Menu

Yanı başına düşen havan topu askeri havaya savurup, ağacın dibine, çalıların arasına düşmesine neden oldu. Şarapnel parçası askeri üç yerinden ağır yaralamıştı. Asker ağacın dibine baygın bir halde yığılıp kaldı, sanki ağacın dibinde çömelmiş ve kafasını ağaca yaşlanmıştı. Bedeni ağır darbe aldığı için beyni, hayatta kalabilmek adına şuurunu saf dışı bırakmıştı. Uzun aralıklarla kısa nefes alıyordu, bedeninden kan yavaş yavaş kuru toprağa damlıyordu. Boynundaki iki künyesi rüzgarın etkisiyle hafiften sallanmaya devam etti. Bir iki saat içinde yardım ulaşamazsa oracıkta hiç hareket etmeden ölecekti.  Asker hayatının merdivenini  daha yeni çıkmaya başlamıştı, dünyanın bu kadar büyük ve güzel olduğunu yeni öğreniyordu. Birde deli gibi esmer kızlara baygındı, bir kızla tanışıp askere gitmeden önce aşkın tadına bakmak istemişti, fakat bazı tecrübeler herkese kısmet olmaz.  Aradan tam üç saat geçti, bedeni son ana kadar direndi, kimse onu bulamayınca nefesi yavaşladı, solunumu seyrekleşti ve son nefesi duyulmadı bile.

Tam bu üç saatin içinde askerin babası deniz kenarında oturmuş iki arkadaşı ile eski günleri düşünmekteydi. Bu eski günler sohbeti, insanın var oluşundan bu yana her nesil tarafından konuşulup duruldu. Vücut gençlikteki  gücünü yitirdikçe, kimi rüyaların gerçekleşmeyeceğini kavradıkça ve çevrende değer verdiklerin insanlar teker teker ölünce, eski günler sohbeti gün ışığına çıkar. Yaş kırkı geçince, ölüm yaklaşır, gençlik adım adım uzaklaşır. Hayatın geride bıraktığı günler azalır, geride bıraktığı kendi tarihi genişler.  Bir de yürekteki geçlik anıları bir sarmaşık gibi tüm bedeni kaplar. Üç arkadaş batan güneşin güzelliğine bakıp çaylarını içtiler. Uzun zamandan beri birbirini tanıyan insanların birbirlerine anlatacakları bazen çoktur, kimi günlerde ise anlatacakları yok gibidir. İşte bu akşamda böyle bir gün, üç arkadaş sessiz ve huzurla deniz dalgalarına baktılar. Dalgalar karaya vurdukça köpürüyor, diğer dalga gelmeden köpüklerin yarısı kumların içinde kayboluyordu. Yan yana olmanın, bir ömrü birlikte paylaşmanın mutluluğunu şimdi sessiz ve sedasız paylaşmaktalar. Önümüzdeki bir ay içinde bu arkadaşlar her gün bir araya gelecek, oğlunu kaybeden babayı teselli etmeye, acısına ortak olmaya çalışacaklar. Dostlukları yarınden itibaren biraz daha derinleşecek sonra bir yıl içinde değişik nedenlerden dolayı dağılmaya başlayacaktı.

Şimdilik bu güzel akşamın tadını çıkartsınlar, bir daha böyle güzel bir akşamı, bu huzurlu sessizliği bulamayacaklardı. Ölüm haberi onlardan birine ulaşmak için yola çıkmamıştı henüz. İnsan ömründeki günleri bir kez yaşar. Erin öldüğü henüz hiçbir deftere işlenmedi, sayım yapılandı, kurtulanlar bu saatlerde kendi can derdinde. Ölen er kayıtlarda  şimdilik yaşıyor.

Hızla gelişen dünyada savaş alanları da hızlı yer değiştirmekte. Bu savaş alanında yaralıları helikopterlerle  hastaneye yetiştirdiler. Ölüleri ceset torbalarına yerleştirilip, silahları da toplayıp götürdüler. Ağacın dibindeki ölen genç eri ise kimse görmedi, belki çöken akşamın karanlığı neden oldu buna, belki de ağacın etrafındaki çalılar, yada helikopterin etrafa yaydığı toz tabakası.

Daha sekiz saat önce şiddetin orkestrası var gücüyle ölümün senfonisini çalarken, şimdi doğa sessizliğine geri dönmüştü. Kaçan hayvanlar kendi bölgelerine geri dönmeye başlamışlardı. Artık askerin bedeni gecenin soğukluğunu almıştı. Bir örümcek daldan aşağıya sarkarak erin miğverine indi. Bilmediği şiddetli hava dalgalanması birkaç saat önce ağını bozmuştu. Ağını kurmak için en mükemmel yeri arıyordu şimdi. Rüzgar akımının bol olduğu bir yer bulmalıydı, doymak bilmeyen açlığını hafifletmek istiyordu. Erin yüzünde dolaşıp yavaşça dizlerine kadar indi, oradan toprağın üstünden tekrar ağaca tırmandı, ağaçtan tekrar erin miğferine geçti. Çevresini inceledi, sonunda ağını kuracağı yeri tespit etti. Erin vücudu ile ağaç arasında bir boşluk vardı. Örümcek erin  yüzü, boynu, göğsü ve ağacın kütüğünü kullanacaktı, ağını örmeye başladı. O boşluktaki rüzgar biraz daha yoğundu, buna neden olan askerin önündeki sıkı çalılıktı. Hayvanın içgüdüsü, birazdan buraların sineklerle kaynayacağını söylüyordu.

Duvarları fotoğraflarla süslü evde neşe vardı, duvarda asılı asker fotoğrafı tüm misafirlere gülerek bakıyordu. Evin hanımı, aylardan beri süren endişesini dağıtmak istiyordu. Bu nedenden dolayı sevdiği komşularını ve arkadaşlarını eve davet etmişti. Oğlunun düşman bölgesinde olduğunu bilmiyordu. Oğlu ile  sık sık görüşüyor, kokusunu telefondan bile almaya çalışıyordu. Durumundan memnundu genç asker, diğer askerler ve subaylar onu sevmişti. O da askerliğinden şikayetçi değildi, lakin şu özlem ve ölüm korkusu olmasaydı. Anne oğlunun sesini bir hafta duymayınca boğulacak gibi olmuş, bu sıkıntıdan kurtulmak için arkadaşlarını çağırmıştı evine. Arkadaşları da bu sıkıntıdan haberdar olduklarından hazırlıklı gelmişlerdi. Kısa bir sohbet sonrası çay ve kahveler geldi, hep birlikte sofrayı kurdular. Kadınların arasında  ney ve kanun kullananlarda vardı. Ufak bir kıvılcımla odanın içi birbirinden güzel kadın sesleriyle doldu. Bildikleri şarkıları ortak söyleyip birbirlerine eşlik ettiler, bilmedikleri şarkıları sabır ve neşe içinde dinliyorlardı. Masa börek, pasta, tatlılarla ve dört beş çeşit meşrubatla doluydu. Sesleri komşuları rahatsız etmesin diye pencereleri bu sıcak havada kapatmışlar, klimayı açmışlardı. Kadınlar bu akşam mutluydular. Bir daha bu kadınlar böylesi bir mutluluk için biraya gelmeyecekler, birlikte bu mutluluğu bir daha yaşayamayacaklardı. Hatta bu mutlu günü biriyle paylaştıklarında içlerine derin bir hüzün çökecekti. Bir gün sonra, onlar  bu akşam eğlenirken askerin aynı saatlerde cepheden geri dönmediğini ve arandığını öğreneceklerdi. Yüreklerine derin bir acı çökecek.

Birden yaprakların arasından bir hışırtı belirdi. İhtiyatlı adımlarla yavaş yavaş erin bulunduğu yöne yaklaşmaya başladı. Aldığı koku onu o yöne çekiyor, bir yandan da bu koku onu korkutuyordu. Dikkatlice çevresini kolaçan ederek çalıların arasından çıkıp ağaca doğru yaklaştı. Burnunu havaya kaldırıp daha dikkatli kokladı. Etin kokusunu alıyordu, adımlarını daha da yavaşlattı. Fakat burnunu gelen bu karışık koku onu korkutuyordu da. Ortalığı dinlemeye başladı, yalnız burnuna güvenmek istemiyordu. Gözleriyle her yönü kolladı. Birden bir insanın yüzüyle göz göze gelince korkudan çalıların arasına dalıp kayıp oldu tilki. Tilkinin ani kaçışı küçük bir hava dalgasına neden oldu. Yeni örülmüş ağ hafiften sallandı. Sallanan ağ, uyuyan örümceği uyandırdı. Sallantının merkezini tespit etmek için, ağından gelen titremeye dikkatini verdi örümcek. Sallantı kesilince iki adım geri çekilip tekrar yuvasına girdi.

Açık maviye boyanmış apartmanın üçüncü katındaki kadınların birlikte söyledikleri şarkı duyuluyordu. Pencere kapalı olmamasına rağmen şarkı, sessizce sokağın içinde dağılıyordu. Çöp konteynırının yanında yatan köpek başını kaldırıp uzaktan gelenlere baktı. Bu sokağın sakinleri olduklarını görünce tekrar başını yere koyup gözlerini kapattı. Yanından bir kedi geçip çöp konteynırının üstüne sıçradı. Köpek gözlerini açıp kapamakla yetindi. Kedi çöpün içine girip yiyecek bir şeyler aramaya başladı. Apartmanın yanına gelen adamlar yukarı çıkmadılar. Şarkı söyleyen kadınların neşelerini bozmak istemediler, apartmanın bahçesine geçip oradaki demir banka oturup kadınları dinlediler.

Örümceğin kısmeti sabaha doğru açıldı. Ölümün kokusunu alan sinekler erin çevresinde üşüşüyorlar, yumurtalarını bırakmak için en uygun yer arıyorlardı. Sessiz sedasız yaklaşan bir yılan askerin bacaklarının arasından sürünerek uzaklaştı. İlk sinek ağa takıldı. Örümcek şimşek gibi yerinden çıkıp sineği yakaladı ve sarmaya başladı. Sineğin içini emmeden önce ağın bozulan yerini onardı. Sineği yuvasına yakın bir yere astı. Zaman ilerledikçe sinek sayısı çoğalacaktı.

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.