Menu

Kara Zambak… Bu başlık bana tersinden de olsa, Beyaz Zambaklar Ülkesinde Finlandiya adlı kitabı anımsattı. G. Petrov’un bu ünlü yapıtı, ilk kez Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye çevrilmişti. Kitapta, bir zamanlar bataklık ülkesi olan Finlandiya’yı, “Beyaz Zambaklar Ülkesi”ne dönüştüren kültürel ve sosyal başarıların öyküsü anlatılıyor.

Köyü canlandırmak, köylüyü ayağa kaldırmak için bir çıkış yolu arandığı yıllarda, Atatürk, Grigory Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde Finlandiya adlı kitabını, tüm öğretmenlerin okumasını istemiş, kitap Milli Eğitim Bakanlığ’nca yayınlanmıştı. Kitapta Sinelman’ın, görmeyen gözleri açan konuşmalarıyla, uyuyan kitleleri uyandırarak nasıl yol açıcı olduğu anlatılır. Snelman, bataklıklar ülkesi Finlandiya’yı “Akzambaklar Ülkesi”ne dönüştüren önder olarak çizilmektedir romanda. Onun çağrısıyla harekete geçen genç Fin öğretmenler, din adamları, avukatlar ve memurlar, halkın eğitimi ve uyandırılması için büyük bir aydınlanma hareketi başlatır. Eğitim yoluyla canlanan ülkede, bataklıklarda ak zambaklar açtırılır, halkın özgüveni gelişir, herkesin işi, aşı, evi barkı olur.

Bu yazıyı, Türkiye’de okullar açılırken kaleme almıştım: Öğretim yılı başıydı. Okullar açıldı, diye haber veriyordu TV kanalları. Ben de onlara, ya gerçekten açıldı mı diyerek dalgamı geçiyordum. Neden mi? Çünkü “Bir ülkenin eğitim dizgesi, çağdaş, bilimsel, laik ve ulusal temelde” yürümeyecekse, ne kadar açılış töreni yapılsa da okullar açılmış sayılmaz.

Evet, cehaletten kimse ölmez; ancak Ovidus’un dediği gibi toplumlar yok olur.

Artık ülkeleri ortadan kaldırmak için ille de nükleer silahlara gerek yok. Eğitimini bozmanız ya da ezbere bağlamanız; ‘akıl tarlalarımızı’ işlemez duruma getirmeniz yeterlidir.

On yıldan bu yana okullarda yürüttüğüm Okuyan Toplum Projesi, bu nedenle, öğrencileri adeta okumaya kışkırtmaktadır. ‘Öğrencilerde Okumaya İstek Uyandırma Programı’yla, bir anlamda yaptığı budur. Yeni bir disiplin olan Okuma Araştırması’nın kriterlerine ve MEB, ‘Yapılandırmacı Eğitim’ yaklaşımına göre çalışan, genel eğitime destek projesinden (program) söz ediyorum. Çünkü kitap okumak, yalnızca bilgiye ulaşmak değil, daha önemlisi, aklın yollarından geçmeyi gerektiren bir edimdir. Bu anlamda, proje(program) ‘yapılandırmacı eğitimi’n kültür derslerine bir uygulanması olarak, ‘okuma ve okutmayı eğitimin merkezine alan, bilimsel temelli bir çalışmadır. Çünkü yukarıda vurguladığımız gibi, biliyoruz ki bir ülkenin eğitimi, bilimsel ve laik temelden uzaklaşırsa, eğitim tersine çalışır; türlü çeşit, dinli, dinsiz tuzaklara düşer.

Öte yandan, “Yalnızca metin tabanlı öğrenme materyalleriyle çalışan eski okul, günümüzün doğar doğmaz teknolojiyle tanışan öğrencilerinin, eğitimden beklentilerini karşılayamıyor. Öğrenme devrimi yaşanan günümüzde, çevrimiçi öğrenme ortamları eğitimi yeniden yapılandırmıştır.”

Televizyonla başlayan bu dijital ekran çağında, öğretmenlerin kısa süreli uyaranlarla büyümüş kuşaklara ulaşabilmesi çok zorlaşmıştır. Bu çağda öğretmenlerin öğrencilere okumayı sevdirebilmeleri için, buna uygun donanım elde etmeleri artık bir zorunluluk olmuştur.

2010 Avrupa Kültür Başkenti’nce de desteklenmeye değer görülen Okuyan Toplum Projesiyle, on yılda, 872 okula ulaşabildik. On yılda, uyguladığımız programlar yanında, yaptığımız araştırmanın sonucu da göstermiştir ki okullar okumayı sevdiremiyor, eğitim tersine çalışıyor.

Biraz da bu nedenle, saydam gösteri eşliğinde, müzik efektiyle de destekli tiyatral sunumlarımız, okullarda büyük ilgiyle karşılandı. Kitapla Barışma Söyleşileri ve Okumaya Güdüleme Programı başlığı altında gerçekleştirdiğimiz her sunumun sonunda, ölçüm yapıldı. Yarı yapılandırılmış, kimlik sorgulamayan formlarda öğürencilerin % 73’ü çok etkilendiklerini, hemen kütüphaneye gitmek, bir kitap almak istediklerini, okuma isteklerinin arttığını ve bundan sonra daha çok kitap okuyacaklarını açıkladılar. Sunum sırasında, Dünya Aydınlanma Haritası’nda Türkiye’nin, en az kitap okuyan Müslüman Coğrafya içinde olduğu gösterilirken, öğrencilere doğaçlama olarak soruldu : “Sahi, ilk ayet neydi?” Öğrencilerin yalnızca yüzde 26’sı bu soruya doğru yanıt verebildi. Sorunun yöneltildiği okulların pek çoğunda salon sessiz kalırken, doğru yanıt verenler 5 – 6 kişiyi geçmedi. “En son ne zaman ders dışı bir kitap okudunuz?” sorusuna ise, öğrencilerin % 36’sı 3 yıl önce yanıtını verdi.(*)

Araştırma göstermiştir ki son on yılda din eksenli bir toplum olmamıza karşın, ilk ayeti de (“Oku-”) bilmeyen, bilse de okumayan, okuduğunu anlamayan; gözleriyle düşünen, kulaklarıyla karar veren, aklını ise hiç kullanamayan, tez kandırılan, kolay aldatılan bir topluma doğru hızla evriliyoruz ya da devriliyoruz. Okuyan Toplum Projesi, okullarda, Medya Okuryazarlığı üzerinden, Cumhuriyet Aydınlanması yanını da işleyen, çok katmanlı (Japonların uyguladığı programlara benzer), bir okumaya güdüleme programıdır.

Atatürk’ün okuyup vurulduğu, Ak Zambaklar Ülkesi’ni kendi ülkemizde yaratmak için, Okuyan Toplum Projesi’yle okullardayız. Günümüzün ışık sızdırmayan okullarına, Atatürkçü düşünceyi ve erken dönem Cumhuriyet Aydınlanmasını taşımak için daha doğrusu.

(*) Eğitimci, Okuma Araştırmacısı, Okuyan Toplum Projesi Yürütücüsü

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.