Menu

Cemal Akça

Murat Tuncel ve Cemal Akça

Binlerce insanı fotoğraf karelerine sığdıran, hayatı göçlere karışmış usta fotoğrafçı Cemal (Temel) Akça kimdir? Yaşamınızdan, göçlerden ve sizde bıraktıklarından biraz söz eder misiniz? 

1957’de Muş’un Bulanık ilçesinde doğdum. Bir yıl sonra (1958) ailem yeniden asıl köyümüz olan Kars’ın Tuzluca ilçesinin Ağabey köyüne göçmüş. Köyümüzde ilkokul olmadığı için okul yaşına gelince yakındaki Çiyrikli köyünde ilkokulu bitirdim. Tuzluca da ortaokulu bitirdikten sonra öğrenimime bir yıl ara verdim. İkinci yıl öğrenimime devam etmek için  Ankara’ya gittim. Tabii benim için kolay değildi büyük kentte okumak. Bir de çalışmak zorundaydım. Okullar başlayıncaya kadar kısa bir süre bulaşıkçılık ve komilik yaptım. Daha sonra Kızılay’da Stüdyo Vedat’ın yanında çırak olarak fotoğrafçılığa ilk adımımı attım. Vedat Ağabeyin yardımıyla Çankaya Lisesi’nde öğrenime başladım. İkinci yıl öğrenimime İncesu Lisesi’nde devam ettim. Üçüncü sınıfı ise yeni açılan Tuzluca Lisesi’nde okuyarak mezun oldum. Kısa bir süre yedek öğretmenlik yaptım. 1979 Ağustos ayından beri Lahey’de yaşamımı sürdürmekteyim. Buraya gelmeden önce lise öğrenim yıllarının yaz tatillerinde ve mezun olduktan sonra da bir süre Stüdyo Vedat’ta çalıştığım için fotoğrafçılığı hayli ilerletmiştim. Burada da Stüdyo Lanza’da işe başladım. 1992’ye kadar Lanza’da, 1992’den 1998’e kadar da Cees Bolier adlı ünlü fotoğrafçı ile çalıştım. 1999’da Fotografi Americaine’de  işçi olarak çalışırken firmayı bir ortakla birlikte devraldık. 2009’da da  işyerinin tamamını devraldım, o günden beri bir aile şirketi olarak çalışmaktayız.

Fotoğrafçılığa başladığın o günlerdeki duygularını hatırında kaldığı kadar bize anlatabilir misin?

Özgeçmişimde de belirttiğim gibi fotoğrafçılığa Ankara’da başladım. Ankara’ya okumak için gelmiştim ama aile durumumuz nedeniyle çalışmak zorundaydım da. Okullar başlamadan önce Erol’un Yeri olarak bilinen lokantada işe başladım. Bir akşam geç saatte o zamanlar “Büyük Sinema” olarak bilinen sinemanın bulunduğu binanın üst katındaki lokantadan çıkmış eve doğru yürüyordum. Bayındır Sokak’tan geçerken Stüdyo Vedat’ın vitrin camında “çırak aranıyor” ilanını gördüm. Yıllar önce ağabeyim Aynulla Akça’nın da çalıştığı bu stüdyonun adını biliyordum. İçimde bir şeyler kıpırdadı. Tüm yorgunluğum geçti. Ortada ne fol var ne yumurta ama ben uçuyorum sevinçten. İki gün oraya gittim ama hep kapalıydı. Bir not yazıp kapının altından attım içeri. Tam ümidimi kesmiştim ki, yazdığım notta verdiğim iş yerinin telefonundan Vedat Bey arayıp benimle görüşmek istediğini söyledi. Lokanta’nın yakınındaki stüdyoya  saat 17:00 sularında gittim. Konuşmamız kısa sürdü, aksanımı beğenmemesine rağmen, “yarın işe başla” dedi. Her ne kadar “Olmaz, Erol Ağabeye haber vereyim, ayıp olur” dediysem de, “Erol’u iyi tanıyorum” diyerek ona hemen telefon etti ve onun da iznini aldı. Ben de ertesi gün Stüdyo Vedat’ta işe başladım. İşte o günden beri ben fotoğrafçılığa, fotoğrafçılık da bana aşık oldu.

Aşık olduğunu söylediğin  fotoğrafçılık sanatı hakkında bize biraz bilgi verebilir misin?

Fotoğrafçılık, M.Ö. 4’cü ve 5’ci yüzyıllarda yaşayan Aristoteles ve Öklid’in bir iğne deliği kamerasından söz etmesiyle başlamıştır. O günlerden sonra onların bu teorilerinden yola çıkan yüzlerce bilim adamı fotoğrafçılığın gerçekleşmesi için çaba sarfetmişse de, ilk görüntü  1826 da Fransız Joseph Nicephore Niepce tarafından elde edilmiştir. O günden beri de insanlık aleminin vazgeçemediği bir sanat olmuş ve büyük değişimlere uğrayarak da günümüze kadar gelmiştir. Fotoğrafçılık da birçok sanat dalı gibi  yurdumuza Cumhuriyet Dönemiyle gelmiş, kısa zamanda da İstanbul’daki birkaç stüdyodan dışarı çıkarak ülkemizin doğasını ve insanlık tarihini görüntülemeye başlamıştır. Ülkemizde ilk fotoğraf yarışması da 1932’de düzenlenmiştir. Aynı dönemde okullara fotoğrafçılık dersleri de konmuştur. Bu dönemde yetişen Cemal Işıksel, Nurettin Erkılıç, Selahattin Giz, Limasollu Naci, Şinasi Barutçu, İhsan Erkılıç, Baha Gelenbevi Cumhuriyet Döneminin ilk önemli fotoğrafçılarıdır. Çağdaş Türk Fotoğrafçılığında sanatsal nitelikteki çalışmaların ilk örneklerini ise  1950’li yıllarda yetişen fotoğraf sanatçısı kuşağı vermiştir. Bu kuşağın en önemli ismi ise Ara Güler’dir. Bana göre fotoğrafçılık, kamerayla ışığı hassas bir yüzey üzerine kaydederek görüntü elde etme işidir. Bunu en iyi yapanlar da iyi fotoğrafçılardır. Benim için  fotoğrafcılığı önemli kılan ise, zamanı durduran ve hayatı canlı olarak gösteren, bazen de geri getiren tek objeyi üretmesidir. Ayrıca her fotoğraf bir belgesel, her belgesel de bir tarihtir.

Bizler bir fotoğraf sergisine gittiğimiz, ya da bir fotoğrafı elimize aldığımız zaman değerlendirme yaparken nelere dikkat etmeliyiz? Bir fotoğrafta sizin gördüğünüz ama bizim göremediğimiz neler var? Bir kişi fotoğrafçı olmaya karar verdiğinde neler yapmalıdır? Donanımlı bir fotoğrafçı olmak için hangi bilgilere ihtiyac vardır?

Ben  bu mesleğe zorunlu başladığımı zannediyordum. Yıllar sonra fark ettim ki, ilkokulu bitirdiğimiz yıllarda diplomamız için ilk stüdyo fotoğrafı çektirdiğimizde tüm sınıf arkadaşlarım fotoğrafçıyı dinleyip objektife bakarak poz verirken, ben objektife değil de ışıklara  bakarak poz vermiştim. O nedenle de fotoğrafçı aynı pozu üç kez çekmek zorunda kalmıştı. İşte benim o zamanlar dikkatimi cebeden o ışıklar, bendeki hayali da büyütmüş yıllarca. Daha sonra da ustalarım ve birlikte çalıştığım fotoğrafçı arkadaşlarım da benim o hayallerimi anlatırcasına fotoğrafçılıkta ışığın önemine defalarca vurgu yapmışlardı. O nedenle benim ilk tavsiyem bu işe başlayacaklara, ışığa çok dikkat etmeleridir. İyi bir fotoğraf çekebilmek için teknik bilgi kadar önemli olan bir şey daha var ki o da konuyu belirlemenizdir. Yani bir kareyle nasıl bir öyküyü vereceğinizi önceden planlamanızdır. Yani bir kareyle uzun bir kompozisyonu nasıl anlatırımın peşine düşmelisiniz. Fotoğrafınıza bakan sizin ne anlatmak istediğiniz hakkında biraz düşünebilmeli, hayal kurabilmeli, kendine göre fantezilerle de süslemeli sizin konunuzu. Bazen sizin anlatmak istediğiniz fotoğrafa bakanlara bir şey ifade etmeyebilir de, ama asıl olan sizin iyi bir hazırlık yapmış olmanızdır. Konuyu daha anlaşılır kılabilmek için bu konuda bir anımı anlatayım. 2003 yılında Lahey Ressamlar Mahallesi’ndeki (Schilderswijk) kütüphanede çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırma projesi sonunda bir aktivite düzenlenmişti. İlgililer bu aktivitenin fotoğraflarını çekmemi istediler. Gün geldiğinde kütüphaneye gittim. Ressamlar Mahallesi’nde çeşitli ulustan insanlar yaşadığı için kütüphanede tüm renklerden  çocuklar vardı. Fotoğraf çekileceği de ailelere haber verildiği için çocukların hepsi en şık giysileriyle gelmişlerdi. Boy boy poz verdiler. Bir saat sonra farkında oldum ki, yüzlerce karede benim istediğim bir şey yok. Makineyi kapattım diyerek velileri ikna ettim, fotoğraf çektirmeye  gelenlere de pozum bitti diyordum. Çocuklar oynamaya başladılar ben de onları izlemeye. Çaktırmadan da doğal fotoğraflar çektim tabii. İyi bir kare yakaladığımı fark edince hemen oradan ayrıldım. Tüm çektiğim fotoğraflardan sipariş geldi ama tek siparişi olmayan benim favorim olan fotoğraftı. Zoruma gittiyse de yapacak fazla bir şey yoktu. 2003’de sipariş alamayan o fotoğrafla, 2017’de Benelüx ülkelerinin organizasyonunda, yüzlerce uluslararası profesyonel fotoğrafçının  katıldığı bir fotoğraf yarışmasına katıldım. İlk elemelerde dereceye kalan üç fotoğrafımdan birisi o sipariş alamayan fotoğraf oldu. Fotoğrafçılığa başlayacak olanlara tavsiyelerimi ve bir anımı anlattıktan sonra fotoğraf sergisi izleyenlere önerim şudur ki, baktığınız fotoğraflarda sanatçının ışığı nasıl kullandığına dikkat edin ve size elle tutulur bir hikaye anlatıp anlatmadığına bakın.

Bir manzara ya da bir portre çekerken nelere dikkat edersiniz? Size göre hangisinin çekimi daha zordur ve neden?

Bana göre doğada çekeceğiniz fotoğraflar en zor olan fotoğraflardır. Çünkü çok zaman ister. Beklediğiniz anı yakalamak için belki de bütün gün beklemeniz gerekebilir ki, istediğiniz ışığı yakalayabilesiniz. Belki de yanınızda ekstra reflektör götürmeniz gerekli ki bu da zahmetli bir iş. Stüdyo fotoğrafları ister portre, ister grup, ister de vesikalık olsun dışarıda çekeceğimiz fotoğraflardan daha kolaydır bizim için. Çünkü stüdyoda ışığı siz ayarlarsınız. Işık sizin elinizin altındadır ve onu istediğiniz yöne yansıtma, azaltıp çoğaltma olanaklarınız vardır.                                                          

Bildiğiniz gibi çok çeşitli fotoğraf makineleri var. Bizler bir fotoğraf makinesine sahip olmak istersek nelere dikkat etmemiz gerek? Dijital ve analog makineleri kullananların fotoğraf çekerken nelere dikkat etmesi gerek? İkisi için tek bir formül mü var, yoksa formülleri ayrı mı?

Önceden analog fotoğraf makinesini kullananlar için dijital daha kolaydır. Çünkü böyle kişilerin fotoğraf çekimi konusunda az da olsa teknik bilgisi var. Eski bilgilerine dijital makinelerin otomatik çekim olanağını da katarlarsa işleri daha da kolaylaşır. Fakat unutulmasın ki, dijital makineyle de en iyi çekim manüel ayarında çekilir. Önerim hangi makineyi alırsanız alın önce kullanım kılavuzunu a’dan z’ye kadar okuyup, daha sonra da çokça deneme çekimi yaparak elinizi, gözünüzü makineye alıştırmanızdır.

Son dönemde fotoğraf çekiminde hangi değişimler oldu? Düğün ve şenliklerde fotoğraf çeken arkadaşları hangi kategoriye koyuyorsunuz? Fotoğraf sanatçılarına göre onlar fotoğrafçılığın neresinde duruyorlar?

Günümüzde her alanda değişimler çok hızlı olduğu için fotoğrafçılık alanında da çok hızlı değişimler oldu. Düğün ve moda fotoğrafçılığı sektörde kendine büyük pazar bulunca çoğu fotoğrafçı o alana kaydı. Dijital ve Photoshop olanaklarından yararlanan amatör fotoğrafçılar da profesyonel fotoğrafçıların alanlarına girerek pazardan pay almaya başladılar. Işıktan hiç haberi olmayan “fotoğraf makinem olduktan sonra ben de fotoğraf çekerim” diyen birçok insanı da bunlara eklerseniz bizlerin işlerinin hayli zor ve işimizin geleceğinin bulanık olduğunu görebilirsiniz. Evet şimdilik pazarda payımız var, kazanıyoruz da ama gelecekte bu olmayabilir, çünkü belki de ilerde herkes kendi bilgisayarına fotoğrafı yüklediği zaman baskı da yapabilecek. Belki de belediye ve diğer resmi kurumlar dijital fotoğraf kullanacaklardır resmi evraklarında ve bunları da kuracakları mekanik sistemle kolayca elde edeceklerdir. Biz düğün ve gösteri çeken fotoğrafçıları fotoğraf sanatçısı kategorisine koymasak da, nihayetinde onlar da bir ihtiyaca yanıt vererek geçimini sağlıyorlar. Ayrıca bir kategoriye koyup da dışlamamak en iyisi.

Siz stüdyo çekimleri yaptığınız gibi serbest çalışan profesyonel bir fotoğrafçısınız da.  Serbest çalışmanın size getirileri nelerdir?  Fotoğraflarınız nerelerde kullanılıyor?

Serbest basın kartının avantajı benim açımdan çok önemli. Bu karta sahip olmadan önce geçmişte çektiğim fotoğrafları paylaşamıyordum.BFN’ye (Beroeps Fotograaf Nederland/Hollanda fotoğraf Sanatçıları Birliği’ne) kayıtlı olduğumuz için de kullanacağımız her fotoğraf için bu kurumdan yazılı izin almamız gerekiyordu. Bu işlemleri sürekli yaparken arkadaşlarımın uyarısıyla serbest fotoğrafçılar kulübüne  kaydoldum. Gereken koşulları yerine getirdikten sonra da kulübün üyesi olarak basın fotoğrafları çekmeye ve basın kartımın avantajlarını kullanmaya başladım. Böylece bazı kişisel zorunluluklarımdan kurtuldum ve uluslararası toplantılarda da fotoğraf çekme hakkını elde ettim. Hem kendim, hem dükkanım, hem de sanatım için büyük bir kolaylık serbest fotoğrafçı olmak.

Cemal Akça’nın bundan sonraki planlarını öğrenebilir miyiz? Sergiler, ya da başka projeleriniz var mı?

İlk önce iyi bir dinlenmeye ihtiyacım var. Ondan sonra fotoğraflarım için güzel projelerim var. Geçenlerde arşivime bir göz attım.  Orada ciddi anlamda sergilenmeyi bekleyen fotoğraflarımın olduğunu görmek beni çok sevindirdi. Onları zaman zaman sergilemek ilk planlarım arasında. Onlardan başka yıllardır yaşadığım Lahey kenti için bir projem var. Bu kentteki değişimleri ve saklı güzellikleri de fotoğraflarımla gün ışığına çıkarmak istiyorum. Gelecek yıl bu projeler için çalışmalarım olacak. Ayrıca da Fotografic Americaine’nin yüzüncü yaşını kutlama hazırlığı içindeyim.

Fotoğrafçılık renkli bir meslek. Bu renkli mesleği yaparken başınızdan geçen elbette ilginç olaylar olmuştur. Bu renkli anılarınızdan bir ikisini bizimle paylaşır mısınız?

Hiç unutamadığım iki anıyı Kara Zambak okuyucularıyla paylaşayım. Birincisi hep içimde kalan bir sızı gibidir. Ondan başlayayım. Yıllar önce her Pazartesi erkenden on dört, on beş yaşlarında beş genç kız geliyor, stüdyoya girip kapıyı kapatıyorlar ve uzun uzun hazırlık yaptıktan sonra içlerinden sadece birisi dört vesikalık çektiriyor, parasını ödeyip hep birlikte çıkıp gidiyorlardı. Birkaç kez böyle olunca dikkatimi çekti. Dikkat etmeye başladım. O zaman gördüm ki, içeri girdiklerinde normal giysileri içinde olan bu genç kızlar, çıkarken son derece süslü ve albenili giysiler içinde ve de özenli makyajlarıyla çıkıp gidiyorlardı. Unutamadığım anılarımdan ikincisi ise biraz komik. İspanya’nın Avrupa Birliğine girmesinden sonra İspanyolca konuşan müşterilerimiz hayli artmıştı. Çoğu İngilizce de bilmediği için kolaylık olsun diye ben birkaç sözcük de olsa İspanyolca öğreneyim dedim ve çok samimi olduğum bir İspanyol arkadaşa dört vesikalığın fiyatını, “Stüdyoya geçin hazırlanın, geliyorum” gibi birkaç cümle yazmasını söyledim.  Beni kırmadı yazdı. Ben de kasanın yanına onun yazdıklarını yapıştırdım. İlk gelen İspanyol hanımın sorularına çaktırmadan oraya bakarak yanıt vermeye başladım. Ben arkadan gelen müşterilere sıra beklemelerini söyleyip stüdyoya girdiğimde bir de ne göreyim İspanyol hanım soyunmuş beklemez mi! Ne yapacağımı şaşırdım. Epeyce bocaladıktan sonra giyinen hanımın vesikalığını çekip gönderdikten sonra arkadaşın yazdığı cümleleri bir başka İspanyolca bilen arkadaşa okuttuğumda işin aslını öğrendim. Bizim arkadaş bana iyi bir oyun oynamıştı.

Bildiğiniz gibi Kara Zambak bir edebiyat dergisi… Dergimiz okuyucuları için fotoğrafçılığın diğer sanatlarla ilişkisini, özellikle de edebiyatla olan bağını kısaca anlatabilir misiniz?

Öncelikle şunu belirteyim ki fotoğrafçılığın hemen hemen tüm sanat dallarıyla alış-verişi vardır. Özellikle de fotoğrafçılık resim sanatından etkilenmiş ve ondan doğmuştur. Yani ressamların fotoğrafçılığın doğuşuna büyük katkısı olmuştur. Sinema da fotoğrafçılıktan doğmuştur. Bu listeyi uzatabiliriz fakat fotoğrafçılığın en fazla ilişkisi edebiyatladır. Çünkü edebiyat yapıtları da, fotoğraflar da bir öykü üzerine kurulurlar. Yazar anlatarak, fotoğrafçı da görüntüleyerek kurduğu öyküyü anlatır aslında. Fotoğrafçı okuduğu öyküdeki ayrıntıları fotoğraflarında nasıl yansıtacağının, yazar da ayrıntılarını bir fotoğraf karesindeki gibi nasıl görünür kılacağının peşinde değil mi zaten? Yazıda olduğu gibi betimlemede de iki sanat karşılıklı birbirine bakar.  O nedenledir ki, çok okuyan fotoğrafçı her zaman iyi fotoğrafçı olmuştur. Çünkü onların perspektifi her zaman diğerlerinden daha geniş açılıdır.

Söyleşen Murat Tuncel

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.