Menu

GÜLEREN KILINÇARSLAN

GÜLEREN KILINÇARSLAN: 1970 yılında Isparta’nın Yalvaç’a bağlı Bağkonak köyünde doğdu. Lise eğitiminden sonra Hollanda’ya giden Güleren Kılınçarslan, 1994 yılında Fonty’s Üniversitesi’nin Sosyal Hizmetler Bölümü’nden mezun oldu. Lise yıllarında şiir ve öykü yazmaya başladı. Güleren Kılınçarslan’ın çeşitli dergi ve gazetelerde şiirleri ve öyküleri yayımlandı. Uzun yıllar yazmaya ara verdi. 2011 yılında, (Hollanda’da) edebiyata gönül vermiş bir grup şairle birlikte Balad Şiir Vakfı’nın kuruculuğuna öncülük etti. İki yıl vakfın yönetim kurulunda çalıştı. Halen sosyal danışman olarak çalışan Güleren Kılınçarslan aynı zamanda Turkisch Professionals Netwerk Eindhoven Derneği’nin yönetim kurulu üyesidir.

Şiirle nasıl tanıştınız ve neden şiir yazmaktasınız?

Şiirle erken yaşlarda okuyarak tanıştım. Yazmak içimden gelen bir dürtü. Yazmaya başladığınızda uzun zaman kendinizi yazıyorsunuz. Kağıt, kalem ve kendinizle geçen bir diyalog, bir iç söyleşi. Ne düşündüğünüzü, ne hissettiğinizi metaforlarla yazıyorsunuz. Bu açıdan baktığınızda, narsist bir eğilimin size uygun dışavurumu gibi. Olgunlaştıkça, empati yetiniz geliştikçe, ufkunuz genişledikçe şiirin kendi hikayesi, kahramanı ya da kahramanları oluyor. Herkesin anlatmak, anlamlandırmak, itiraz etmek, iyileştirmek, düşüncelerini paylaşmak için bir yolu var. Şiir, benim bilinçli seçtiğim bir yol değil ama yürüyebildiğim bir yol.

İlk şiir kitabınız geçtiğimiz günlerde çıktı, “İnsan Yaratıldı Gözyaşından”. Neden böylesi bir başlığı kitabınıza seçtiniz?

Bu başlık aynı zamanda kitapta bulunan bir şiirimden bir dize.

Şiir duygu işidir. Gözyaşı, her ne kadar bir çoğumuzun aklına kederi getirse de gözyaşı, bütün duygulara eşlik eder. İçinde mutluluk vardır, öfke vardır, çaresizlik vardır…

Bu başlığın kitaptaki şiirlerin bütününü kapsayan bir başlık olduğunu düşünüyorum. İnsanlığa erişmek kendinizi sorgulayarak, vicdan muhasebesi yaparak, sahip olunan nitelikleri doğru ve iyi şeyler için kullanarak mümkün. Bu anlamda yetişkin insan doğrudan, adaletten, iyiden yanadır ve o, bunların mücadelesini verirken insanlaşır ve zaman zaman yalnızlaşır.

Hangi konuları şiirlerinizde işlersiniz?

İnsan ruhuna dokunması gereken her şey. Daha çok yaşamın olumlu ve güzel taraflarının dokunuşunun yarattığı etkiyle yazıyorum. Olması gerekeni idrakten yoksunsanız çarpıklığı görmeniz mümkün değil.

Nasıl şiir yazarsınız, sizde şiirler nasıl doğar, şiir nasıl cana gelir?

Kendimle başlayan iç ritimli bir söyleşi diyebiliyorum buna. Bunu bir duygu, bir olay, bir insan… tetikleyebiliyor. Bazen söyleşi bir cümlede birçok şeyi anlatarak son bulabiliyor, bazen sayfalarca yazdığınız halde yarım kalan, sizi tatmin etmeyen söyleşiler olabiliyor. Bir günde şiir yazabilen biri değilim. Çünkü her olgunun farklı perspektifleri var. Bu yüzden aylarca bitiremediğim şiirler oluyor, belki de hiç bitmiyor düşündükçe.

Şiirin dış görünümünü, şeklini nasıl belirlersiniz? Belli bir çalışma metodunuz var mı?

Şiirin bütünlüğü ve ahengine göre farklı nazım şekilleri kullanıyorum. Okurken içsesimle okuyorum, dizelerin sıralanması, olası tekrarlar bu şekilde yerini buluyor.

Bir çalışma metodum yok. Şiir kendimi çok özgür hissettiğim bir alan. Herhangi bir metodun beni sınırlandıracağını, kısırlaştıracağını düşünüyorum.

Sizi hayatınızda etkileyip de şiirinize kadar giren konular var mı?

Dünya’da olan biten her şey bana şiir yazdırabilir. Adaletsizlik, eşitsizlik, şiddet, çevre ve çocuklar duyarlı olduğum konular. Ölüm şiirlerimde sıklıkla işlediğim konulardan. Gizemliliği, vuku buluşu, yarattığı etkiyle yaşama olumlu ya da olumsuz anlam yükleyen bir durum. Bazen yeni bir yaşam umudunun yeşermesi, bazen direnişin simgesi ve en çok da bir bütünün parçası. Yine çocuklar şiirlerimde işlediğim konulardan. Bir yetişkin olarak onlara karşı duyduğum bir sorumluluk bilinci var.

Çocuğunuz için mücadele verirken, onun yaşayacağı dünyaya yatırım yapmamanın, yaşayacağı dünyaya yatırım yapmamanın, verilen mücadeleyi boşa çıkaracağını düşünüyorum. Aynı zamanda bütün yetişkinlerin içinde bir çocuk vardır. Onu güçlü ya da zayıf kılan bir çocuk. Benim içimde de kırılgan bir çocuk var.

Kitap çıkartmamın bir sürü zorlukları var, örneğin iyi ve güvenilir bir yayınevi bulmak. Siz hangi zorluklarla karşılaştınız?

Türkiye’de ve onun yansıması olarak yaşadığımız ülkede yazarlar, şairler ve yayınevleri arasında bir bölünmüşlük var. Bunun yanında ekonomik kaygılar da var tabi. Bu anlaşılabilir belki. İdeal olan, yayınevlerinin ideolojilerin, siyasetin, ekonomik kaygıların dışında; edebiyata verilmesi gereken değeri vermesi, gelişimine katkıda bulunması, okuyucuyla yazarı buluşturan evler olmasıdır.

Karşılaştığım en büyük zorluk şiire verilen değerin ekonomik kaygılar nedeniyle yeterli olmaması. Her ne kadar şiir için bu durum daha belirgin olsa da diğer edebiyat türleri için de geçerli. Aynı kaygılar nedeniyle raflarda belli yazarların eserlerini görüyorsunuz. Bu zamanla, eseri satış yapan yazarları tembelleştirip özensiz kitaplar yazdırırken, diğer yazarların motivasyonunu törpülemekte veya onları küstürmektedir. Bunu, yazan biri olarak değil, bir okuyucu olarak söylüyorum.

Günümüzde herkes şiir yazmakta ve şiir güvenilir bir sığınakmış gibi görülmekte. Sence şiir yelkenleri zorlamadan varılabilen bir liman mıdır?

Herkes şiir yazabilir. Resim yapmak için ressam olmanız gerekmiyor ama ressam olabilmeniz için sizi diğerlerinden ayıran bir imzanız olması gerekiyor.

Şiiri önemli kılan nedir?

Felsefe ve şiirin birbirine benzeyen yönleri vardır. Toplumsal değişim, dönüşüm, çağın getirdiği toplumsal sorunlar ve sorular edebiyata yön veriyor ve aynı zamanda çağın insanın ihtiyacı doğrultusunda farklı akımlar ortaya çıkıyor. İnsana, varoluşa dair ne varsa şairi ilgilendirir, düşündürür ve yazdırır. Bazı akımları bunun dışında bırakırsak -ki bunlar da mutlaka bir ihtiyaca karşılıktır- şiir düşünsel söz sanatıdır.

Hollanda da yazılan Türk Edebiyatı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yabancı dil bilmek ve bu dili içselleştirebilmiş olmak Türk edebiyatı için bir zenginliktir. İlerisi için endişe verici olan yazmak isteyen hatta yazan gençlerimizin -ki bunlar Hollandaca yazıyor- Türkçeye yeterince hakim olamaması ve Türk edebiyatını yeterince tanımamaları. Bugün Türkçe yazanların çoğunluğu daha geç yaşlarda Hollanda’ya yerleşmişler ve bir şekilde Türk edebiyatıyla bağlarını devam ettirmişler. Tabi onlar için de uzun yıllardır burada yaşıyor olmanın beraberinde getirdiği zorluklar var. Gününüzün büyük bir kısmını yabancı bir dil konuşarak geçiriyorsunuz. Dil yaşayan bir varlık; gelişir, dönüşür, değişir. Bizler maalesef bu yaşamın dışında kalıyoruz.

SÖYLEŞEN: ALİ ŞERİK

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.