Menu

Kara bir gün bugün, kapkara bir gün hem de… Üstelik de yağmurlu üstelik de soğuk.  Gene de günün karanlığı içimden daha da aydınlık gibi. İçim zifiri, içim sızılıyor, içim yaralı, içim karmakarışık.

Kusasım var…

Bisikletimin üstünde buluyorum kendimi. Yağmur da umurumda değil, soğuk da… Islansam ne yazar, hastalansam ne…

Hastalanasım var…

Kulaklarım uğulduyor, beynimdeki sesler birbirine karışıyor… Görüntülerse korkunç: Elinin biriyle çocuğunun çenesini avuçlamış sonsuza bakan derin gözlü bir kadın.‘Dik dur oğlum, gözyaşımızı sonra dökeriz’ diyebilen yüce bir anne, bir sevgili. Gözlerine kurban olunası, bakışlarındakini anlamaya can atılası bir kadın. Kocasıysa yerde, kocasıysa paramparça…

O kadını sıkı sıkı sarasım var…

‘Teröristtin sözlük anlamı değişti’ diyor ince boylu bir kız. ‘Barış diye tutturan, hırsıza hırsız, katile katil diyen ve hepimiz kardeşiz, savaşa hayır diye haykıran kişiye terörist deniyor artık. Devletin yetkilerini arsızca kullanan, deli, psikopat, hırsız, katil, diktatörlere ise hümanist…’

Kucaklayasım var bu yürekli kızı, alnından öpesim var…

‘Öfkemizi içimize gömelim, intikam duygularına kapılmayalım.  Sakin olalım ve bir teröriste yakışanı yapıp ‘inadına barış, inadına hepimiz kardeşiz’ diyelim diyor bir başkası…

Yaralı, giysileri lime lime olmuş ağlayan bir kadını, yani karısını kucağına almış uzaklara ama çook uzaklara bakan yüzü kanlı bir adam… Oysa kızı yanı başında. Kızı yerde ve parampaça…

Acısını alasım, derdine ortak olasım var…

1978 Eylülünde ve 13 yaşımdayken, elimde kirli bir bisküvit kutusuna sığdırdığım eşyalarla ilk adımımı attığım Ankara Garı şimdi kan diyarı, can pazarı…

Ağız dolusu küfür edesim var…

Yağmur varsın ıslatsın beni. Varsın üşütsün rüzgar beni, seni, onu, bizi…

Televizyonda ‘bu olaydan dolayı bizi eleştirenlerin kendileri teröristlerdir’ diye bağırıyor bir yerlerini yırtarak birileri. Kafa sallayarak onaylıyorlar yalakaları…

Suratlarına türküresim var…

Yağmur, rüzgar ve pedallara delice yüklenen biri, deli biri, delirtilmiş ve sessiz bir adam. Ben miyim o? Yoo, bu sen de olabilirsin; çılgınlıkların, vahşetin yaşandığı bu dünyada dayanma gücünü yitirmek üzere olan bir başkası da… Çığlık atan ama çığlığını sırf kendi duyabilen biri…  Ben, sen, o…

Ölülerin bile tekbir nidalarıyla yuhalandığı bir ülke olmuş güzel vatanım. Şizofren bir ruh hali, uçurumun tam ucu…

Haykırasım var…

Yağmur yağıyor. Yağmur Hırvatistan’da, Sırbistan’da yollara dökülmüş mültecilerin üstüne de yağıyor. Yağmur kucağında ağlayan bebeğini soğuktan korumaya çalışan annelere, papuçları balçıkta kalan ince bacaklı çocuklara, mavi naylon yağmurluklara sığınmış gençlere de yağıyor. Memleketlerine zehir ekilen bu insanlar denizlerde boğulmaktan kıl payı kurtulanlar… Sözüm ona şanslıları…  Onları denizlerde boğduramadılar ya zalim soğuğa, insafsızlığa, başkalarının merhametine mecbur ettiler. Yağmur onlara yağmasa keşke, bana yağsa, donuma kadar ıslansam da o çocukları üşütmese yağmur…

Sırılsıklam ıslanasım var…

Islanan, üşüyen, yorulan, acıkan, hastalanan, horlanan, aşağılanan, kabullenilmeyen; yerleri, yurtları, evleri barkları, toprakları, köyleri, canları bile ellerinden alınan bu insanlar üzerine çirkin pazarlıklar yapılıyor hilalli altın koltuklarda.

‘Yuuuh be’ diye bağırasım var…

Sahi insanlar neden mezarlardan korkarlar, nefret duygularıyla mezarları kıran ruh halinin psikolojide karşılığı var mı?

Bisikletim beni nereye götürür önemi yok, yeter ki bir yer olsun kimsesiz ve sessiz. Ağlayabileceğim, ağız dolusu küfür edebileceğim, haykırabileğim bir yer. Islak olsun varsın. Soğuk olsun…

Ağlayasım var…

Öyle de oluyor. Islaklık ve soğuk önce ayaklarımı, sonra bacaklarımı ve giderek tüm gövdemi sarıyor. Kıyıda kumsala yüzükoyun uzanmış bir çocuk cesedi görüyorum… Daha ilerde üzerine gazete örtülmüş bir başka ölünün başucunda ellerini tanrılarına açmış isyan ederek ağlayan iki erişkin adam… Her şeyi gören ve bilen tanrıları onları hiç ama hiç görmüyor.

Giderek gözlerim de ıslanıyor…

Ölüler var dipte, çoğu çocuk ve kadından oluşan yüzlerce, binlerce ölü… Birbirine sarılmış ölüler, gözleri açık kalmış ölüler… Ben niye yaşıyayım ki, sen niye varsın ki, o niye nefes alıyor ki?

Bak orada, yosunların üzerinde, elini çocuğuna doğru uzatmış öylece yatan genç bir kadın var. Tek başına. Yüzü mosmor ve şiş.

İşte o genç annenin yanına uzanasım var.

Artık ne soğuğu ne de ıslaklığı hissediyorum…

Ekim 2015

One Comment for "Ekimde Bir Gün"

Leave a comment

Het e-mailadres wordt niet gepubliceerd.