Menu

Üç sözcük bir yolculuğa çıkarıyor beni. Kitap adlarının önemini bir kez daha anlıyorum. Hele bu şiir kitabı ise… Üç sözcük, omuzlarında taşıyorlar beni, yorulmak nedir bilmeden. Tanışıyor, konuşuyorum onlarla…

Bir yakınlık,bir sıcaklık hissediyorum. Üç sözcüğün beni nereye götürdüklerini anlamak için adıma imzalı kitabın ilk şiirini okumaya başlıyorum. Dingin sözler avlusundayım. Pırıl pırıl bir Türkçe karşılıyor beni. Daha ilk dizeler bana şunu söyletiyor. Kir tutmayan akarsu, şiir.

İlk şiiri “Görü” okumaya, anlamaya çalışıyorum. Üstünkörü bakmalar/eksik kalır gördüğünden/ardında imge boşluğu!/derin gözle bakana düşer anlam./kavrar inceliği.

Duruyorum… Sindire sindire okumam gerekiyor, düşünüyorum. Bakmak-görmek, okumak, anlamak… Bu sözcüklerin derinliğine iniyorum şairi anlamak için. Sözcükler yığını yerine öz verilmiş. Söz ve sözcük mühendisliği dikkatimi çekiyor.

Michelangelo “Ben heykel yaratmıyorum, heykeller o taşların içinde zaten var, ben sadece fazlalıkları alıyorum” diyor. Oğuz Tümbaş da şiirinde tüm fazlalıkları atıyor. Söz ve sözcük mühendisliği özeniyle…

“Göz, ancak o kişinin bildiği kadarını görür.” diyor Goethe. Bildiği kadarını görmeyen ya da görmek istemeyen göz gördüğünden eksik kalmaz mı? Eğer derin gözle bakılırsa, bakılmaya çalışılırsa kavranmaz mı incelik? Yol belli, yol açık. Yola çık, zaman kaybetmeden. Bu yolculuğa çıkarken de yanına alacaklarını söylüyor.

“Hoşgörü bilgeliktir / aydın insan erdemi / belgesi yok / gönlünde yüce değer bilenin.” Dizeleriyle sürdürüyor şair şiirini. Yine daha iyi anlayabilmek için düşünüyorum.

Hoşgörü içinde neleri barındırıyor? İnsana insanca yaklaşmayı, ötekileştirmeden sarılmayı, karşısındakini anlamayı, tüm canlıların yaşama hakkını korumayı, düşünceye saygıyı, doğayı karşılıksız sevmeyi. Renkler, diller, dinler ayrımı yapmamayı, gökyüzünün, yeryüzünün hepimizin olduğunu, paylaşmanın güzelliğini. Peki bu bilinçte olmak neyi gerektiriyor? Bilge olmayı. Bilge olmak için de yapılması gereken belli değil mi? Adını koymuyor Oğus Tümbaş ama bulunak belli.

Yalansız çiçekler baharı şiirinde şöyle diyor: “bu dünya hepimizin dostlar, çelişkileriyle / siyah-beyaz kadar karşıt da olsa / bu doğa, bu insan, bu aşam./korunmalı özenle sevi. / ah nasıl da özleniyor inanın / kırların yalansız çiçekleri…”

Kolay olmadığını biliyor bu kardeşliğin yaşama geçirilmesinin, bunun için yapılması gerekeni de “içi çiçek gibi” şiirinde açıklıyor, “Çağ atlamak ip atlamak kadar kolay değil / ilken ben yok eder ilkeleri”

Yapılması gereken önce kendimizi değiştirmek. Arınmak insan ve doğa sevgisiyle yunmak. “Yolu uz gidene / yakın gelir uzak / uzgörü uzlaşmaktır yaşamla/gülü açar gönencin / insanca algıyla.” dizeleriyle de sebep-sonuç ilişkisini ortaya koyuyor. Devam ediyor. “yeryüzü büyülü sandık / ömürle sınanan/çoğalsa insan / göğün sonsuzluğuna / aşk içinde/önderi olur öngörünün.”

Bu büyülü sandıkta olumlu nelerimiz var? İşte kendimize sormamız gereken soru. Ya şairler onlar için ne diyor. “Sezgi ustası şair / emek verir/onurlandırır sevgiyi / ileri görü’şle… ve içi çiçek gibi şiirinde, / Daha çok işi var/elin, gözün, yüreğin / daha çok görevi / daha çok eylemi / çağına tanık şairlerin.” Şiirin son dizelerinin ne kadar önemli olduğunun bilincinde Oğuz Tümbaş. Noktayı nasıl koyuyor bakalım. “Görmeyi güzel eyleyene aşk olsun / aşk olsun yürek gözüyle görene / sana da aşk olsun Can Yücel / görmeler derinliğine!”

Niçin Can Yücel, niçin aşk olsun? Dizeler dökülüyor dudaklarımdan. Bir dizesiyle yetiniyorum. “En hızlısıydı hepimizin, ilk o göğüsledi ipi…” Ve bizler Deniz kokulu parkalara sarılı kaldık. Dizemi de yazmadan edemiyorum. Bir başka açıdan bakıyorum “görü” şiirine.

İşte söz ve sözcük mühendisliği. Üstünkörü, hoşgörü, uzgörü, öngörü ve ileri görü’ş. Görü ile oluşturulan sağlam bir yapı. Çelik bir Türkçe ile oluşturulan bir şiir. Dizelere ve şiire duyulan saygı. Oğuz Tümbaş’ın şiiri mi “Kir tutmayan akarsu”?

Dizeler, şairin parmak izi olduğuna göre Oğuz Tümbaş’ı dizelerinden tanıyalım. “Suyu sevdim / pınarı, çağlayanı, nehri /suya götürüp susuz getireni olmadım kurnazlığın / çizik atmadım / hançerlemedim ağaçlar bedenini / çalmadım, çırpmadım / yer almadım yolsuzluk katarlarında. / yalındım arkasında durdum yalnızlığımın / sesime sindim / Sakındım kendimi kinlerden, kirlerden.

Bütün şiirlerim İzmirli, şiir yaşam bulur Karşıyaka’da diyor Oguz Tümbaş ve bir isteğini dizeleştiriyor.

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.