Menu

yaşam; insanı götürmek istediği..
tersi yaşanmazmış,
o zaman fark edermişim sesini dağların,
üzülmeden fark edilirmiş kentlerin kaderi
ben o zaman bir yudum şarabından
selam ederim muazzam.

kederlenmeden,
gülüşürler çocuklar keyfince.
aşk çiçeği buğularla besler güneşi ki,
tam da kalbinde…
zambaklar ağlarlar,
güneş tam da onun kalbinde.
bu tarih anlatırmış bizi meğer,
düşermişiz her defasında.

yeni yetişen fidanlar
varacaklar birgün güneşin battığı o yere,
zaman soğuyacak aklınızda,
zaman sanki yeni baştan başlarmış meğer..
yanılgı;
oysa tarih hep el vermeyle başlarmış meğer.
ışıkmış asıl olan.

ellerimle karıştırıyorum toprağı,
dinliyorum sesini kayalıkların…
genç bir tutkunun,
zoruyla düşerim girdabına kuyuların.
kurtulmak için değil bunca uğraş,
düşerim umursamadan,
eşeledikçe toprağını parmak uçlarımla.
maksadım yanardağları görmek değil,
sevmekmiş asıl olan derinlemesine,
hiçte kendini aldatmadan.

oynadığım oyuncaklar sakalları beyaz delikanlılar,
dudakları öpülmeyi arzuluyor,
gözleri güneş kokuyor,
hiçte duymadığınız kadar.
yıkanmak için akar suları ömrüne,
temiz elbisesini cüzamlıya veriyor.
dostluk parantez aralarında sıkışmış,
ne kadar söylersen o kadar ölüyor.
oysa ben kelebeklerin renklerini sayardım.
hiçte üzerime vazife olmadan.

takvimlerin önemi yokmuş gayrı,
kuytu sokaklardan çıkmak için,
çizmelesin ne kadar renk tanıyorsan düne dahil.
ezberimden dört mevsim çıkıyor.
vücudum dirençli dört mevsim kadar.
asıl beşinci mevsim ezberlenmeye değermiş meğer.

23.10.2012

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.