Menu

OKAN AKIN

Ebru / Marmeren: OKAN AKIN

Okan Akın, 1969’da Erzurum’da öğretmen bir baba ile ebe bir annenin üç çocuğundan ortancası olarak dünyaya geldi. 1978’de ailece Bursa’ya göçtüler. 1991’de Uludağ Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümünü bitirdi. 1996’da sevdiği kadını takip ederek Hollanda’ya yerleşti. 2006’da  “Atelier Okan Akın” isminde bir sanat atölyesi açtı. Atölyesinde kurslar, sergiler, edebiyat etkinlikleri düzenlemekte. 2009’dan itibaren Platform dergisine makaleler yazmakta.

Kendinizden kısaca söz eder misiniz? Okuyucularımız sizi daha yakından tanısınlar.

Hayatımın ilk zamanlarından başlayarak gelen resim tutkusu ortaokul ve lise dönemlerimde okulda açtığım sergilerle bir özgüven patlamasına dönüştü. Sonunu kestiremediğim ama hayaliyle yaşadığım bir serüvenin içine bir anda atılıvermiştim. Olgunlaşmamış bir tomurcuk halindeyken hedefim Mimar Sinan Devlet Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümüydü, ama babamın “seni İstanbullarda okutamam, ona gücüm yetmez” demesiyle yetenek sınavlarını kazanarak yanı başımda duran üniversitenin Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümüne kaydoldum. Sene 1987’di. Her şey tazeydi, yeniydi ve gizemliydi benim için. Çok zevkli bir eğitim dönemi yaşadım. Ha açtı, ha açacak olan ürkek bir tomurcuk gibiydim. Öğrendikçe keşfediyor, öğrendikçe açmaya bir adım daha yaklaşıyordum. Öğrendiğim her tekniğin peşinden koşuyordum. Yağlıboya, suluboya, pastel, fotoğraf, cam sanatları, vitray… Öyle ki o dönemde Bursa’da tek, Türkiye’de ise sayılı profesyonel vitray atölyesinde (Kenan Özdesen – İsmail Üstüncan, DCA vitray) okulla eş zamanlı olarak yardımcı sanatçı unvanıyla çalışmaya bile başlamıştım. Çok iyi kazanıyordum. Eve olan bağımlılığım ortadan kalkmış ve hayat benim için daha anlamlı hale gelmeye başlamıştı.

Ebru / Marmeren: OKAN AKIN

Üniversiteden mezun olunca babamın ısrarı ve itelemesiyle  öğretmenlik yeterlilik sınavlarına girdim. Bu sınavı kazanarak Erzincan Merkez Endüstri Meslek Lisesi’nde tekstil öğretmeni olarak göreve başladım. Sonra İzmir’de öğretmenlik, derken beşinci yılın sonunda istifa ettim ve Hollanda’ya geldim. Evlenmiştim ve eşimle beraber yaşamımızı Hollanda’da sürdürme kararı almıştık. Bu kararı almak benim için oldukça zor olmuştu, ama aldık.

Geldiğim ülke, Hollanda, sanatın beşiğiydi bana göre. Evrensel ve çağdaş sanatın kalbinin attığı coğrafyalardan biriydi. İlk yıllarım dil kursları ve vasıfsız işlerde çalışmakla geçti (halen daha çalışıyorum). İlk projem o zamanın en büyük camisi olan Zaandam Sultan Ahmet Camii aydınlatma pencerelerinin vitraylaşması projesiydi. Bu projeyi gönüllü olarak yürüttüm. Ardından Zaandam Belediyesine “Ortak Yaşam” adı altında bir anıt projesi sundum. Bu proje çeşitli nedenlerle uygulanamadı. Derken UNICEF yararına “Gençler Sanatla Paylaşıyorlar” isimli bir proje geliştirdim. Bu proje Kuzey Hollanda Projeler yarışmasında birinci oldu. Projeyi 2008 yılında uyguladık.

Bu arada Sevgili Hocam Rauf Tuncer’in telkinleriyle Ebru tekniğine yönelmiştim. Ebru bizim geleneksel resim tekniklerimizden birisi. Büyüleyici, sihirli bir teknik. 2006’da NDSM (Nederlandsche Dok en Scheepsbouw Maatschappij) sanat yerleşkesinde “Atelier Okan Akin” isminde bir sanat atölyesi açtım. Ebru ve diğer tekniklerdeki sanat faaliyetlerimi burada yürütmeye başladım. Bu Atölyeyi kurarken diğer bir hedefim de bu atölyenin Amsterdam’da bir kültür merkezi olmasıydı. Bu amaçla “Sanat ve Felsefe Kulübü” adında gayri resmi bir kulüp kurdum. Atölyede periyodik olarak çeşitli aktiviteler yapıyorduk. Bu aktiviteler çoğunlukla felsefe ve sanat üzerineydi. Şiir dinletileri, felsefe sohbetleri, film gösterileri, atölyeler, konferanslar ve bilgilendirme toplantıları gibi etkinliklerdi. Hedefim Hollandalı-Türk gençleriydi ve amacım onlara entelektüel bir perspektif kazandırmaktı. Son 4 yıldır etkinliklerimiz maalesef durdu. Bunun en büyük sebebi atölyenin daralması ve  etkinlik ihtiyaçlarına cevap verememesidir.  

Ebru / Marmeren: OKAN AKIN

Aralık 2015 tarihinde Amsterdam Yunus Emre Enstitüsü’nde Ahmet Heleka, Betül Burnaz ile “Türk Dokunuşları” adlı karma bir sergi açtık. Ekim 2016 tarihinde Amsterdam, NDSM sanat yerleşkesinde “Hollanda’ya Gelen İlk Türk İşçiler” konulu bir fotoğraf sergisi düzenledim. Bu sergi bir yıl boyunca ziyarete açık tutulacak. Bugüne kadar sayısız karma sergilerde bulundum, sayısız atölyeler düzenledim.

Sanat bir dildir, ama estetik bir dildir. Bu dili iyi bilenler iyi sanatçılardır. Bu dili iyi konuşabilmek de ana dilini çok iyi konuşabilmekten geçiyor. Bunun anlamı kendi kültürünü bilmektir. Sanatta evrensel dili yakalamak ve bu dille yaratmak ancak evrensel sanat kelimelerini kendi dilinin kelimeleriyle anlamakla mümkündür. Belki ebruya eğilmemin sebeplerinden biri de bu olabilir. Resimlerimin, sanatsal projelerimin ve en önemlisi sanat anlayışımın materyalleri kendi dilim, yani kendi kültürümdür. Bu anlamda özgün sanat eseri üretmek, olumlu estetik yargılarla ödüllendirilmek, kendin olmakla mümkündür.

Hollanda’nın kültür merkezi olan Amsterdam’da ‘sanatçı olarak’ kendinize yer bulabildiniz mi?

Hollanda’da sanatçıya her zaman yer var. Yeter ki yaratıcı olun, yeter ki sanat felsefesini iliklerinize kadar işleyin, yeter ki evrensel bir pencereden dünyaya bakın, yeter ki insanı sevin.

Ebru Sanatı’nın tarihçesi hakkında kısaca neler anlatabilirsiniz? Temel taşında kimler var? Zamanla nasıl gelişmiştir? Hollanda’ya ilk getiren kimdir?

Ebru / Marmeren: OKAN AKIN

Ebru aslına bakılırsa tarihi geçmişi konusunda pek geçerli kaydı bulunmayan bir sanat dalı. Ebrunun ilk nerede başladığı, hangi yıllarda yapıldığı, kimin bu tekniği bulduğu, günümüze kadar kimlerin ebru yaptığı maalesef sağlam tarihi belgelerde kayıtlı değil. Bu konuda sadece referans gösterilen tek kaynak, tarihçilerin tahmini görüşleri ve tezleri. Ebrunun tarihiyle ilgili olarak günümüzde kabul gören en önemli görüş bugünkü teknik anlayışla yapılan ebrunun Orta Asya kökenli bir Türk sanatı olduğuna yöneliktir. Bu görüşe göre ilk ebrunun kağıdın bulunduğu 700’lü yıllarda şu an Özbekistan sınırları içindeki Semerkant ve Buhara şehirlerinde yapıldığı düşünülmektedir.

Ebru Türklerle beraber Anadolu’ya, oradan da 16. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’ya kadar yayılmıştır. Osmanlı döneminde ebru Avrupa’dan gelen seyyahlar, tacirler ve diplomatlar tarafından fark edilmiş, fark edilmekle de kalmamış, Avrupalılar tarafından bir şekilde kendi ülkelerine taşınmış. Bu konuda ilk olan kişi Henri d’Angouleme ismindeki bir Fransız’dır. Kendisi II. Henri’nin gayrimeşru çocuğudur. 35 yaşında giriştiği bir düello sonucu öldürülmüştür. Elinde bulunan ebrulu kağıtları çevresinde bulunan önemli insanlara hediye etmiştir. Başlangıç bu şekildedir. Daha sonra ise ebru, peyderpey tüm Avrupa’ya yayılmış ve hemen hemen tüm Avrupa’da çok iyi bilinen ve uygulanan bir resim tekniği haline gelmiştir.

Ebru / Marmeren: OKAN AKIN

İlk ebrunun Hollanda’ya nasıl geldiği bilinmemekle beraber en eski Hollanda ebrusu 1600’lü yıllara kadar dayanmaktadır. Ebrulanmış kağıtlar özellikle kitap kaplama sanatında kullanılmış, kitap ciltçilerinin hemen hemen hepsi ebru tekniğini uygular olmuşlar. 1990’lı yıllara gelinene kadar ebru Avrupa’da olduğu gibi Hollanda’da da altın yıllarını yaşamıştır. Matbaa teknolojisinin gelişmesi ve kitaplarda seri üretime geçilmesiyle ebru sanatı önemini yitirmiş ve popülaritesini kaybetmiş. Ebrucu sayısı da bir anda nerdeyse sıfıra inmiş.

Ebru Sanatı Hollanda’da nasıl karşılanıyor? Bilinmeyen bir teknik, bilinmeyen motifler, ayrı bir felsefe…

Hollandalıların ebruya olan ilgisi diğer Batı ülkelerinde olduğu gibi. En iyisi Avrupa’da genel bakışı ben size anlatayım. Çok ilginçtir, günümüzde Avrupalılar ebruya biraz uzaktan bakıyorlar. Ama çok iyi biliyorum 17. – 20. yy arasında hiç de öyle değilmiş. Bizzat öğrenmiş ve uygulamışlar. Ama şimdi sadece izleyip, hayranlıklarını belirtmekle yetiniyorlar. En fazla atölyelerde denemeler yapıyorlar. Nadiren kurs takip edip, öğrenme isteğinde bulunuyorlar. Bir anlamda “bu sizin sanatınız, siz yapın, biz seyredelim ve hayran olalım” anlamına gelen bir yaklaşım sergiliyorlar. Yani “ikebana bir Japon sanatıdır, Japonlar yapsın” tarzında bir tepki. Ebruyu otantik ve yerel bir Türk sanatı olarak görüyorlar. O yüzden anlamsızca bir uzak durma var. Zannederim bu duruş Avrupa’nın yapısında var olan ötekici kültürden kaynaklanıyor olabilir. Ama Amerika’daki durum bunun tam tersi. Ebruyu hemen benimsemişler ve içselleştirip kültürlerinin bir parçası haline getirmişler. Sonuçta Amerika çeşitli kültürlerin birleştiği karma bir kültür. Yeni gelen kültürel değerlere açık, yeter ki halk tarafından benimsensin.

Ebru / Marmeren: OKAN AKIN

Ebru Sanatı neyle beslenir, gücünü nerlerden alır? Ebru çeşitleri konusunda neler eklemek istersiniz.

Ebru sanatının gücü tekniğinde saklıdır. Su üstünde büyüleyici bir şekilde büyüyerek açılan ve birbirine karışmadan rengarenk formlar yaratan boya damlalarının kağıda sabitlenmesi insan aklının ve hayalinin sınırlarını zorlayan bir olay. Bu büyüleyici gerçek karşısında sanat estetiğinin doyumsuz güzelliğine şahit olmak insanoğlunun erişebileceği en büyük güzellik.

Ebru günümüze kadar bir kağıt süsleme sanatı anlayışında yardımcı bir sanat unsuru olarak kullanılmış. Bu yüzden hüsnü hat sanatına arka fon olmanın ve cilt yapımında kullanılmanın ötesine pek gidememiş. Bu şekliyle ancak 10-15 adetlik battal ebru, gel-git ebru, taraklı ebru, somaki ebru, bülbül yuvası ebru gibi birbirinden farklı ebru motifleri geliştirebilmiştir. Özellikle merhum Necmeddin Okyay Üstad’ın 1900’lü yılların ikinci çeyreğinde çiçekli ebru çığırını açmasıyla birlikte ebru müstakil bir sanat olma kapısını aralamış oldu. Şu anda birbiri ardına yetişen yetenekli ebrucular, yeni yeni arayışların peşinde inanılması güç başarıların altına imza atıyorlar. Artık şunu büyük bir gururla söyleyebiliriz ki bir ebru eser çerçevelenip, mekanların müstesna köşelerine bir sanat eseri olarak asılabildiği gibi, önemli galerilerde sergilenebiliyor. Bu da ebrunun müstakil bir sanat olma evresini tamamladığını bize ispatlıyor. Bence en önemenlisi de budur. Yani ebrunun bir kağıt süslemenin ötesinde, tam bir sanat eseri özelliğinde kullanılmasıdır. Bunun yanında ebru özellikle dekoratif eşyalarda ve tekstil eşyalarında da kullanılmakta. Bu da çok normaldir. Çünkü sanat, estetik bir kaygının sonucudur ve sanat eserleri insanların yaşam alanlarına ve kullandıkları şeylere ilham kaynağı olma görevini üstlenir. Bunda hiçbir beyiz yoktur.

Ebru Sanatı UNESCO dünya kültürel miras listesine girdi. 2014’den sonra ebru sanatının dünyadaki popülaritesinin attığını söyleyebilir miyiz?

Doğrusunu söylemek gerekirse, ebru son 15-20 yıldır çok büyük bir atılım içinde. Bunda özellikle Türkiye’deki politik konjonktürün değişimiyle birlikte geleneksel sanatlara olan ilginin artması etkili oldu diyebilirim. Türkiye’deki canlanma çeşitli yollarla dünyaya da yansıdı. Bunda internetin, sosyal medyanın ve yapılan uluslararası tanıtımın büyük rolü oldu. 1900’lerin başında batı ülkelerinde sönmeye başlayan ebru sanatı yeniden lâyık olduğu yeri yavaş yavaş almaya başladı. Bunda günümüz Türk ebru sanatçılarının büyük bir rolü olduğu tartışmasız bir gerçektir.

Ebru / Marmeren: OKAN AKIN

Ebru sanatçısı ve gönüllü tanıtım elçimiz Atilla Can’ın girişimleri sonucu ebru tekniği dünya kültürel mirası olarak UNESCO tarafından tescillendi. Artık ebruyu sadece Türkiye’nin korumasına gerek kalmadı, ebruyu dünya koruyacak, tanıtacak ve gelişmesine yardımcı olacak.

Ebru Sanatı dersleri de veriyorsunuz, kimler ilgi duyuyor?

Ebru kurslarına genelde kadınlar ilgi duyuyor ve büyük bir çoğunluğunu da Türkler oluşturuyor. Erkekler çok azınlıktalar. Hollandalılar ise nadiren kurs alıyorlar, kendileri için daha çok atölyeleri yeterli görüyorlar. Diğer taraftan, insanların ebru kurslarına olan ilgisi genelde hayatlarındaki boşluğu doldurmak, ebrunun büyüsüne kapılıp bir kez de olsa o büyünün verdiği heyecanı yaşamak, bunalımdan kurtulmak (terapi niyetine), ebruyu kendi işinde kullanmak gibi amaçlarla oluyor.

Dünyanın en eski sanatlarından olan Ebru Sanatı, divan edebiyatını ne kadar beslemiş ve etkilemiştir? 

Divan edebiyatı kendi disiplini içinde belli kalıpları olan, belli edebi altyapıyla donanmış kadim bir  Osmanlı saray edebiyatıdır. Ebru ise aslında bir sûfi sanatıdır. Tekke ve tarikat ortamlarında kendine yer bulmuş, bu yapısıyla zamanla Türk-İslam sanatı hüviyeti kazanmıştır. Diğer yandan el yazması kitapları ciltleyen ciltçiler de ebru yapmışlar. O dönemde büyük şairlerin kitapları bu ciltçilerin elinden geçmiş. En popüler divan şairleri kitaplarını ebrulatmışlar. Ebru, yerine göre bir şairin kitabında hem kapak olmuş, hem de dizelerin yazıldığı sayfalara zemin olmuş. 

Ebru / Marmeren: OKAN AKIN

En eski ebru örneği, Topkapı Sarayı kütüphanesinde bulunmuş divan şairi Arifi’ye ait olan 1539 tarihli “Guy-i Çevgan” isimli kitabın ebru süslemeleridir. Ebru sanatçısının ismi verilmemiştir. Ebrucu ismi yazılan ilk eser olarak, 1595 yılında yine divan şairlerimizden biri olan Fuzuli’nin şiir kitabı “Hadikatü’s Süeda”yı görmekteyiz. Bu kitabın hemen baş sayfasında kitabın ismiyle beraber kırmızı mürekkeple yazılmış olarak “Ma Şebek Mehmet Ebrusu” ibaresi bulunmaktadır.

Klasik ebru desen isimlerinin genelde divan şiirinde kullanılan simgesel unsurların isimlerinden seçilmesi çok manidardır. Örneğin bülbül yuvası, yürek, çark-ı felek vb. Diğer taraftan 1900’lü yıllarda yapılmaya başlanan çiçek ebruları da divan edebiyatında sıklıkla adı geçen lale, karanfil, sümbül, papatya, gelincik gibi sembol olmuş çiçeklerden seçilmiştir.

Okumaktan hoşlandığınız Dünya ve Türk edebiyatı yazarları kimler? Bu günlerde kimi okuyorsunuz?

Daha önceleri belli başlı kitaplar okuyordum. İtiraf etmeliyim ki pek seçici olmuyordum. Özellikle hakkında güzel eleştiriler okuduğum kitaplar veya popüler kitapları tercih ediyordum. Ama son zamanlarda okuma ilgim inanılmaz ölçüde iki alanda yoğunlaştı. Birisi felsefe, sanat felsefesi ve estetik, diğeri ise kurtuluş savaşı anıları. En son okuduğum iki kitap biri Nigel Warburton’un “Felsefenin Kısa Tarihi” kitabı, diğeri ise Turan Koç’un “İslam Estetiği”. Unutmadan, daha öncesi de var; sanat eleştirmeni Özkan Eroğlu’nun bütün kitapları (sanat sözlüğü hariç). Okumayı planladığım kitapların başında Oliver Leman’ın “İslam Estetiğine Giriş”, Sevtap Baycılı’nın “De Markov Keten” ve yeniden okumak üzere Hasan İzzettin Dinamo’nun kurtuluş savaşını anlattığı beş ciltlik “Kutsal İsyan” kitabı var (15 sene önce okumuştum).

Türk Edebiyatı’nın Hollanda’daki konumu nedir? Neden Hollanda’da Orhan Pamuk ve Elif Şafak dışında yazarlarımız pek okunmuyor?

Ebru / Marmeren: OKAN AKIN

Hollanda’da okuma alışkanlığı oldukça fazla olduğu halde, okumada seçicilik düşük seviyede. Okumada seçimi belirleyen en önemli etken reklam ve popülizm. Konuya bu açıdan bakmakta yarar var. Hollanda’da kimlerin reklamı yapılıyorsa, kimler cilalanıp vitrine koyuluyorsa okunanlar da onlar oluyor. Bu açıdan bakarsak Türk edebiyatından okunan kişi sayısının ikiyi geçmemesine şaşırmamak gerekir. Diğer tarafından beni asıl heyecanlandıran Hollanda-Türk edebiyatının geleceği. Şu an için kaliteli yazarlık denemeleri yok denecek kadar az olsa da ilerisi için gerçekten umut vaat edici, hatta çığır açıcı oluşumların olacağını kestirmek hiç de zor değil. Bu açıdan çok umutluyum.

Söyleşen: Ali Şerik

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.