Menu

Bu yılın başında Ferda Güneş Aydın’ın ilk şiir kitabı Dokunmak Acıtmamalı Teni çıktı.

Ferda’nın kimi şiirleri uzun ömürlü, okunmaya her zaman değer. Bırakın kitaplığınızda kalsın, kitap belki zaman içinde tozlanacak . Tekrar elinize aldığınızda kitap yeni yazılmış şiirler gibi karşılayacak sizi.

Şiirlerde zaman olgusu pek yok, daha çok duygu olgusu öne çıkmış. Belki bu duyu olgusu şiirleri aynı zamanda zayıflatmakta. Bu şiir kitabını sakın bitirmek için okumayın. Kitabı şarap yudumlar gibi içmelisiniz. Kitabı açtım, şişeyi bitireyim demeyin, duygular sizi sarhoş edip şiirlerin anlamını kaçırabilirsiniz.

Ferda’nın kullandığı dil sade ve gizemli, güzelliğini saklayan genç bir kadın gibi. İmgeler açık ve anlaşılır. Duygularla, abartmalarla boğmuyor şiirini. Tam tersine duygular beyninizin içine  yuva yapmakta ve sizi düşündürmeye çalışmakta, ki bu daha güçlü olabilirdi. Şiir sizden uzak kalan düşüncelere geri götürmekte.

Şiirler duygu fırtınası değil, daha çok fırtına sonrası bir sessizlik. Bahçenizde fırtınanın kırdığı ağaca bakar ya insan öyle.  Örneğin bahar sularıyla kabaran nehir değil Ferda’nın şiirleri, daha çok nehrin tekrar sakın akması ve birde görürsünüz ki nehrin akışı, nehrin yatağı değişmiş, böyledir şairin şiirleri. Hüzünlü insanın sevdiğine bakması gibi.

Alttaki şiir tüm kitabın ruhunu bir araya toplamış.

         

Herkes kendi acısını yaşar
Ne eksiktir başkasından
Ne de bir fazla
Terazisi vicdanlardır
Acıdan yana bir öykü varsa

Şiirlerinde kendine özgü bir ahengi var. Kimi şiirleri öyle çok şey anlatır ki. Herkes kendi acısını yaşar, ve acıdan yana bir öykü varsa bu bizim öykümüz olmalı, diye düşünür insan. En zor işlerden biri insanın kendisini tanımasıdır. Örneğin ayakkabılarınızı  ve çoraplarınız çıkartıp bir ırmağın içinde durmaktasınız ve o ırmağı anlamaya çalışmaktasınız.  O ırmağı anlayabilmeniz için yukarılarda akıp gelen o ırmağın hangi gözlerden doğduğunu, yaptığı yolculuğu, içinde kimler yüzünü yıkadığını, kimler o ırmaktan su içtiğini de bilmek zorundasınız. İnsanda böyle, kendi öyküsünü anlayabilmesi için, acılarını da tanımak zorunda.

Gideceğim buralardan
Hiç bir şehre uğramadan
Kalabalıklara karışmadan
Arkamda ne bir dost
Ne bir sevgili bırakmadan
(…)

Bu şiirde ilk aklıma gelen bu mümkün mü oldu, ne bir dost nede bir sevgili geride bırakmadan. Bu şiir bana ,yumurtanın kabuğunu kıran,yuvasından büyüyen, yaz geldiğinde kanatlarını açan, her şeyi olan yuvasını, ebeveynlerini, gördüğü manzaraları, içinde büyüdüğü ağacı terk eden ve geri dönemeyen bir kuşu anımsattı. Duygularımızda bizi bazen alıp götürmek ister uzaklara, çok uzaklara kimselerin olmadığı, dağ yamaçlarına, tek başımıza kalmak için. Burada insan fiziksel kaçmıyor, duygularıyla düşünceleriyle kaçıyor. Dar geliyor bezen nefes almak, bulunduğumuz yerde, bulunduğunuz insanların arasında.

Söyle biter bu şiir. “Ezber bozarak gideceğim.” Evet ezberi bozmaktır düşünen ve yaşamak isteyen insanın en büyük görevi.

Geçmişin hesabı değil
Aslında derdim
Geleceğin kaygısı
Kapanmış perdenin
Yeniden açılış sancısı
(…)

Ferda  duyarlı bir şair, sanki pencerenin hep kapalı kalmasından korkan. Geleceğin  kapısını herkese acık tutmaya çalışan bir şair. Geleceğe inanan, geleceği özleyen bir şair. Kapanan şeylerin, yıkılan şeylerin, yeniden yapılmasının ne kadar zor olduğunu bilmekte. Onun için geçmişin hesabı değil, kapanmış perdelerin yeniden nasıl acarız endişesi var. Önemli olan insanların birbirlerine düşman oldukları değil, bunlar nasıl tekrar dost olur endişesi.

(…)
Sanki darağacı boynumda
Susuyorum pişmanlıktan
ağlamak yok
Sızlanmak yok
Sadece
Öylece baka kaldım
Gidenlerin ardından

Tarihin içinde bir sürü hatalar var. Aradan yıllar geçtikten sonra çoğu insanlar, keşke bu hatayı yapmasaydık, olmasaydı bu yanlış kararlar. Bu ferman vermeseydi, kırılmasaydı kalem. Burada büyük laflar edip kendisini kandırmıyor, intikam istemiyor. İçindeki acıdan kurtulmak için bir yere de gömmek istemiyor. İçinde taşıyor, korumak için, unutmamak için, çünkü unutulan hatalar tekrar yapılır.

 Sürgülenmiş kapılar ardından geldiler
Ama vicdanları kördüler
Ayaklarını vura vura
Bir katar kuzgun siyahı
Parlayan güne sürdüler
(…)

Toplumsal gerçeğimizi dile getirir şair. Çok özenle seçilmiş sözcükleri kullanarak günümüzdeki sosyal, toplumsal, hatta siyası sıkıntıların getirdiği korkuyu dile getirmekte. Parlayan aydınlığın üstüne, siyahın içine batmış kuzgunlar saldırmakta. Bu toplumsal duyarlılığı kimi şiirlerinde kısır kalıyor demek de doğru olur.

Kadınım ben yarımım
Asırlardır tam olamadım
Medeniyetler kucağında
Sütüm siyah
Gözyaşlarım kan
(…)

Ferda’nın şiirlerden duygunun inceliğini yakalarsınız. Şiirde kadın olmanın, sevginin, ezikliğin izleri bolca geçer. Anlatılanların altında derin anlamlar yatmakta. Sütüm siyah, gözyaşlarım kan.

Ama anlamaya başlarsanız şiirin içindeki derin anlamı, aldığınız nefes boğazınızda düğümlenir. Kadının üzüntüsü sanki dünyanın ve yeryüzünün üzüntüsü ve acısı ile bir olmuş. Kadın olmak zor.           

(…)
Ben aynada kendini tanımayan kadın
Yüzümdeki çizgilere kazıdığım acım
Köprünün altında çok sular aktı
Zaman saçlarıma beyaz ipekler taktı
(…)

Kırgın yüreklerin şarkısını söyler kimi şiirleri. Bu şarkılar yalnız şairin şarkıları değildir, bu şarkılar biraz da bizim şarkılarımız. Bizden uzaklaşan sevginin ve aşkın, geride bıraktığı çukur anlatır.

Şiirlerden kadının duyarlılığı sıkça öne çıkar. Sevmenin ve kırılan sevginin açtığı izlerin nelere sebep olacağını gösterir. Aslında aşk ve sevgi insanlığın ayakta kalması için en büyük dayanak. Sevgi aşka dönüşür ve aşka tekrar sevgiye.

Okumaya değer güzel bir kitap “Dokunmak Acıtmamalı Teni”.

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.