Menu

Söyleşen: ALİ ŞERİK

Kemal Yalçın, 1952 Denizli’de doğdu.  İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. 1978’de öğretmenlikten ayrılarak gazetecilik ve yayıncılık yaşamına girdi. Ocak 1982’de Almanya’ya geldi.  Bremen Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde “Bilgi teorisi, Türkiye’de felsefi düşüncenin gelişimi ve Şeyh Bedreddin” konusu üzerinde çalıştı.  1989 yılında Bochum şehrinde Türkçe öğretmenliğine başladı. 30 yıl çalıştıktan sonra emekli oldu.

Kemal Bey, Türkiye’de Halkın Yolu gazetesinin sahibi idiniz. Gazetede yazdığınız yazılar nedeniyle 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra sıkıyönetim komutanlığı tarafından aranmaya başlandınız ve Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldınız. Yanılmıyorsam 13 yıl Türkiye’ye gidemediniz.  Bütün kitaplarınızı Almanya’da yazdınız. Türkiye’de ilk kitabınızı ne zaman yazacaksınız?

Kemal Yalçın: İlk kitabımı Türkiye’de 1973 yılında yazmıştım. Leibnizt’in Monodolojisi adlı bir felsefe çalışmasıydı. Yayınlanamadı. Halkın Yolu gazetesi haftalık 15.000 adet basılıyordu. Gazetemde genellikle felsefe yazıları yazıyordum. Halkın Yolu 1978 Maraş Katliamı üzerine ilan edilen Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından Sıkıyönetim bölgelerinde yasaklanmıştı. Bu nedenle çok zor şartlarda gazetemi Bursa ve İzmir’de bastırıyorduk. 12 Eylül 1980’den tüm Türkiye’de yasaklandı. Gazete çalışanları hakkında tutuklama kararı verildi.  Bu nedenle Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldım.

“Sürgün Gülleri” adlı ilk şiir kitabımı 1993’de yayınladım. Türkiye’de Pencere Yayınları’ndan çıkmıştı. Bu şiir kitabının dosyası ile 1991 Petrol-İş Şiir Birincilik Ödülü’nü almıştım. Çıkar çıkmaz hakkında toplatma kararı verildi. Yayınevi Sahibi Muzaffer Bey ile birlikte yargılandık. Dava yedi yıl sürdü. “Bir daha böyle şiirler yazarsam iki kat ceza verilmesine karar verildi.”

“Geç Kalan Bahar” adlı ikinci şiir kitabım Ortadoğu Yayınları tarafından 1994’de Almanya’da yayınlandı. Bu iki şiir kitabından sonra ilk belgesel romanım olan Emanet Çeyiz’i 1998’de Türkiye’de yayınladım. Bu kitabımla 1998 Abdi İpekçi Türkiye Dostluk ve Barış Özel Ödülü’nü, 1998 TC Kültür Bakanlığı Roman Ödülü’nü ve 1999 Türkiye – Yunanistan Dostluk ve Barış Ödülü’nü aldım. Kitabım hakkında Türklüğe hakaretten dava açıldı. Beraat ettim.

2000 yılı Aralık ayında “Seninle Güler Yüreğim” adlı ikinci belgesel romanım Doğan Kitap tarafından basılmıştı. 15 Ocak 2001 günü piyasaya verilecekti. 13 Ocak 2001 günü “Üstten gelen bir emirle!” kitabımın yayını durduruldu ve daha sonra bana haber verilmeden, kitabımı basan yayınevi tarafından İstanbul 13. Noteri huzurunda kâğıt kıyma makinası ile imha edildi. Doğan kitaba karşı dava açtım. Dava 13 yıl sürdü. Sonunda davayı uzattığı için TC Adalet Bakanlığı bana 5400 TL tazminat ödemeye mahkûm oldu. Ben de davayı kazanmış oldum. Bugüne kadar 30 kitap yayınladım. Kitaplarımın tümünü Almanya’da, Extertal şehri yakınındaki Hotel zur Burg Sternberg adlı otelde ve genellikle 403 numaralı odada yazdım. Çünkü bu otelin çevresi benim Türkiye’deki köyüme benziyor.

Yazar-Şair Mevlut Âsar bir edebiyat etkinliğinde sizi kitabının militanı olarak tanımladı.  Sizce nereye kadar kitabin militanı olmalı bir yazar?

Kemal Yalçın: Yazarlık çok zor bir iştir. Şakaya gelmez. Ben Türkiye’de Ermeni, Süryani, Rum soykırımları gibi kesin tabu olan konularda canlı tarihlerin anlatımlarına dayanarak mikro tarihsel belgesel romanlar yazdım ve yazıyorum. Kendimi, hayatımı ve tüm zamanımı bu konuları araştırıp yazmaya verdim. 45 yıl hem öğretmenlik, hem de yazarlık yaptım. Çok çalıştım. Kimsenin düşünemeyeceği kadar çok çalıştım ve çalışıyorum. Başka türlü tabu olan konulardan belgesel roman yazılamaz.

Kitabınız Haymatlos’ da 1933 yılında Almanya’yı terk edip Türkiye’ye yerleşen Alman akademisyenleri anlamaktasınız.  Bu gün Türkiye’den beyin gücü ülkeyi terk edip, genellikle batı dediğimiz ülkelere yerleşiyorlar.  Alman akademisyenlerin çoğu 1945’de ülkelerine geri döndü. Türk akademisyenleri gelecekte ülkelerine geri dönecek mi?

Kemal Yalçın: “Haymatlos-Dünya Bizim Vatanımız” adlı kitabımda 20. Yüzyıl Türkiye ve Almanya ortak tarihinin romanını yazmaya çalıştım. 640 sayfalık bir kitap ortaya çıktı. Bu kitapta Nazi rejiminden kaçarak Türkiye’ye sığınan anti-faşist Almanların belgesel romanını yazdım. Bu romanın içinde ben de varım. Çünkü ben de 13 yıl Almanya’da Haymatlos olarak yaşamak zorunda kalmıştım. Bu dünya Hitler’e bile kalmadı! Başkalarına da kalmaz! Bu dünyada eşkıya hükümdar olamaz! Gelenler bir gün dönerler ülkelerine!

24 Kasım 2018 günü Gronau şehrinde yapılan törenle  “Süryani Halk Kahramanı Şemun Hanne Haydo” adlı kitabınız Türkçe, Almanca, İngilizce, Hollandaca ve Süryanice olarak beş dilde dünyaya sunuldu. Size  “Şemun  Hanne Haydo Dostluk ve Barış Ödülü” verildi. Neden bu ödüle laik görüldünüz?

Kemal Yalçın: Bana verilen Dostluk ve Barış Ödülü Plaketinde aynen şunlar yazılıdır:

“Süryani Halk Kahramanı ŞEMUN HANNE HAYDO”, “Süryaniler ve SEYFO” adlı kitaplarınızla Süryanilerin Türkiye’de ve dünyada tanınmasına, Seyfo tarihinin aydınlatılmasına ve anlaşılmasına, Süryanilerin haklarının korunmasına, acılarının dinmesine, Türkiye’de ve dünyada barış kültürünün gelişmesine büyük  yardım ve katkılar yaptığınız için size bu ödülü vermekten şeref duyarız.

Kemal Bey, bugüne kadar   yedi dile çevrilen “Seninle Güler Yüreğim” adlı belgesel romanınızın İngilizce baskısının tanıtım toplantısı için “Knights and Daughters of Vartan” “Vartan’ın Evlatları” adlı kültür kuruluşu tarafından 2017 Ekim ayında Washington’a davet edildiniz ve size “Vartan Hayat Boyu Başarı Ödülü” verildi. Bize kısaca “Seninle Güler Yüreğim” adlı belgesel romanının anlatır mısınız?

 Kemal Yalçın: 1915 Ermeni soykırımından bir Türkle ya da bir Kürtle evlenerek hayatta kalabilmiş “kılıç artığı” yaşlı Ermeni kadınlarını 1994-1998 yıllarında aradım. Amasya, Erbaa, Erzincan, Erzurum, Kars, Ani, Van, Harput, Elazığ, Malatya, Adıyaman, Kâhta, Diyarbakır, Mardin, Midyat, Ankara, İstanbul şehirlerini dolaştım. Almanya, İsveç, Hollanda, Yunanistan, Amerika,  Arjantin, İsrail, Ürdün, Kanada’da araştırmalar yaptım. 100 kadar canlı tarih buldum. Bu insanlarla konuştum. Onların anlattıklarını olduğu gibi, sansürsüz romanlaştırdım. Bu işi 1998’lerde  ilk kez ben yaptım. Dili koparılanların dili, soyu kurutulanların, ocağı söndürülenlerin sesi oldum. Bu nedenle bu kitabım 2001 yılında imha edilmişti. Fakat bu dünya kitabımı imha edenlere de kalmadı! Çünkü bu dünyada kitap yakan, kitap kıyan, kalem kıran hiçbir iktidar ilelebet sonsuza kadar yaşayamaz. Kalem daima kılıçtan keskindir ve güçlüdür.

 Bugüne kadar 30 kitabınız yayınlandı. Kitaplarız 14 dile çevrildi, başarılı bir yazarsınız. Sizce yazar dünyaya ve kendi kimliğine karşı hangi sorumlukları taşımalıdır?

Kemal Yalçın: Her yazar öncelikle kendi vicdanına karşı sorumludur. Gerçekleri yazmak için Türk olmak Kürt olmak, Ermeni olmak, Süryani olmak, Müslüman ya da Hıristiyan olmak gerekmez, vicdan sahibi insan olmak yeter.

Bugüne kadar 30 kitabınız yayınlandı. Kitaplarız 14 dile çevrildi. Daha ne kadar kitap yazacaksınız?

Kemal Yalçın: Bugüne kadar yazdıklarım, yazacaklarımın sadece önsözüdür. Henüz en güzel romanımı yazamadım, en güzel sözü söyleyemedim. Hayat kısa, sanat uzundur. Dilerim ömrüm daha güzel romanları yazmama yeter.

Almanya’da Duisburg-Essen Üniversitesi Türkistik Bölümü 2017 yılında Kemal Yalçın Arşivi kurdu. Arşiv nasıl kuruldu, arşivde neler var?

Kemal Yalçın: Türkistik Bölümü Dekanı Sayın Kader Konuk’un girişimi ile Kemal Yalçın Arşivi kuruldu. Ben yazarlık hayatımın tüm mirasını Duisburg-Essen Üniversitesi Kemal Yalçın Arşivi’ne bağışladım.

Bütün kitaplarımın elyazmalarını, canlı tarihlerle yaptığım tüm ses kayıtlarını, çektiğim tüm fotoğrafları, bulduğum ve kullandığım tüm belgeleri Arşive verdim.  Anadolu’nun tüm evlatlarının 300 kaset dolusu ses kayıtları, binlerce fotoğraf, 5000 sayfa kadar yazılı belge arşivde koruma altına alındı. Bu anlamda Kemal Yalçın Arşivi Anadolu’nun Evlatları’nın en çok sesinin bulunduğu bir arşivdir. Bu dünya gelimli gidimli dünya! Ölüme yok çare! Bir gün ben de öleceğim! Fakat ses kayıtları, yazarlık mirasım yüzlerce yıl yaşamaya devam edecektir. Arşiv kurulmadan önce “Ben ölünce bu ses kayıtları, bu belgeler, bu kültür mirası ne olacak? Kitaplarıma kim sahip çıkacak?” diye düşünüyor ve mirasımın sahipsiz kalmasından korkuyordum. Kemal Yalçın Arşivi kurulduktan sonra çok rahatladım! Üniversite benim mirasımı benden daha iyi koruyacaktır! Ölsem de gam yemem artık! Gözüm arkada kalmaz!

Bochum, 01 Şubat 2019             

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.