Menu

parkta oturduğumuz yakut zamanları düşünüyorum
başını göğsüme düşürdüğün gümüş rengi yazları
gülüp gülüp daldığın ve sonra yeniden yeniden
büyüttüğün, bensizliğin hüküm sürdüğü karakışları
bir mayıs akşamı ayın gülen yüzüyle baktığı baharsın
kalbin gül bahçesi, tenin kimliksiz bir ova ve ipince
polis sirenlerinin sesi sarkıyor köşe başını dönünce
sonra el fenerlerinin donuk ışığı vuruyor alnımıza
gülümsüyor polis neye gülümsediğini bilmeden belki
kafakağıtlarımızın biri incecik kız, diğeri solgun bir yüz
yakıştıramıyor birbirine bu iki tersyüz hayatı aklınca
ben utanıyorum sakalımdan, yaşım vuruyor kendini
sen henüz yeni bitmiş resim gibi bakıyorsun yüzüme
ellerin ellerimden uzaklaşıyor usulca, dizlerimde ateş
bacaklarım titremeye başlıyor sınır ihlali arttıkça polisin
sonra içsel bir yolculuk birdenbire, vizesi geçmiş düşlere

sokak köpeklerinin kavgası başlıyor gecenin kıyısında
kedi patilerinin izleri silinmemiş henüz toprak yollarda
kendi kirini temizliyor kentin varoşlarında kapkaççılar
durdurak bilmiyor sedef kakmalı bıçakların gidip gelmesi
bir sırım delikanlı vurulmuş yatıyor yerde, polis nerede
hangi yaranın kanaması bu, hangi törenin can bulduğu
her dilde anne, anne değil mi, neden farklı acıyor yürek
salası okunuyor yalnızlığımın, koma beni karanlığa çocuk
korkularımla baş başa bırakma sakın ha siliktir geçmişim
belleğimde cennet kuşları uçuyor, tenim cehennem eşi
söyle hadi, cehennemde açar mı hatmiler, fesleğenler
bir rüzgar esse şimdi, serin serin yürüse geleceğe umut
bulut kendi yolunu bulsa uzayın en mahrem dehlizinde
yağmuru beklese içimizin kum taneleri, o parka dönse
baştan yazmalıyım bu şiiri, içime sinmedi her nedense
sıfır sözcükler gönder bana, eskiler çok çabuk tükendi

12 Ağustos 2017 İzmir

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.