Menu

Ferda Güneş Aydın

Ferda Güneş Aydın uzun yıllardır edebiyatla ilgiliydi. TRT Türkiye’nin Sesi radyosu tarafından ‘Bozkırın Beyaz Sevdası’ öyküsü üç dilde yayınlandı. Temmuz 2016 da ilk eseri Dokunmak Acıtmamalı Teni olan kitabı yayınlandı.

Öncelikle kendinizi bize tanıtır mısınız? Ferda Güneş Aydın kimdir?

1971 yılının ikinci günü, Güneş ailesinin dokuzuncu çocuğu olarak Şereflikoçhisar’da doğdum. İlk ve orta öğrenimi Mersin’de tamamladım. Lise yıllarım doğduğum yerde geçti.  Aile birleşimi dolayısıyla 1992 yılında Hollanda’ya geldim.  Hollanda’da pedagoji  eğitimi aldım. Uzun yıllar bu alanda çalıştım. Şimdi yaşamımın büyük kısmını yazarak geçiriyorum.

Neden şiir yazmaya başladınız? Sizce şiiri diğer edebi türlerden ayıran nedir?

Çocukluk  yıllarımdan başlayarak günce tutuyorum.  Günce tutmak benim için yıllar boyunca bir tür terapi olmuştur. Gün içerisinde yasadığım olayları zihnimin sindirme yöntemi  diyebiliriz. Ne yazık ki son dönemlerde buna ara verdim. Şiir yazmaya,  günceme gençliğimin ilklerine şiirler yazarak başladım. İlk aşk, ilk yas, ilk ayrılık gibi. Bir de ben köy enstitü mezunu öğretmen bir kadın tarafından yetiştirildim. İlk okul çağlarımdan itibaren Nazik Hikmet’in yasaklı şiirlerini okuyarak ve ona hayranlık duyarak büyüdüm.  Elbette ilk dönem şiirlerim salt duygu ile yazılmış, derin ilkelerin ve iletilerin olmadığı yüzeysel ve bebeksi şiirlerdi.  Zaman içersinde o bebeği çok okuyarak, üzerinde emek vererek, dünyayı ve kendimi tanıyarak büyüttüğümü sanıyorum.  Sözün kısası  şiirin kıvılcımı yüreğime çocukken düştü ve hala harlanarak yanıyor.  Felsefe ile şiir ilişkisini ben şöyle  betimliyorum.  Şiir varoluşun bedeni, felsefe ruhudur.  Varoluşu  tamamlayan ayrılmaz olgulardır. Felsefe varlık, bilgi, gerçek, ölüm, adalet, güzellik, doğruluk, akıl, dil üzerinde düşünür sorular sorarak ideali arar. Şiir de hiçbir kaygı duymadan nesneden yola çıkarak kelimeleri estetik bir şekilde kullanarak felsefeye yanıt verir. Dolayısıyla şiirin bu etkileyici gücü onu diğer edebiyat dallarından üstün kılar.

‘Dokunma Acıtmamalı Teni’ adlı ilk şiir kitabınız 2016’de çıktı. Kitabınızı biraz anlatır mısınız?

Kitabım üç yıl süren bir çalışma sonucu  ortaya çıktı. İçerisinde yaklaşık 68 adet şiir var ve 88 sayfa.  Şiirlerimi çoğunlukla serbest  nazım tarzında yazdım.  Şiirlerimde sevgi  kavramını temel  olarak aldım ama yaşama ve dünyaya dair beni derinden sarsan etkileyen tüm konuları işlemeye çalışıyorum. Örneğin savaşlar, ölümler, doğumlar, çocuklar, doğa, acılar, aşklar gibi. Kitabımı yayınlamakta zorluk çektiğimi söyleyemem.  Şiirlerim bir yayınevine gönderdim ve sevgili  yayınevi sahibim Derya hanım onları yayınlamaya değer buldu ve kitabım Temmuz 2016  AYA KİTAP tarafından Türkiye’de yayınlandı.  Geçtiğimiz   günlerde de  Tüyap Kitap Fuarına katılma mutluluğunu  yaşadım ve Türkiye’deki   güncel  edebiyatın nabzını tuttum. Paha biçilmez deneyimler yaşadım.

Boș salıncaklarda kaldı çocukluğum
Ağzımı ekșiten bu tat
Derimin altına yerleșen bu korku
Öfkenin soğuk nefesi iliklerimde eserken
Isıtmıyor dokunmalar artık beni
Çünkü dokunmak acıtmamalı teni
Bir șeyler eksik yarım kalıyorsa hep
Susmam kabullenmekten değil
Adıma vurulmuș kelepçelerdendir
Yıkık bir duvara bel bağlayıp
Ben gibi gülüp
Ben gibi ağlamayı unutmaktandır
Vakitsiz bastıran kıșlardır
Yeșermemi istemeyen
Yavan sevdalardan kalan
Yosun tutmuș tașlardır ayağıma batan
Uçsuz bucaksız dönenceler
Günden güne hummalı
Bir hiç bıraktılar benden geri
Artık ısıtmıyor dokunmalar beni
Çünkü dokunmak acıtmamalı teni

Şiirinizde “Geçmişin bedelini ödemeden / Geleceğe borçlananlara yenildim” diyorsunuz (Dokunmak Acıtmamalı Teni, sayfa 62)  Nedir bedeli ödenmeyen geçmiş?

Aslında o şiirimde çağımızın çarpık dünya düzenine karşı  mısralarda gizlenmiş bir serzeniş ve eleştiri var.  Ne yazık ki insanoğlu geçmişteki  yaraları saramadan günümüzde de aynı hataları yapmayı  sürdürmekte.  Bir yandan  geçmişteki  hataları eleştirip kınarken  diğer yandan aynı hataları başka kılıflar altında yapmaya devam etmekte.   İşte beni  de tarihin tekerrürden ibaret olması ve aynı acıları tekrar tekrar yaşamak zorunluluğu yordu ve yıldırdı.

Şiir okunmayan bir dönemde, şiir kitabı çıkartmak, bir delilik değil mi? Alıcısı olmayan bir malı piyasaya sürmek gibi…

Bu deliliği sevgili yayınevi  sahibim Derya Hanım tüm risklere karşı yaptı. Buradan ona tekrar  teşekkürlerimi  sunuyor ve sevgilerimi yolluyorum.

Türkiye siyası olarak zor bir dönem geçirmekte. Gazeteler kapatılmakta, kitaplar yasaklamakta, dergiler toplanmakta. Şairin duruşu ne olmalı bu karanlık günlerde ve böylesi çalkantılı bir dönem sizin şiirinizi etkiliyor mu?

Elbette  Türkiye’de olup  bitenler beni  ve şiirimi etkiliyor.  Ama  benim  izlenimin salt Türkiye’de  değil  ne yazık ki tüm dünyada  öne geçilemeyen bir  güçler savaşı söz  konusu.  Sosyo-politik güçlerin  güç kazanması  için bizim gibi ikinci dünya ülkelerinde önce sanatçılar, sanat ve kadınlar susturuluyor.  Dolayısıyla sanatın,  sanatçının ve kadınların susturulduğu toplumlar geri kalmışlığa mahkum  ediliyor.  Böylece sorgulamayan, düşünmeyen, zihnini güçlü olanlara kiralamış topluluklar yaratılıyor.  Dolayısıyla sanatçının, şairin duruşu  siyasetüstü olmalıdır. Sanatçı bireysel  özgürlüğüne hiçbir siyasi yönün kelepçelerini  vurdurmamalıdır. Eğer siyasetüstü olmayı başaramazsanız  adaletli ve tarafsız olamazsınız. Kendi görüşünüze yakın grupların politik çıkarları için uğraşır, onların hatalarına kılıf aramaya başlarsınız, ki bu da sizin adalet ve eşitlik duygularınıza gem vurur.

Hollanda’da yaşayan yazar ve şairler Türkiye’deki edebiyat tartışmalarını takip ediyorlar mı ve tartışmaların neresinde yer alıyorlar?

Bu konuda geniş bir bilgiye sahip değilim ama edebiyat  tartışmalarından çok siyasi tartışmalarla ilgilendiklerini düşünüyorum.

Așkın çölünde kavrulurken
Bir serap gördüm kızılın ufkunda
Șelaleler toprağa savrulurken
Dize durdum
Yunus’un aynında
Așka așığım ben
Yaradan’dan bize yadigâr
Nice canlar konup geçti kervan da
Yalnız așk her daim payidar
Ben kula değil așka talip
Yolum hakka doğru olsam da mağlup
Zalimler durmadan etse de salip
Nefret çıyan her dem așk galip
Eyledim selamı așkın bahçesinden
Yoğruldum yoğruldum yüzünü gördüm
Așk üç günlük heves değilmiș bildim
Öldüm öldüm dirildim özüme döndüm

Sizce edebiyatımıza Hollandalıların ilgisi nasıl? Hangi yazarlarımızı tanıyıp ve okuyorlar?  

Orhan Pamuk kitaplarının beğenilerek okunduğunu biliyorum.  Ancak yazarın Türkçe yazmasından çok  Nobel ödüllü olması bence buna büyük etken.

Hollandaca yazan şair ve yazarlarımız çok az. Türkçe yazanlara bakarsak kimileri burada yirmi veya otuz yıldır, hatta kırk yıldır yaşamaktalar, buna rağmen kendi ana dillerinin dışına çıkamamışlar. Neden Hollandaca yazmayı başaramıyorlar?

Bir dilde edebi eser  yazabilmek  için, o dilde düşünüp o dilde hissedebilmek  ve dile tamamen hakim olmak gerekir.  Sanırım  biz Türkiye  kökenliler  bunu pek başaramadık.  Umarım yeni nesiller bunu  başarırlar.

Türkiye’de ve  burada yazılan edebiyatımızı Hollanda’da nasıl tanıtmalıyız, okura nasıl ulaşabiliriz?

Öncelikle yayınevleriyle güçlü bağlantılar kurulmalıdır.  Onları Türk edebiyatının  da  Hollanda toplumunda  yer alabileceğine  ikna etmek  gerekir.  Bir diğeri ise tanıtım ve sistemli şekilde  reklam  yaparak kitlelere ulaşmak  diye düşünüyorum.

Sevgi treninin uğramadığı diyarlarda
Ağlayan çocuklar vardı
Gözyașlarını bir kuru ekmeğe katık etmiș
Gökkușağı kokulu çocuklar
Yol boyunca uzanan minik mezarlarda
Adı konmamıș bebekler
Süt verememiș analar
Söylenmemiș ninniler vardı
Acıların diz boyu olduĝu taș viranelerde
Buğulu camlar
Kararmıș yüzlü evler ardında
Hiçliğin kıyısında dolașan hayatlar vardı
Așk için kopan kıyamette yanan gönüller
Zemheri soğuğunda açamayan çiğdemler
İhtiyar bir ağaca tutunmuș taze bedenler
Soğuk mermere çarpan çığlıklar vardı
Ve oyunlar vardı kurallarını zalimlerin koyduğu
Nefret soluyan zehir zemberek karabasanlar
Dilinde barıș elinde silah
Erdem timsalleri açgözlü dalkavuklar
Labirentlerle örülmüș yollar vardı
Oysa ben yolun sonu görünmeden
Sevgi treninde bulușmak istiyorum
Cehennem soluğunu iliklerinde hisseden
Cennet çocuklarla
Kirli ellerin kirletemediği kadınlarla
Bir baykuș gibi merdiven altında yașayan
Sindirilmiș çaresizlerle
Kar küresine hapsolmuș hayatlar
Kağıttan duvak yapmıș gelinlerle
Ve barıșla kol kola bitmeyen bir tango istiyorum
Son saatimiz sevgiyi vurana dek
Barıșla yoğrulup insanlık demini alana dek

Söyleşen ALİ ŞERİK

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.