Menu
NİHAT KEMAL ATEŞ

Yaşanılası dünyanın penceresinden bakıyor sevdalı sevdalı Ahmet Sefa. Lacivert gecelerini, elini uzatsan yakalayacağını sandığın yıldızı bol gökyüzünü, portakal çiçeklerinin kokularını taşıya sindire, yurt sevgisi için dövüşe dövüşe yol alıyor ve o dönemde kaçınılmazı yaşayıp, yurt dışına atıyor kapağı, yaralı bereli hiç şikâyet etmeksizin. Onun yaralı yalnızlığı, bir yıldızı bol Adana’nın gece lacivertiyle kesişiyor, bir Akdeniz’in mavisiyle örtüşüyor. Yarasını maviyle onaran bir yaralı yürek oluyor.

                Birbirinin devamı izlenimi veren öykülerini, ilmek ilmek örüyor kimi zaman. Sosyal, kültürel, politik, insancıl bir üst bakış sunuyor okuyucuya yalnızlaşmadan, paylaşırken çoğalarak. Devrimci gelenekten gelen Ahmet Sefa mavi Akdeniz’in lacivert derinliklerini ustaca ayrı tutar. Tatlı suyla, tuzlu suyu karıştırmaz. Lacivert renk; bir derinliği yansıttığı gibi direnci, teslim olmayışı, baş kaldırışı da yansıtır. Onun sıkça kullandığı, başvurduğu bir kelimeyle: ongun… Ve bu da onun gönenci olur.

                İmge olarak değindiği tanrı Zeus’a olumsuzlanır, direngen, asi bir gelenekten geldiği için… Tepki olarak Zeus’un karısı Hera’nın yanında yer alır. Yapılan haksızlığa da ortak olmak istemez. Eh! Serde Adana’lılık vardır tabii. Asimile edilmeye, teslim alınmaya, başkaldırıya, haksızlıklara, zulme karşı bir çıkışla tanrıları kapının önüne, kullanım dışı bırakılmış para gibi koyar. Soluklanır, kendini bulur. Piramidin en üst tepesindekilere karşı sınıfsal pencereden bakar ve piramidin temellerine harç olarak katar kendini, bir türkü söyler, bir ağıt yakar gibi.

                İnceden inceye ironik bir dille dalga geçer Hollandalının kendi ülkesine yaklaşımına, ikiyüzlülüğüne, alçaklığına güler geçer. Öykülerinde az bulunur bir çeşitlilik göze çarpar. Yaşamın içinden sağar öykülerini, süze süze dinlendirir, öyle bırakır dolaşıma.

                Daha önceleri, aydın üzerine yazdığım bir yazımda şöyle demiştim: “Bir düşüncenin, bir siyasetin, “sol” sayılması, sayılabilmesi için; emekten yana, sömürüye karşı olması gerekir. Sol düşünce, sol doktrin, değişmez dinsel dogmalara değil, her an değişebilen, bilimsel vargılara dayanır. Solcular; değişimden, ilerlemeden yanadır, var olanı muhafaza etme, korumaktan yana değildir. Bir solcunun, demokratın, devrimcinin ahlaklı olması için onu, cehennem ateşiyle korkutmak gerekmez, eşitlik algısı nedeniyle o zaten ahlaklıdır. Sol düşüncenin özü, tüm insanların eşitliğidir…” Ahmet Sefa, böylesi bir gelenekten gelen biridir. Ve her türden kirliliğe karşı kendini korumuştur.

                Öyküleri, yeldeğirmenlerine saldırdığı kargı’sı, kitapları da dışa karşı korunduğu zırhıdır. Toroslar-dan, Van Gogh sarıları ve kanalları bol Hollanda düzlüğüne gelirken, ıslık çalarak söyler acıları, öfkeleri, sevdaları yaralı bir türkü gibi… Hala sevdasına bağlı ve inançlıdır. O, hiç kimsenin rüzgârını kesmeden halkının yanında yer alan kocaman bir yürek, sevda ve kavga adamıdır.

Brüksel

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.