Menu

Kara Zambak dergisine 2016 yazı öncesi merhaba derken gerilere dönüp Hollanda’ya Türkiye’den gelenlerin göçmenlerin  oluşturduğu edebiyatın  bugünlere nasıl geldiğini kimlerin neler yazdığını, bu işin ağır işçilerini bir hatırlamak istedik.

ATİLLA İPEK

Sıfır noktası: İlke Dergisi

60’lı yılların başlarında Türklerin Hollanda’ya göçünden sonra ilk çıkan dergi İlke dergisi. İlke işçilerin sorunları, Hollanda’daki yasaların işleyişi gibi konuların yanı sıra kültür, sanat ve edebiyatın da yer aldığı bir dergiydi. İlke bu anlamda hem entelektüellere bir alan açtı hem de düzenlediği yarışmalarla çok önemli isimleri (Hollanda) Türk Edebiyatına kazandırdı. Nükteli tarzıyla bir dönemin fotoğrafını çekip bize miras bırakan Hürrem Efe, yine hem Türkiye hem de Hollanda’da birçok eseri yayımlanan Sadık Yemni’nin ilk ayak izlerine İlke dergisinde rastlıyoruz.

O yıllarda verilen eserlere baktığımızda neredeyse hepsinin göçün ilk yıllarında karşılaşılan zorluklar üzerine olduğunu görüyoruz. Bunların en iyi örneklerinden biri Hürrem Efe’nin 1988’da yayımladığı ‘Köyden indim Hollanda’ya’ isimli hikaye kitabıdır. ‘Birinci Kuşağın Böreği’ isimli hikayede ‘Sizin hiç alışageldiğiniz bir yiyeceğe, içeceğe uzun süre özlem duyduğunuz oldu mu? İkinci kuşak bilmez. Belki inanmayanlar olacaktır ama, biz zeytine, bildiğimiz şu kara zeytine bile hasret kaldık’ diye başlar ve hayatında yufka açmamış adamların börek yapma girişimini bize anlatır.

Fehmi Özgök ve Ali Şerik yine İlke’de ilk eserlerini yayımlamış yazar ve şairlerden.

12 Eylül darbesi sonrasında oluşan ‘yeni tür’ göçten edebiyatta etkileniyor ve çeşitleniyor. Ahmet Sefa ve birçok diğer yazar, şair o dönemde yaşanan siyasi olayları, yaşananları ve sonuçlarını işliyor eserlerinde. Ayrıca kendi toplumumuza ve Hollanda’daki yaşayışımıza bir özeleştiri Ahmet Sefa’nın işlediği konulardan.

Aynı şekilde Avrupa’da yeniden artan ırkçılık ve yabancı düşmanlığı da eserlere yansıyor. Haydar Eroğlu’nun kısa ama çok güçlü bir şiirinde bunu görebiliyoruz:

Almanya’da evlerin / Yakıldığı günlerde / Böyle yazdı bir çocuk / Lahey’de / Kapısına evlerinin / Büyük harflerle: / ‘TÜRK OTURMUYOR / BU EVDE!’

İlke dergisi 90’lara kadar bir lokomotif görevi gördü ve onlarca yazara pencere açtı. Araştırmacı yazar Fehmi Özgök bir söyleşisinde şöyle diyor:’1990 yılında İlke dergisini çıkaranlardan Rahman Domaniç ‘birleşelim’ diye Hollandalı Türk yazarları bir konferansa davet etti. 70 kişi yazarım diye ortaya çıktı (ekliyor: hamamda herkesin sesi güzeldir), Aralarında Papatya Nalbantoğlu, Hürrem Efe, Sadık Yemni gibi değerli insanların da bulunduğu 90 kadar kişi bir araya geldik. Sonuçta iyi bir inisiyatifdi ama yine bazıları çıkıp ‘ben Hemingway’im, sizin aranızda işim yok’ diye gelmedi (ismi bende saklı). Bol bol demagoji ve politika yapıldı. Solculuk bir klikti, halktan kopukluk vardı. Asıl komünist bana diyorlardı ama ben kalkıp cumayla ilgili yazılar yazınca bozuluyorlardı, güttükleri sol kültür dogmatikti. Sonuçta bu iyi niyetli inisiyatif maalesef pek amacına ulaşamadı.’ (Oda Sanat, Ekim 2007)

İlke dergisinin yanı sıra Sesimiz ve Hizmet dergileri de ilk yıllarda okurlarıyla tanıştı.

Destek ve özendirme bütçeleri bitti

90’ların sonuna kadar Hollanda’da hem sanata ayrılan bütçeler daha yüklüydü hem de göçmenlere ve onların kültürlerine olan ilgi oldukça olumlu ve yüksek seviyedeydi. Türk yazarların yaşadıkları zorlukları, günlük sorunlarını, kültür şokunu ve göç konulu eserlerini Hollandaca da yayımlatmaları o yüzden hiçte zor değildi. Zira Türkçe yayımlayan ve çok kısıtlı okuyucu kitlesine ulaşabilen birçok şair ve yazar için Hollandaca çeviriler yeni bir okuyucu kitlesi, heyecan ve motivasyon demekti.  Hollanda kültürüne uzak yada ilginç gelen ‘kan davası’,’akraba evlilikleri’,’görücü usulü evlilikler’, dil sorunları, aile içi sorunlar gibi konular Hollandalı yayınevlerine ilginç ve yeni geliyordu.

Türkiye ile kurulan  kültür ilişkileri, Fakir Baykurt gibi çok önemli yazarların Hollanda’ya ziyaretlerinde destek olduğu yazarlar bu ivmeyle hem Türkçe hem de Hollandaca birçok eser kazandırdılar Hollanda göçmen Edebiyatına. Bu açıdan özellikle Fakir Baykurt’un Hollanda’da yaşayan yazarlar arasındaki yeri özeldir ki 2008 yılında 3C yayınevi öncülüğünde bir Fakir Baykurt’u anma konferansı düzenlenmesi de bunu gösterir.

İkibinlere gelindiğinde hem ekonomik gerileme ve dolayısıyla sanata ayrılan bütçelerin azalması hem de Türk göçmen kültürüne azalan ilgi ve o zamana kadar çıkmış çeviri eserlerin ticari açıdan yayınevlerine çok büyük paralar kazandırmamış olması çeviri Türk edebiyatını neredeyse bitirdi. Ancak hem Hollandacaya hakim ve girişken bir ikinci (hatta üçüncü) kuşağın gelmesi hem de Türklerin sayı olarak Hollanda’da çoğalması ayrıca teknolojinin hayatımıza daha çok girmesi, yeni girişimlere, Hollanda’daki Türkçe basının çeşitlenmesine ve yeni isimlere kapı açtı.

Önce magazin ve cemiyet haberleri ağırlıklı dergiler çıktı (Ekin dergisi bunların ilklerinden) sonra internet üzerinden yayın yapan Anafilya dergisi Halit Umar tarafından hayata geçirildi. Anafilya 2001’den 2010’a kadar aylık olmak üzere 109 dijital sayı çıkarttı ve Hollandalı (ve diğer ülkelerden) göçmen yazarlar için okurlara ulaşmada çok önemli bir araç oldu.

Yine Ahmet Yıldırım 1998’te  kurduğu Truva Vakfı ile 2001’den itibaren geleneksel edebiyat ödülleri düzenledi. Jüri üyeliğini Sadık Yemni, Halil Gür, Sevtap Baycılı, Şaban Ol gibi ‘birinci kuşak’ yazarların üstlendiği ödüllerde Hollanda’da yaşayan yeni nesil göçmen yazarlara ışık tutuldu. Nesan Erdoğan, Yusuf Aslan, Nazan Bilen, Mesut Balık, Atilla İpek, Ezgi Gürçay bu isimlerden bazıları.

Bu yarışmalarda gönderilen eserler sadece yeni dönemin getirdiği çok kültürlülük, kültür çatışmaları gibi yeni temaları işlemiyor daha evrensel daha aktüel konular hikaye ve şiirlere konu oluyor. Nazan Bilen’in hikayelerinde çoğu zaman yer ve zaman tahmininde bulunmak dahi zordur. Aynı şey Ezgi Gürçay’ın  şiirleri için de geçerli.

Ahmet Yıldırım, derneğiyle düzenlediği şiir ve öykü yarışmaları ve festivallerinin yanı sıra  ‘Meddah’ isimli ayda bir defa olmak üzere edebiyat söyleşileri gerçekleştirdi. Bu arada Truvanın ortak faliyetleri de oldu. Amsterdam edebiyat platformunu kuruluşunda yer aldı.  2003 senesinde Amsterdam Vondelpark açıkhava tiyatrosunda  ‘Turkseparade’ isimli 3 günlük bir kültürel program gerçekleştirildi. ‘Truva Sanatevi’ projesi maalesef yarıda kaldı, 2014 senesinde   Troya cafe isimli sanat evini kendi olanaklarıyla hayata geçirdi ancak bürokrasi bu girişime kısa sürede son verdi.

Utrecht’te kurulan  faaliyetlerini son yıllarda azalarak sürdüren Umut Vakfı ise  Türk edebiyatını Hollanda’da tanıtma ve yayma misyonunu üstlenerek yine Türk yazarlara bir süre dijital bir ortam sundu.

Zaman Hollanda’da editörlük yapan Yusuf Alan tarafından 2006 ve 2007 yıllarında yazarlık okulu seminerleri ve seminerler sonunda makale ve şiir yarışmaları düzenlendi. Genç yetenekler Yavuz Nufel, Sadık Yemni, Murat Tuncel gibi tecrübeli yazarlarla işliklere katıldı ortak çalışmalar yaptı.

ikibinlerde medyada artan çeşitlilik  edebiyatta işlenen temalara da yansıdı. Türkiye ile olan bağlar daha güçlenirken konular da daha çok Türkiye gündemine paralel akmaya başladı, siyasi gruplaşma devam ederken göç konusu ilk yıllarında işlenen yokluk, özlem, kaçak işçiler, işyeri ve yerleşim yerlerinin sorunları yerine, uyum sorunları, aile birleşmeleri ve kültürel çatışmaları işlemeye başladı.

Göç artık uzun zamandır tek tema değildi. Teknolojik gelişmelerle mesafelerin ortadan kalkması daha evrensel konuları ve akımları da getirdi. Bazı yazarlar Türkiye’deki okur kitlesine yöneldiler. Sadık Yemni ve Murat Tuncel gibi bazı yazarlar kendi tarzlarıyla Türkiye’deki edebiyat da yerlerini aldılar.

Halil Gür, Murat Tuncel, İbrahim Eroğlu gibi şair ve yazarlar çocuklara ve gençlere yönelik eserler üretti ve eserlerinde Türkiye, doğu kültürü gibi konuları güncel konularla harmanladılar. Gölcük depremi sonrası şair ve yazar Eroğlu kardeşler (İbrahim ve Haydar Eroğlu) fıkra kültürüne eğildiler ve Deprem fıkralarıyla başlayan, daha sonra diğer derleme fıkralardan oluşan (Bahadın fıkraları – yöresel, ‘Kara Saray’daki Beyaz Adam Fıkraları’, ‘A’dan Z’ye One Minute Fıkraları’ – siyasi) eserler verdiler.

2007 yılında Sadık Yemni ve Atilla İpek’in girişimleriyle ODA Sanat Dergisi (odasanat.org) dijital hayatına başladı. Anafilya dergisinin yanında ODA Sanat daha çok Hollanda’daki Türk yazarlara yönelik yayın yapmaya çalıştı. Bu bağlamda Fehmi Özgök, Hürrem Efe, İsmail Polat, İbrahim Eroğlu, Haydar Eroğlu, Ali Şerik, Şeyda Koç, Yusuf Alan, Murat Tuncel, Kazım Cumert ve Mustafa Toga gibi Hollanda Türk edebiyatının kilometre taşlarıyla yapılan söyleşiler ve onlarla ilgili yazılar dijital ortama miras kaldı. ODA Sanat ayrıca Mesut Balık, Nazan Bilen, Ferda Güneş Aydın, Hasan Türksel, Ezgi Gürçay gibi genç yeteneklerinde aralarında bulunduğu 30 civarında Hollanda’da yaşayan yazarın eserlerine platform oldu. Bu dönemde ODA Sanat dergisi İlke dergisinin 90’lı yıllarda yaptığını yineledi ve ‘Hollanda Türkçe Yazarlar Platformu’ adı altında bir buluşma organize etti. Bu buluşmada konuşmalar yapıldı (elbette her yazara kürsü fırsatı düşmedi) anılar tazelendi ama ne yazık ki ileriye dönük somut adımlar atılamadı ve toplantı bir dostlar (!) buluşmasından öteye gidemedi ki bu uzun yıllar Hollanda’da yaşayan Türkiye kökenli yazarların durumunu özetler. ODA Sanat dergisi halen ‘online’ olmasına rağmen 2010’dan beri yeni bir yayın yapmamakta.

Sadık Yemni, Murat Tuncel’in başını çektiği daha çok bir mail grubu olarak işleyen Hollanda Türk Yazarlar Derneği daha siyasi bir kuruluş olarak başka bir grup tarafından ve başka bir şekilde işlevine devam etmekte.

Ekin Dergisinden sonra Hollanda’da birçok Türkçe dergi yayımlanmaya başladı. Bir kısmı belli bir politik akımın uzantısı durumunda olan  bu dergilerden Platform, Kadın, Deniz, Ufuk, Doğuş son yıllarda yayında olanların bazıları. Platform Dergisi uzun yıllar ‘Avrupa Şiir Yarışması’ düzenleyerek ve şiir akşamları düzenleyerek Hollanda Türk göçmen Edebiyatına katkıları oldu.

Akdeniz Şiir Festivali yine diğer ‘Akdenizli Ülkelerin’ şairleri gibi Türk şairlerin de Hollanda’da yeni okurlarla buluşması açısından güzel bir organizasyondu ve Murat Tuncel bu oluşumun içinde Türkiye’den Kemal Özer, Özdemir İnce gibi güçlü şairlerin katılımına aracı oldu.

Bütün bunlar olurken  Cem Duman tarafından Hollanda Türkiye edebiyat köprüsünü güçlendiren bir yayınevi kuruldu: 3C yayınevi. Bu küçük yayınevi birkaç yılda ondan fazla eseri Hollandacadan Türkçeye ya da Türkçeden Hollandacaya kazandırdı.

Kara Zambak çıkmadan önceki yakın döneme baktığımızda ise Balad Şiir Vakfı çıkıyor karşımıza. Geçmişte İlke’nin, Truva Derneğinin, ODA Sanat’ın Hollanda Türk edebiyatına kazandırdığı ivmeyi ve enerjiyi Ballad’ta tekrar görüyoruz. Çok istekli çok enerjik bir grubun 2-3 sene zarfında yaptığı organizasyonlara baktığımızda Nijmegen, Amersfoort, Lahey gibi şehirlerimizde Balad organizasyonları çıkıyor hep karşımıza. Tuncay Çinibulak, Haydar Eroğlu, Nazife Şimşek – Akyüz, Kadir Büyükakkaya gibi vakfın ağır işçileri şairlerimize ışık olup onların şair dostlarına ulaşmalarına katkıda bulunuyorlar. Balad Vakfı Ferda Güneş Aydın, Bektaş Tosun, Ali Şerik, Nadir Sayın, Sevda Kuran, Muzaffer Yanık, Serpil Arslan, Kerem Hikmet, Güleren Kılıçaslan, Şermin Koca, Musa Öztürk gibi şairleri barındırıyor çatısında ve çalışmalarına yılmadan devam etmekte ve eserler vermekte. İnanıyoruz ki Kara Zambak’ın eser deposu olacaklar.

Buraya kadar Hollanda’da Türkçe edebiyattan ve kilometre taşlarından bahsettik. Ancak Türklerin göçmen olarak geldiği diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Hollanda’da da ikinci üçüncü kuşak yazarlar Hollandaca yazdıkları eserlerini Hollanda edebiyatına kazandırmaya başladı.

Nazmiye Oral ve Funda Müjde Hollandanın tanıdığı ilk Türkiye kökenli yazarlardan. Her ikisi de tiyatro ve TV oyunculuğu ve köşe yazarlığının yanı sıra edebi eserleriyle de kendilerini kanıtladılar. Yine Nilgün Yerli bir dönem gazetesindeki köşesinden yazdığı makaleleriyle olsun romanlarıyla olsun sık sık medyada boy gösterdi, şu an Türkiye’ye yerleşmiş diye duyduk.

Hülya Çelik ve  Şenay Özdemir de yine az önce saydığımız diğer kadın yazarlar gibi on parmağında on hüner olan tiplerden.

Son bir-iki yıl da ise Özcan Akyol ve Murat Işık Hollanda edebiyatına ‘en çok satanlardan’ girdiler ve sımsıkı yerleştiler. Özcan Akyol televizyonlarda sık sık boy göstermekte ve yazdığı iki roman ile hakkında çok iddialı methiyeler almakta. Murat Işık’ın 2012’de çıkardığı buram buram anadolu kokan ‘Verloren Grond’ isimli romanı yine en çok satanlara girdi ve ‘Kayıp Toprak’ ismiyle Türkçeye de çevrildi. Bu iki yazarı ve onların arasına katılacak yeni yazarları ileriki yıllarda çok daha fazla duyacağız, okuyacağız gibi.

Genel olarak geriye baktığımızda  50 senede 50 kadar Türkiye kökenli yazarın Hollanda’da gerek Türkçe gerekse Hollandaca eserler kazandırdığını görüyoruz. Özellikle Hollanda’daki Türklerin kitap okuma alışkanlıkları olsun, onlara ulaşmadaki zorluklar, başlangıçta dergi ve yayınevlerinin azlığı, yine o yıllarda Türkiye ile olan bağların zayıflığı, birçok yazar ve şairin kendi imkanlarıyla kitaplarını bastırdıkları göz önüne alındığında bu işin ne kadar zor olduğu anlaşılır ki o yüzden gelinen nokta küçümsenmemelidir.

Son yıllarda Balad şiir vakfı ve Kara Zambak’ın oluşturduğu yeni enerji umarız yazar ve şairlerimize yeni bir elektrik verir, yeni yeteneklere kapılar açar.

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.