Menu

İbrahim Eroğlu

İbrahim Eroğlu kim. Sizi tanımayan birine kendinizi nasıl tanıtırdınız? Hangi eseriniz mutlaka okunmalı?

1963 yılında Yozgat’ın Bahadın Kasabası’nda doğdum. 1980 yılından beri Hollanda’da yaşıyorum. 14 yıl bir çiçek serasında  işçi olarak çalıştıktan sonra Rotterdam Eğitim Bilimleri Akademisi Türkçe Bölümü’nü ve Inholland Öğretmen Okulu’nu (Hollandaca sınıf öğretmenliği bölümünü)’nu bitirdim. Den Haag’da bir ilköğretim okulunda öğretmen olarak çalışıyorum. Hollanda’da biri uluslararası olmak üzere iki şiir yarışmasında, Türkiye’de ise Aykırısanat Dergisi Şiir Özel Ödülü ve Bartın Kitap Fuarı Hasan Bayrı Şiir Yarışması’nda 3 kez ödül kazandım. “Ufkunda Ceylanları Kovalanmış Ceylanların Tedirginliği” adlı  dosyamla da Cegerxwin’in yüzüncü doğum yıl dönümü nedeniyle düzenlenen şiir yarışmasında dikkate değer görüldüm.

Bugüne dek dördü şiir (biri Hollandaca), beşi de fıkra olmak üzere toplam dokuz kitabım yayımlandı.

Hangi eserim mutlaka okunmalı sorusuna gelince, bu soru biraz bir anneye “hangi çocuğunu daha çok seviyorsun?” diye sormaya benziyor. Takdir edersin ki  yanıtı zor.

Türkiye’de yazılan edebiyatın Hollanda’da konumu nedir? Hangi yazar ve şairlerimiz Hollandalı okur tarafından sevilmekte?

Türkiye’de edebiyatın bütün dallarında  nitelikli yapıtlar yayımlanıyor. Ancak, her nitelikli yapıt hak ettiği ilgiyi görüyor mu? Orası tartışılır. Hollanda’daki yayınevleri Türk Edebiyatı’ndan eserleri İngilizce üzerinden Hollandaca’ya çevirtip yayımlıyorlar. İşin içine pazar kaygısı da girince popüler isimler ön plana çıkıyorlar. Dolayısıyla bunlar diğerlerini gölgeliyorlar diyebilirim. Sözgelimi; Hasan Ali Toptaş gibi dünya ölçeğinde bir yazarımızın yapıtları Hollandacaya çevrilse bile, işte bu nedenle gereken ilgiyi pek görmüyor (Gölgesizler / Schaduw Lozen gibi). Çünkü Türk Edebiyatı’na ilgi duyan Hollandalı okurlar adeta önceden belirli isimler konusunda şartlandırılıyorlar. Hollandalı okurlara isimlerini bildikleri Türkiyeli yazarların adlarını sorsak hemen Orhan Pamuk ve Elif Şafak gibi yanıtlar alırız çoğunlukla. Giderek Türk Edebiyatı bu isimlerden oluşuyormuş gibi bir algı oluşuyor ne yazık ki.  Burada bir parantez açıp Orhan Pamuk ile Elif Şafak’a hiç bir itirazımın olmadığını, Hollandalı okurların bu isimleri bilmesinin beni sevindirdiğini, ama diğer edebiyatçılarımızın gölgelenmesine de hizmet etmemesi gerektiğinin altını

Balad bünyesinde oluşturmaya çalıştığımız çeviri grubu; önerileriyle, yönlendirmeleriyle, yapacağı çevirilerle bu konuya da eğilecektir mutlaka.

Göçmen Edebiyatı denilen bir olgu var. Siz Göçmen Edebiyatı’na başka bir pencereden bakmaktasınız.  Nereye bakar sizin açtığınız pencere?

Güzel bir soru. “Göçmen Edebiyatı” kavramının içi genellikle yanlış dolduruluyor.

“Göçmen Edebiyatı” Avrupalı yazarların; göçmen kökenli yazarları aşağılamak, ikinci sınıf yazar olarak görmek için uydurdukları bir kavramdır. Edebiyatın malzemesi dildir. Bir yazar, yapıtını hangi dilde yazıyorsa o dile aittir, nokta!..

Bu konuda biraz tersinden mantık yürütelim: “Göçmen Edebiyatı” varsa bu edebiyatın temsilcileri de olmalı değil mi? Sahi kimlerdir “Göçmen Edebiyatı”nın temsilcileri?

Bu bağlamda, ‘münferit’ diye niteleyebileceğimiz bir örnek vereyim: Astrid H. Roemer ile İkibinbir Dergisi için bir söyleşi yapmıştım. Astrid H, Roemer o söyleşide “Göçmen Edebiyatı” olgusunu kabul ediyor ve kendisinin “Göçmen Edebiyatı’nın bir temsilcisi olduğunu” söylüyordu. Bilmeyenler için belirteyim; Astrid H.Roemer Surinamlı. Bir zamanlar Hollanda sömürgesi olan Surinam’da şimdi bile günlük yaşama damgasını vuran dil Hollandacadır. Kaldı ki, Astrid ne yazmışsa hepsini Hollandaca yazmıştır.

Kara Zambak Dergisi’nin ikinci sayısında sevgili Murat Işık ile yaptığımız bir söyleşi yayımlandı. O söyleşiden de anlaşılacağı gibi Murat Işık doğrudan Hollandaca yazıyor. Onun Türkiye’de doğmuş olması, yapıtının Türkçeye çevrilmiş olması, Hollanda Edebiyatı içerisinde değerlendirilmesi gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. İranlı Kader Abdolah, Faslı Abdelkader Benali, Somalili Yasmine Allas gibi yazarlar için de aynı şeyi söyleyebiliriz.

Bir de her iki dilde yazabilen yazarlarımız var. Bu konuda sizi örnek verebilirim: “Hartslagen van de Mus”, “ Doorbloeiend Heimwee” gibi yapıtlarınızla Hollanda Edebiyatı, “Yalan Kuyusu”, “Mutluluğun Gülümsemesi” gibi yapıtlarınızla da Türk Edebiyatı içerisinde değerlendirilmelisiniz diye düşünüyorum.

“Göçmen Edebiyatı” konusunda şimdi çoğu hayatta olmayan 12 yazarımız arasında bir soruşturma düzenlemiştim 80’li yılların ikinci yarısında. Soruşturmaya yanıt veren yazarlardan bazıları şunlardı: Fakir Baykurt, Abdullah Rıza Ergüven, Yusuf Ziya Bahadınlı, Aydın Karahasan, Özdemir Başargan, İsmail Çoban, Fethi Savaşçı, Yücel Feyzioğlu ve Özkan Mert.

Soruşturmanın bir kısmı İlke Dergisi’nde yayımlanmıştı (neden tamamı yayımlanmadı orası ayrı bir konu). Soruşturmaya yanıt veren yazarlarımız ağız birliği etmişçesine “Göçmen Edebiyatı” kavramını yukarıda formüle etmeye çalıştığım nedenlerden dolayı reddediyorlardı.

Çok yönlü şair ve yazarsınız, bunu çocuk şiirlerinizde görmek mümkün. Pek okunmadığı halde çocuk şiirleri yazıyorsunuz. Yoksa yetişkinler için mi çocuk şiiri  yazmaktasınız? Çocuk şiiri ile yetişkinlere yazdığınız şiirlerin arasındaki kırmızı hat nerede başlıyor?

Biz az okuyan, çok yazan bir toplumun bu ülkedeki temsilcileriyiz. Aziz Nesin’in deyimiyle “her üçümüzden beşimiz şairdir.” Yer yer, şiir yazanların sayısına bakılarak  “şairleri, şairler bile okumuyor” gibi yakınmalar olur.

“Okunmuyor” ya da “az okunuyor” diye kan ve gözyaşının insanların günlük yaşamının adeta ayrılmaz bir parçası haline getirildiği bir yüzyılda; umudu, direnci, özgürlüğü, barışı şiir yoluyla duyumsatmayacak mı şair?

Şair Metin Demirtaş’a ilk çocuk şiirleri dosyam “Bulut Ağlaması”nı  vermiştim. Dosya üzerinde gerekli gördüğü düzenlemeleri yaptıktan sonra “İbrahim, senin çocuk şiirlerine çocuksu şiirler demek daha doğru olur. O nedenle Bulut Ağlaması’nın altına çocuksu şiirler yazdım” demişti. Metin Ağabeyin önerisini dikkate aldım ve kitap onun uygun gördüğü gibi “çocuksu şiirler” olarak yayımlandı.

Benim çocuk şiirlerim; çocuklarla yetişkinler arasında bir köprü gibidir. Örneğin şu şiirlerimde olduğu gibi:

ASLAN

Hayvanların
Sülale boyu kodamanı
Evet evet, zimmetine geçirmiş
Hem de koskoca ormanı

KÖSTEBEK

Tünellerkazıyor
Firaramacıyok
Dağcıklarısırasıradiziyor
Toroslarabenzeryanıyok

Son olarak belirtmem gerekirse; hepimizin içinde bir çocuğun olduğuna inanıyorum. Hele benim gibi ömrü çiçeklerin ve çocukların arasında geçen birisi için.

MEYVE VE SEBZE ŞİİRLERİ
Çocuk Şiirleri

KARPUZ

Dışı yeşil
İçi kıpkırmızı
Sofraya otursak
Dilimleri doyurur kırkımızı

MUZ

Sararıp solan muz
Ne düzelir, ne de doğrulur
Hangi cumhuriyette olursa olsun
Yoksullar gibi soyulur

PATATES

Hangi üretici almaz
Söküm zamanı rahat bir nefes
Topraktan onlarca çıkınca
Ektiği bir patates

BRÜKSEL LAHANASI

Meyve ve sebzelere de yansımış
İnsanların ayrımcılık yapması
Mesela; Amasya elması
Brüksel lahanası

ŞEFTALİ

Çiçek açınca
Bahçemizdeki şeftali
Bayramlık elbiselerini giymiş gibi olur
Bizim ilçe: Şefaatli

Abiniz Haydar Eroğlu ile birlikte Hollandalı – Türk Fıkraları yazıyorsunuz. Bu ortaklaşa projeyi  nasıl gerçekleştiriyorsunuz ve neden ortaklaşa? Kaynaklarınız kimler?

Hollandalı -Türk Fıkraları 2000’li yıllarda basıma hazır bir dosya halinde elimizin altındaydı, dosya çalındı. Bilgisayarın inceliklerini pek bilmediğimiz için ikinci bir nüshası da yoktu. Sadece bir dergide yayımlanan bazı örnekleri kalmıştı elimizde.

Bir süre sonra konuya yeniden eğilmeye karar verdik. Aslında adı “Hollandalı – Türk Fıkraları” değil “Avrupalı – Türk Fıkraları”dır. “Avrupalı – Türk Fıkraları /I”, “Avrupalı – Türk Fıkraları/II”, “Avrupalı – Türk Fıkraları/III” diye kitaplar halinde yayımlatmayı düşünüyoruz. Yani Avrupa’nın çeşitli ülkelerini de kapsayacak şekilde hazırlayacağız fıkra kitaplarını.

Konunun uzmanları fıkrayı “gülen düşünce” ya da “zekâ parıltısı” diye tanımlamışlar.  Hollanda’da yayımlanan süreli yayınların mizah sayfalarına baktığımızda aynı fıkraların tekrar tekrar yayımlandığını görüyoruz. Bu mizahımıza hiçbir şey katmıyor, aksine var olanı tüketiyor. İçinde yaşadığımız toplum(lar)da insan ilişkileri içerisinde ortaya çıkan özgün “zekâ parıltılarını” ortaya çıkartmak, topluma mizahın dilinden ayna tutmak, mizahımıza Avrupa ölçeğinde katkıda bulunmak istiyoruz.

Bunu, yaşanmış, mizah değeri taşıyan öyküleri fıkralaştırarak ya da gözlem gücümüze dayanarak, doğrudan kendi hayal ürünümüz olan fıkralar yazarak yapmak istiyoruz.

Ağabeyimle kardeşliğin ötesinde sıkı  bir arkadaşlığımız vardır. Yazdıklarımızı önce birbirimize göstererek eleştirinin süzgecinden geçirir, birbirimizin birikimlerinden, deneyimlerinden yararlanırız. Bazı projeleri ortaklaşa hayata geçiririz. “Hollandalı–Türk Fıkraları”nın yanı  sıra “Yozgat Yöresi Alevi -Bektaşi Fıkraları”nı da birlikte derledik. İleride, her ikimizin şiirlerinden seçme yaparak ortak bir şiir kitabı  da yayımlayabiliriz.

Burada bir ayrıntıya daha değineyim; şair – çevirmen Prof. Dr. Ion Arion, sembolik bir miktar karşılığı her ikimizin yapıtlarını başta Slav dilleri olmak üzere anadili gibi bildiği yedi-sekiz dile çevirmek istedi. Bu konuda çevirdiği kitaplardan örnekler gönderdi bize. Her ikimiz de yapıtlarımızın yabancı dillere böyle çevrilmesini elimizin tersiyle ittik. Hollandacaya çevrilip yayımlanan kitaplarımızdan her ikimiz de telif ücreti aldık. Her ikimiz de ilkeli durmaya özen gösteririz.

Bugün yazılan şiir hakkında yapılan değerlendirmelerde, şiirin zor bir noktada olduğu söylenmekte. Buna katılıyor musunuz? Şiirin anlamı zayıfladı mı? Şairin görevi nedir?

Bu konu, yer yer tartışılır şairler arasında. “Şiirin zor bir noktada olduğu, zayıfladığı” düşüncesine katılmıyorum. Duvarların yıkılıp insanların kafasının içine inşa edildiği, dahası çocuk cesetlerinin kıyıya vurduğu bir dünyada, şiirin, dolayısı  ile şairin  görevi “daha çok” duyumsatmaktır.

İnsanın insanlığından çıktığı bu yüzyılda, insana insan olduğunu hatırlatacak olan araçların en önemlilerinden birisidir şiir. Dünya’nın neresinde olursa olsun diktatörlerin işe önce şairlerden başlaması boşuna değildir.

FAS ŞİİRLERİ

Desen: Gerhard ‘t Hart

Buralarda da
“Seni leylek getirdi” der çokları
Daha anne kucağındayken bile
Yalanla avuturlar bu çocukları

Desen: Gerhard ‘t Hart

Çıplak dağların
Sanki kız memesi uçları
Siz de şaşırmadınız değil mi
Afrika’da durmuş, kuşların bile uçuşları

Desen: Gerhard ‘t Hart

Malın – mülkün
Sırf bu sırtındaki calaba(*)
Krallık altında bir ömür geçirdin de
Bari bir kez olsun kral ‘yarı çıplak’ dedin mi acaba?

(*) Fas’a özgü kɪyafet.

Afrika’ya âşık mıdır
Açlık acaba
Üstü çizilmiş bir Berberi gibi
Yanıt ver kabaca
Sanki Afrika’yı
Karargâh tutmuş açlık
Şekil birde de görüldüğü gibi
Yine eller Allah’a açık

Yabancı düşmanlığını körükleyen, popülist  Geert Wilders hakkında Hollandaca fıkralar da yazıyorsunuz. Neden Hollandacayı seçtiniz? Daha geniş bir kitleye ulaşmak için mi? Yoksa ırkçılıkla mücadelenin dili olduğu için mi?

Dünyanın neresinde olursa olsun ekonomik krizleri bahane göstererek durumdan vazife çıkarmak isteyen politikacılar her zaman olmuştur. Geert Wilders sadece onlardan biridir.Saçlarını boyaması bile başta “en alttakiler” olmak üzere  içinde yaşadığımız toplumda çeşitli kesimlerin gözünü boyamayı başardığını gösteriyor. Wilders’in atalarının Endenozya, eşinin de Macar kökenli olduğu biliniyor. Bildiğiniz gibi Macaristan’a Hongarije diyor Hollandalılar. Macar’ın karşılığı da Hongaar’dır. Eğer yanılmıyorsam Hongaar demek Hun demektir. Hunlar özünde Türklerdir. Hemen aklıma geldi: Almanya’da “Turken raus” diyen ırkçı bir liderin Türkiye’nin gözde bir tatil beldesinde yazlığının olduğunu ortaya çıkarmıştı gazeteciler yıllar önce. Gerisine “Aziz Nesinlik” diyelim…

Romancılar, romanda üçleme yaparlar bilirsiniz. Yapıtlar birbirlerinin devamı olduğu gibi, birbirlerinden de bağımsız okunabilirler. Ben de benzeri bir şeyi fıkrada denedim desem yanlış olmaz. “Rüyamda Tanrı bana Irak’ı özgürleştirme talimatı verdi” diyen Bush. “Kara Saray’daki Beyaz Adam Fıkraları” ile ilk kitabı, “Demokrasi bizim için bir tramvaydır, istediğimiz durağa gelince ineriz” diyen RTE. “A’dan Z’ye One Minute Fıkraları” ile ikinci kitabı ve “Müslümanlardan değil İslam’dan nefret ediyorum” diyen Geert Wilders de “Wilders Moppen (Fıkraları)”  ile üçüncü kitabı  oluşturuyor. (Sonuncusu henüz dosya halinde.)

Yukarıda Wilders’in marifetlerini bir-iki tümce ile özetlemeye çalıştım. Hâlâ “en alttakiler” sayesinde Hollanda politikasına damgasını vurmaya devam ediyor. Kullandığı dil daha çok mizaha malzeme olması gerekiyor. Wilders’in hedefindeki kitlelerle mücadele yöntemi olarak “suç duyurusunda bulunmak” gibi klasik yöntemler geliyor. Oysa mizahı hesaba katan hiç yok gibi. Farklı bir mücadele yöntemi geliştirerek mizahın diliyle mücadele etmenin daha etkin olacağına inandığım, mesajlarımı da daha çok Hollandalılara iletmek istediğim için Hollandaca yazdım.

Söyleşin: Ali Şerik

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.