynıdır bütün haritalarda her toprakta kederin yankısı ayırır tufanla bayramı nasılsa siz değildiniz Ali […]

GÜNLERDEN PERŞEMBEYDİ

(“Bulimik Sanat Manifestosu” adlı romanımdan alıntıdır, s. 248.) 28 Mart 1991, günlerden perşembeydi. Kerkük’ün 40 kilometre kuzeybatısında yer alan Altınköprü kasabası halkı güneşli bir ilkbahar sabahına açmıştı gözlerini. Güneş bir süredir olduğundan daha çok ışıldayıp ısıtıyordu havayı ve kerpiç evler ile doğaya hâkim olan sarı renk, yer yer çimen rengiyle örtülmeye başlamıştı. Ağaçlar çiçek açmaya […]

EMPATİ

’14 Şubat’tan sonra hızlı geçelim bu ayı. Ayıp olmasın, sırada kediler var; ‘Mart’ı bekleyen. Soğumasın sevgilerine ayırdıkları çatı uçları…

ÇIKIŞ

Ortası çukurca, bembeyaz bir yatakta açtı gözlerini. Üst bedeni çırılçıplaktı. Göğsünün bazı noktalarına siyah kablolar yerleştirilmiş, belirli aralıklarla sesler çıkaran pek çok cihazın ortasındaydı. Burası neresiydi? Doğrulup kendini beline kadar örten çarşafı açmak isterken kolundaki iğne izlerini fark etti. Hareket edemediğini anlayınca derin bir ızdırap ve şaşkınlık duydu. Hiçbir şey anlayamıyordu. Felç geçirmiş olabilir miydi? […]

Ciğer Parem

öyle üzüntülü olma ciğer parem bugün de verdiği sözü yine tutmadığı için öyle üzüntülü olma ciğer parem ömrümüz kum gibi parmaklarımızın arasından aktığı için tanrı çoktan zil zurna saat on ikiye beş var artık aldırış etmiyorum yelkovan yürüdükçe çarklar işledikçe her şey mümkün öyle üzüntülü olma ciğer parem ömrümüz kum gibi parmaklarımızın arasından kaydığı için […]

ÇEŞİT

Çeşit çeşit ayrılıklar Hangi zamanda hangi çiçek mülteci, Hangi toprak baldıran zehiri. Ey şiiri yurt tutan yalnız, Sen ayrılık dersin, özlem dersin Şarkılara gömersin kederi Ama yıldızlar göçüyor Ayevi’nden Gökyüzü senden daha yalnız. Dünya yuvarlak değil artık Işıksız barakalarda her şey dikdörtgen Bak tuzağa düşmüş devir Küçük ellerde diken diken Ve çeşit çeşit ayrılıklar… 8 […]

CEM DUMAN: EDEBİYATIMIZ HOLLANDA’DA DÖNER KEBAP KADAR İLGİ GÖRMÜYOR

Cem Duman, 2003’te Hollanda’da 3C Yayınevi’ni kurdu. Türkçe’den Hollandaca’ya ve Hollandaca’dan Türkçe’ye güzel yapıtlar aktardı. Murat Tuncel, Hasan Kıyafet, Ömer Baytaş, Kemal Yalçın, Eşber Yağmurdereli gibi yazarlarımızın ve Kemal Özer gibi değerli ozanımızın şiirlerini; Hollanda’dan Jan Siebelink, J. Bernlef ve Türkiye’den Tahsin Yücel ve Adnan Özyalçıner gibi 10 önemli yazarın öykülerinden Türkçe-Hollandaca antoloji yayımladı. V. […]

Cansever’de Dramatik Monolog Düşüncesi

Edip Cansever’in ortaöğretim yıllarından beri dünya edebiyatıyla yakından ilgilendiği, bazı yakın arkadaşları tarafından zaman zaman ifade edilen bir bilgidir. Cansever, 1977’de yayımlanan “Yaşam Öyküsü” başlıklı yazısında bunu kendisi de dile getirir. Örneğin, bu yazıda 1940’lı yıllara denk düşen lise yıllarını anlatırken şu açıklamalarda bulunur: Ekmek karnesi ve karartma yılları.. İstanbul Erkek Lisesi’nde okuyorum. [….] Artık […]

Bizden edebiyatımıza

Türk Edebiyatı’nın Hollandacaya ilk çevrisi 1937 yılında Halide Edib Adıvar’ın romanı  ‘Sinekli Bakkal’ ile başlar. Bir yıl sonra Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ‘Ankara’ adlı romanı Hollanda’da okurla buluştu. O dönemde Hollanda’daki edebiyat dünyasının gözleri daha çok Almanya, Fransa, İtalya, Yunanistan, Rusya, İngiltere ve Amerika’ya odaklandığından Türkiye’den gelen edebiyat rüzgarı kısa sürdü. Bunun  birkaç nedeni vardı. Türkiye’deki […]

BİR SEN VARDIN ANLADIĞIM

Ölüm kokulu limanlarda Çocuk âşıklar saklanırdı Dolup taşardı tapınaklar Unutturmak için aşkı Sokak çeşmeleri kan kusardı Nergisleri sulardık Sen dem tutardın ben keman Gizli gizli ağıt yakardık Söz vermişçesine susardık Kimseye bir şey soramazdık Belki anamız kırmıştı kalbimizi Belki zamansız ölmüştü birileri Arkalarına Bilmediğimiz uzaklardan Not düştüğümüz Vesikalık fotoğraflarımız vardı Haberimiz yoktu batı duvarlarından Gül […]

BİR KONSERİN ARDINDAN

Her yaz Bodrum-Turgutreis  D- Marin’de  Klasik Batı müziği konserlerini dinlerim. Marinada, yıldızların altında,denizin kokusunu soluyarak birbirinden değerli bestecilerin yapıtlarını dinlemek daha bir etkileyici. Hele dolunay varsa, bir masal ülkesindesiniz demektir. Geçen yıl  Temmuz’da Fazıl Say’ı büyük bir coşkuyla dinledim: “MEZOPOTAMYA SENFONİSİ” Dinlerken kimi zaman kanatlandım, kimi zaman ağladım, bir masal ülkesinde gezindim, Mezopotamya’da dolandım. Olağanüstü […]

BİR ETEK GAZEL /II

Ne saçımım dökük olması ne sakalımdaki kır; Ne zaman görsem seni yeşeriyor içimdeki bozkır! Felekten bir gün çalmışsındır günahsa günah boş ver; Hakkındır hayatta Haydarî haydaaaaalarla haykır! Zehir yeşili gözleriyle salınıp gelir güzel; Kapadokya’dasındır, geçtir, gecedir, ay suda balkır! Bu, kaçıncı bağbozumudur ömrünün ey hayâl hanım, Aslı astarı yok yaylasında ne güzel atlar yılkır! Kalbim […]

BİR DOLMUŞUN DİKİZ AYNASINDAN

Şahadetparmağımı mercek yaptım unutmak istemediğim herşeyi görmek için olanları gördüm olmayan cenahında yağmurun at sürdüğü vadide tabutlar taşıyorlardı soluk benizli askerler yaralı sırtlarında ateşkes umutları bir sonraki ölünün kim olacağını düşünerek ulak gönderiyorlar gözyaşlarını sevgilerine sustum ağzımda bir dirhem tükürüğe hasret soluğum çöl rüzgarı dağlara inat yaralı omzumda ben de bir tabut taşıyorum içinde ben […]

Ben Atila Kanbir

1955 yılında Ardahan’da doğdum. Yedi yasında Ankara’ya taşındık. İlk, orta ve liseyi Ankara’da tamamladım. Ortaokul yıllarında edebiyat ve çizgiye merak saldım. Ortaokul yıllarında, mizahi şiirlerim Akbaba Dergisinin, okurlara ayırdığı “sizin için” sayfasında yayınlandı. Yirmili yaşlarda karikatüre merak sardım. Ankaralı karikatürcülerle tanıştım. Beraber sergi ve yarışmalara katıldık. 1977 yılında Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür yarışmasında Disk özel […]

Bayan Ester

Alnındaki teri silmeye çalışırken elindeki koliyi düşürdü. Zaten sinirleri gerilmişti. Bir de bu taşınma olayı ona ölüm gibi geliyordu. Yaser, otuzlu yaşlarda, boylu poslu, yakışıklı, kariyer sahibi efendi bir gençti. Bir gören kadın bir daha bakardı. Yeni işi için evini taşıması gereken Yaser, bir an önce her şeyi yerleştirip derin bir uyku çekmek istiyordu. “Başlayayım […]

Aydemir Gürsoy’un ayağı kangren olan tavuğuna protez bacak yaktırması

Nereye götürdüysem kes bunu dediler. Valla ben minnettarım ya buraya, örnek bir yumurtasını da getirdim buraya. yaşamına devam etti Nereye götürdüysem kes bunu dediler. Bunun civcivleri vardı. Ayağı akse yaptı. Nereye götürdüysem kes bunu dediler. Ya şimdi hayvan sağlıklı ben bunun, bide hayvana et gözüyle bakmadığım için Nereye götürdüysem kes bunu dediler. Her hastalanan tavuğu, […]

Artık böyledir zaman

Avluda yürüyorum. Ve ansızın çileklere benzeyen yanaklarıyla altı yaşlında bir erkek çocuk üstüme doğru geldi. Elinde tahtadan bir tabanca. “Pat! Pat!” – benim istikametime ateş etti. Bunun ardından tabancasını cebine soktu. “Görev tamamlanmıştır” – dedi ve gitti. Hemen ailelimi uyardım. Dostlarımı. Polise telefon edin ve benim öldüğümü bildirin Fakat herkes omuzlarını kaldırdı. “Artık böyledir bu […]

ARAYIŞ

Nezahat Çelikaslan’a Gecenin ortası Kenti saran kuru bir kasırga Caddeler buz içinde Yaklaşmıyor yanıma uyku Yoruldum okumaktan Aldım fotoğraf albümünü Baktıkça Yığıldı bir bir masama anılar Gözüm ilişti masada açık Duran tablete Yazmış bir genç hanım “Neredesin Hocam İhtiyacım var sana” Çok acılar yaşamış Oğlumla yaşıt tatlı dilli bir hanım Kalacak yeri yokmuş bu yabancı […]

ANNA

birer birer eksilirken düşlerimiz neye yarar ki kupkuru uykular anna içimde uzak limanlar, yitik vapurlar bu saatte kalbimin kıyısında ne arar bölük pörçük zaman, unutulmuş sabahlar gece hala kirli bir el, yanar bedenlerimiz biz iki aşk haramisi, hüzün çiçekleri devşiririz sönük bir yıldız aldatır kendini yine de umuttur gökyüzünde süzülen ay beklenen sevgilidir, büyütür özlemlerini […]

Anlat Be Derviş

ey karanlığın sultanı bilmez misin ki, ben bütün acıları yüzerek geldim eşiğine hayatın vardım saçağına oturdum sevginin, güzelliği işaret ettim istedim ki ustası olayım sevginin duvar örer gibi öreyim temelini, emek karayım içi pak oldu mu, gözleri ışıldarmış insanın, öğrendim. bozmak senin işin ey karanlığın sultanı bizde ise yılların sırrı hikmeti söz vardır tılsımını serpmek […]

Anadan Üryan

Ey barbar Yok oldum Yarattığımın haşmetinde Kul köle ve daim hizmetkâr Sana üfledim ruhumun suretini Ve sende unuttum bildiklerimi Sen, oldum dedin ey gaddar Yalnızsın şimdi ben ölene kadar Ey hünhar Kuşan kılıcını şimdi Düşmanız ebede kadar Emrettin ey cabbar Ben seni sen zulmü icat ettin Her şey mübahtı yaşamak Ve seni yaşatmak için Ey […]

Afacan

Bir sineğe binmiş içimden havalanan soğuk toz baharatım Tadıma karışıyor sonbaharın beyaz ceketli martıları Kayıtsızım kente akın eden şehvete karşı Gözlerimde masmavi iki kurşun yarası Vahşi hayvanların parçaladığı yüzümle yatıyorum Çocuğum. Okuldan kaçtım. Karatahtada unuttum coğrafyamı

Acıları bastırmak

6 Ağustos sabah Marmaris’e gitmek için İzmir otogarda, Bornova Devriye Ekipler Amirliğin yanındaki çay ocağında kahve içerken Ömer’i elinde bavulla geçerken gördüm. Tam otuzüç yıldır görmediğim çocukluk arkadaşımı görünce sevincimden yerimden sıçradım ve ona koştum. Birlikte yolculuk yaptığım eşim ve oğlum ne yaptığıma şaşıp peşimden geldiler. “Ömeeer!” diye bağırarak ona sarıldım,  o da bana sarıldı. […]

Bulut gözlerimde dursaydı Nilüfer çiçeği açardım Yağmur ormanları üstünde Yanağına çarpar maviye akardım Şimdi gözlerim Çöl kumları kadar çorak Kaderin aramıza aldığı okyanus Uçsuz bucaksız boş bir serap Eğreti bir yalnızlık İçinde boğulduğum bir yudum şarap Bir kalem bir düş Muştusuz bir telaş Olmayacak bir sanrı Yorgun aşılmaz bir yılgı Ah bulut gözlerimde olsaydı Nilüfer […]

Yanar

Ufukta kızıl bir deniz Bulutlar yelken açmış sefere Renkler düşer güverteye  sarhoşluğunda akşamın Gözlerim kamaşır bu güzele Sonsuzluk yanar  akşamlar yanar Sapsarı bir sıcaklık düşer içime anlatacak laf bulaman Gözlerim yanar Yüreğim akar bu güzele Yanacaksa İnsan  bu ateşte yanmalı İçli bir akşamüstü Efkarın yağar içime Gölgeler düşer sevdama Yanışım tatlı Akışım tatlı olur bu […]

pay*

ekmeğin büyük parçası sana, küçüğü bana benden daha iyi yazasın diye senden daha aç halimi ikimiz de doymayacağız nasılsa * Yasakmeyve dergisinin 81. sayısındaki Erkut Tokman çevirilerinde yer alan Koyamparambath Sachidanandan’ın “Beş” şiiri üzerine. 11, 2016

Schilderij Van Een Meisje In Een Bordeel

Haar vingers zijn lelijk geschilderd onherkenbaar, geen aandacht waard alsof de vingers niet bij het lichaam horen maar alleen dienen om haar benen rechtop te houden De bezoeker kan zien hoe wit haar vlees is haar ogen zijn moeilijk te herkennen in de schaduw van haar voorhoofd Haar voeten zijn niet geschilderd in het centrum […]

GÜN BATIMI

Çırası tükenmiş bir günün ardından Yaşadıklarımızın toplamıdır günbatımına oturmuş güzellik Içli bir akşamın seyrinde açılır tonları kızılın Bulutlar yün yumağı boşlukta  Tutunur renklere Sonsuzluk yanar akşamlar yanar Efkar yağar Sapsarı bir sıcaklık düşer içime Gözlerim yanar anlatacak laf bulamam Akıp giderim bu güzele 17 mayıs 2019