Menu

Arzuda Bir Sapma
Mehmet Erte

Erte’nin Arzuda Bir Sapma’sı, 24 farklı öykü ile okuyucuyu çok da aşina olunmayan biçimlerde karşılıyor – özellikle zaman boyutunda. Kurgudaki zaman kavramı öykünün ve yazarın istekleri doğrultusunda esnetilerek her kopacak mı diye dönülüp daha dikkatli bakıldığında yeni bir formda dışa vuruyor kendini. Ayağı takılıp merdivenden aşağı düşenleri seyreder gibi değil de, dibi görülmeyen bir karanlık uçuruma korku dolu meraklı gözleri çekercesine kendine bakanı sürüklüyor bu esneklik. Peki zaman kavramı nasıl esner? Nasıl her odaklanışta daha da bükülerek sanki hiç yol katedilmemiş hissi yaratır? Birinci elden tadına bakabilirsiniz: Kitapta yer alan hikayelerden “Sapma”nın, diğerlerinden bir çok anlamda farklı bir yeri oldu benim için. “Sapma” dışındaki tüm öyküler adeta “Sapma”nın biçim olarak eskizleri hissi uyandırdı bende. Öyküyü birkaç defa okumuş olmama rağmen, ara ara “o”nu düşünmekten, elime alıp birkaç sayfasına göz atmaktan kendimi alamadım.

Hayat geçip gider ve bizi geride bırakır. Geride mi bırakır? Hayatımız dediğimiz aslında geride bıraktıklarımızın toplamı, uyuşması, çatışmasıdır. Hayatını anlatan geçmişinden bahsediyordur. Hayat bizi ileriye, geleceğe sürükleyen ancak geriye, geçmişe doğru akan bir nehir. Her yeni an yeni bir muammanın karşısındayız. Ve geçmişimiz de onu sahiplenmemize rağmen anlaşılamamış, çözülememiş şeylerle dolu; adeta bizim olmaya direniyor. Ama geçmiş ötelerde bir yerde değil; burada, bizimle birlikte, defalarca düşünülmüş, düşlenmiş olarak. Yığınla düşüncenin, düşün uyuşmasının, çatışmasının perdesinden süzülerek içinde buludunduğumuz ana düşüyor geçmişin ışığı ve gölgemizi geleceğe düşürüyor. Bizler gölgemizin gerisindeyiz. Gölgemize bakarak kendimizi yorumluyoruz. Ve hayatımız üzerimizden geçerek, sanki gölgemiz tarafından yaşanmış gibi belirsizliklerle arkamızda kalıyor.

Mehmet Erte

Son olarak, zaman demişken, şu kısa alıntıyı da buraya sıkıştırayım: “Hepimizi ezerek geçip giden, hepimizi geride bırakarak uzaklarda bir yerdeki kendi yalnızlığına yetişmeye çalışan zaman”.

Ahmet Telli

Türkçe edebiyatla ilgilenen herkesin şu ya da bu şekilde bildiği bir isim Ahmet Telli. Yazdıkları yeri gelmiş şarkı sözü, miting marşı olmuş, yeri gelmiş o tarihe ait kalan tek belge görevi görmüştür. Benim de kendisi ile tanışıklığım dergilerde, kitaplarda sıklıkla rastladığım şiirleri aracılığıyla olmuştu. Bu ikinci el tanışıklığı bir adım ilerisine götürmek için Türkiye’den yandaki fotoğraftan bir kısmı görülebilecek seçkiyi sipariş edip, başladım ince eleyip sık dokumaya. Okudukça Ahmet Telli’yi daha çok tanıdım, anlattıklarına daha yakınlaşıp, yer yer “şiirin arkasındaki şiir”i görmeye çalıştım. Bahsettiği isimleri ve olayları not edip, internette araştırıp, aynı şiiri tekrar tekrar okudum. Doğrudur, Telli acıyı, ayrılıkları ve göçü almıştır şiirinin merkezine. Fakat bir çok şiiri beraberinde ağır bir bavul taşır. Şans bu ki, kendisi benim bu çalışmayı yürüttüğüm sıralarda Deventer Kültür Sanat Topluluğu’na bir söyleşi ve imza günü için Hollanda’daydı. Söyleşide ve aralardaki konuşmalarımızda da aktardıkları “ağır bavul” tezimi doğrular nitelikteydi. İfade ettiğine göre söyleşilerden oluşan “SöyleŞen” kitabı bu bavulların kimilerine ipucu sağlamaktaymış. Demek ki okunacak bir sonraki Ahmet Telli kitabımız belli oldu.

Defalarca ve severek okuduğum bu seçkideki her bir kitabı şiddetle tavsiye ederim. Soluk Soluğa şiirinden hayranı olduğum bir alıntıyla kapatayım bu başlığı:

“mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
güneşin batısını görmek ölümdür biraz
ölümdür biraz hep aynı yatakta
aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
Kitapları hep aynı raflara sıralamak
aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
soluk soluğa yaşamalı insan
her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
ve cehenneme dönse de bütün bir ömür,
mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün”

Ahmet Telli

Mühürlenmiş Zaman
Andrey Tarkovski

Sinemaya aşırı bir düşkünlüğüm olmamıştır. Yine de bu mesafe ünlü yönetmen Tarkovski’yi tanımamış olmamı sağlayacak kadar açık olmadı hiçbir zaman. Ben de birçokları gibi ilk önce adını duyup, daha sonra merakımı dizginleyemeyerek yönetmenin ikonlaşmış filmlerini izlemek suretiyle tanıdım kendisini. Son zamanlarda birçok sinema ve tiyatro oyuncusunun okuduğum röportajlarında sıkça değindikleri Mühürlenmiş Zaman girdi radarıma. Mühürlenmiş Zaman biçimi itibariyle yönetmenin sinema ve bilhassa kendi filmleri üzerinden kendi görüşlerini (felsefesini?) paylaştığı bir yazı dizisi. Bahsi geçen anlatı sadece belirli film karelerinin ardındaki sembolik göndermeleri açıklamaktan ibaret değil. Kitap, yönetmenin sinemayla anlat(a)madıklarına da nefes alacak uygun bir atmosfer sunmuş.

Tarkovski’yi ya da sinemayı sever misiniz bilemem? Fakat iyi-kötü film izleyen herkesin zevkle okuyacağı bir kitap.

Teknik Olarak Yeniden-Üretile-bilirlik Çağında Sanat Yapıtı
Walter Benjamin

Sanat eleştirilerinde adına sıklıkla atıfta bulunulduğunu gördüğüm ünlü düşünür ve eleştirmen Walter Benjamin’in okuduğum ilk kitabı. Bu makalesinde ele aldığı soru şu: Mevcut teknik yeterlilik vasıtasıyla (neredeyse) her cismi yeniden ve çok yüksek miktarlarda üretebildiğimiz bir çağın sanat yapıtı üzerindeki etkileri nelerdir? Bu değişimin ekonomik sistemler tarafından kullanılışı, uyarlanışı, ya da terk edilişi ne şekilde söz konusu olabilir? Çeşitli noktaların anlaşılması belirli bir birikimi gerektirdiği için idrakı zor bir eser. Yine de cevaplamaya çalıştığı sorunun günlük hayatımızda kapladığı geniş alan düşünüldüğünde, okuyucuya tekrar tekrar dönüp bakacak merakı uyandıran bir çalışma.

Sanat Komplosu
Jean Baudrillard

Sanatın ve sanat eserinin ne olduğu günümüzde de, bundan önceki yüzyıllarda olduğu gibi, tartışma konusu. 1961 yılında İtalyan sanatçı Piero Manzoni kendi dışkısını 90 adet konserveye koyup galeride sergileyeli 58 yıl oldu. O dönem tanesi bugünün koşullarında $37 eden bu konservelerden bir tanesi 2016 yılında Milan’daki bir sanat müzayedesinde €275,000 üzerinden alıcı buldu. Sanatta gerçekten yapılacak bir şey kalmadı mı? Sanat kendi kendisinin sonunu getiren bir komplo halini mi aldı? Baudrillard’un merkezine bu soruları aldığı eleştirisinin de içinde bulunduğu çok güzel bir derleme. Bir çok benzeri gibi okuyucudan belirli bir ön hazırlık isteyen bir kitap. Keyifle okudum, sanatla ilgi duyan herkese tavsiye ederim.

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.