Menu

bu eksik dünyada bildiğim her şey daraldı
gövdemdeki telaşı da alıp annemin tenhalığına çekildim
ellerimin üstünde tanımsız bir acı, sonra
yaşamaktan başka bir yol olmadığına inanmam için
ellerime su serptin
fırat sandım

nereye gittiysem bir içli türküydü içimde yüzün
bu yüzden neşet ertaş’ı çok sevdim, unutur muyum
gökte uçan kuşun ayrılık olduğunu
bir ah eskisi bırakıp gittin ezberimde

kandillere gölge olmadın ya
yaşını unuttuğun yeri başlangıç say
nasılsa ölürüz, suyun rengini yitirip
bülbülün güle küstüğü gün
yaşadığım bir dün daha olur mu, bilmiyorum
kayıp bir düşüm tut ki
yüreğine sar kalmasa da,
barınacağımız yeri dünyanın
hiçbir şeyken öğrendim, bir ömrün arşıymış acı
sevmek gerekirmiş
ele geçirip her kıpırtının geçmişini

dalgın suların aklımıza kurduğu yokluğu
yanıtlamaya çalışıyorum her eşikte
iyimser bir yangındı belki bedenimde yatan güneş
anlatmak istediğim bütün uzaklıklar iyimserdi
pencereme yanlışlıkla konan serçeler
ankara radyosunda kan çağrısı yapan yaşlı kıza
uzaktan sevgili olmak
yalnız gelip, yalnız çıktığımız şehirden incinmekti
sen yine de korkuları değil ‘benim derimi giy’ diyen
kardeşim ayhan’ın yazdığı bütün şiirleri
buket’e adaması iyimserdi
dünya denen hayalin kenarında
bu bir sınır, yürümeyi unutan insanların
ev kurduğu kuytuyum aslında

kalbim iyi gelmiyorsun artık
bütün büyüttüklerimi geçiyorum işte mezarların içinden
suların altında kalıyor odam
fazla yağmur, fazla hiçlik, derin karanlık
ateş böcekleri biriktirseydim keşke içimde
bana ilk gün nasıl baktıysan öyledir ömrüm

ah bir yel olsaydım eğer, bir yel olsaydım
bu kırgın duruşunu çıkarırdım
eriyen çocukların gövdesinden
anlaya anlaya kül olan evlerin iyiliğini.

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.